MAHPERİ ~1.BÖLÜM ~

Please log in or register to like posts.

Genç kadın yağmurun sesiyle gözlerini aralayıp ,uyku mahmuru bakışlarını pencereye doğru çevirdi. Onun deyimiyle gökyüzü ağlıyordu. Yağmur ona hüznü hatırlatırdı, dağılmaz sandığı ailesini  ama en çok da annesini, hoş hiç aklından çıktığı yoktu ki. Biraz daha yatak da öyle kalırsa saçma bir melankoli içine gireceğinden korktuğu için yorganı üzerinden atıp ,ayaklarını yatağından sarkıtarak, sağ bacağından yukarıya sıyrılmış şarap rengi pijamasına baygın bakışlarını gönderdi Mahperi.

Ayağa kalkıp koridorda ki banyoya gitmek için yola koyulduğu sırada bir yandan da bileğindeki siyah toka ile saçlarını alalade bir şekilde tepesinde topladı. Elini yüzünü yıkayıp aynada yansımasına baktı. Karar vermişti, kesinlikle pazartesilerden ve kıştan nefret ediyordu. Dişlerini fırçalamak için kollarını sıvadı sonra her ne kadar ağzında fırça varken zor olsa da şarkı mırıldanmayı da ihmal etmedi. Tam nakaratta bağırmak için hazırlanırken. “Periiiii! E hadi ama yine mini konser mi veriyorsun orada. İçeri girmek için noterden imzalı kağıt mı almak gerekiyor acaba?” Canım arkadaşımın bu söylediğine sessizce gülerken benden de cevap gecikmedi ,kudurmuş gibi görünen ağzıma umursamadan aynadan görünen kapının yansımasına bakarak ” ne varmış canım güne böyle başlıyorsam? senin gibi somurtkan olmaktan iyidir, hem sen de dene bence yoksa bu gidişle çabuk kırışacaksın.” Melek’in babaanne gibi söylenmesine aldırmadan devam ettim, “bak ben çıkana kadar paspasa bırakayım deme sakın, tut biraz daha.” Melek’in aldığı derin nefes kulaklarımı tırmalarken “ha sanki ben bayılıyorum her sabah her sabah böyle kuyrukta beklemeye hayır ne ara uyanıp, ne ara ayılıp, ne ara eyleme geçiyorsun? Anlamıyorum ki..”. O böyle düşünceli düşünceli konuşurken, ben kapıyı açmış ifadesiz bir şekilde ona bakmaya devam ettim,susmayacağını anlayınca da “istersen tekrar gireyim bir de Zara’dan söyleyeyim diyorum,malum orada eko bayağı iyi çünkü” Melek gözlerini kocaman açıp kolumdan tutup koridora doğru çekti beni “ay aman diyim şimdi sen uzun havaya geçiş yaparsın içeride, bekle beni ben bir fragmana bağlayıp hallediyorum hemen, sen çayı koy yeter” demesi ile tuttuğum kahkahayı  patlatmam bir oldu.Başımı sağa sola sallayıp adımlarımı mutfağa çevirdim. Deli dolu ama seviyordum ben bu kızı yinede.

Çaycıdaki suyun kaynadığını belirten sesi duyduktan sonra elimde ki bıçağı, dilimlemeye çalıştığım domateslerle birlikte doğrama tahtasının üzerine bıraktım. Hemen çayı demleyip, buzdolabında kahvaltılıkları da çıkartıp cam masaya yerleştirdim. Yarım bıraktığım işimin başına dönüp orta boy tavanın altını yaktım, biraz tereyağ koyup erimesini bekledim, domatesleri önlü arkalı bir güzel kızartıp tuzunu da attım. Üzerlerine de dilim kaşar peynirini yerleştirdim en son da biraz kekik serpip kendine gelmesi için kapağını kapattım. “Off şu kekiğin kokusundan sebep gözlerimi kapatıp kokuyu takip ettim desem yeridir” diyen şaşkın arkadaşıma tebessüm edip çayları koymaya başladım. Bende masada yerimi alınca ağzında koca bir ekmekle “eee bugün nopocoksın evde” diye boğuk bir şekilde sesi çıkan Melek’e çatalıma taktığım zeytini önünde sallayarak yüzüne baktım anında ciddiyete bürünen  Melek ,, ağzını kapatıp lokmasını bir güzel yutup, gözlerini bana dikti. Zeytinden nefret ettiği için bu yaptığı bana göre normal sayılırdı, kahvaltı yaparken o kase hep masanın ucunda evlatlık muamelisi görür hep mesela. Kınarmış gibi homurdanıp “cık cık cık hiç yakıştıramadım hemen zaafları kullan zaten, şimdi yavaşça o elindekini yerine bırak deyince haince sırıttım. Elindeki bir diğer parçayı, kaşar peyniri ve domatese iyice batırırken “off ama böyle tam bir ekmeği yerim ben peri” biten çayları doldurmak için ayağı kalktığımda, “olsun sen bu çene ile eritirsin salla gitsin yarasın benim Meleğime” öpücüğümü de gönderip yerime oturdum, somurtup yemeye devam etti sevimli bir ifade ile yüzüne baktım. Canım arkadaşım benden 2 yaş büyüktü aslında ama yüzü güzel olduğundan bu konuda avantajlı sayılırdı. Melek’le aynı restoranda çalışırken tanışmıştık, ben de o zamanlar yalnızlığa yeni yeni alışmaya çalışıyordum. O da ailesinden uzakta hayata tutunmaya çalışıyordu.İstenmeyen çocukmuş Melek, annesi onu evlilik dışı dünyaya getirmiş babasını hiç tanımamış. Annesi sadece yetecek kadar harçlığını gönderir arayıp sormaz hiç kızını. Anlattığına göre annesinin durumu öyle kötü de değilmiş sadece Melek’i kabullenememiş. Bizim saf kıza kalsa annesinin gönderdiği parayı da almayacaktı, ama sonra ne düşündüyse hakkım o zaten dedi,kabul etti. Kader ortağı sayılırdık bir yerde aslında. Zamanla onunda yalnız yaşadığını öğrenmiştim sürekli bir o bende,bir ben onda kalmaya başlayınca artık Melek isyan bayraklarını çekip onda film izlediğimiz bir gece “kızım biz sorunlu muyuz acaba? demişti. Ben de filmde olan bakışlarımı ona çevirip “ne alaka durduk yere,niye gömdün ki bizi ” dedim.
“Hayır yani, öyleyiz bence çünkü. Baksana şu halimize bizi böyle gören ev arkadaşı falan sanır. Kimse, ‘Peri ertesi gün yarım saatlik mesafeyi aşıp da kendi evine gidiyor aslında’ demez yani Peri”.Ben avanak avanak Melek’e bakmaya devam ederken “yani gelsen yerleşsen şu eve de evimiz şenlense nolur sanki, hem iş yerine de çok yakın burası, yine yalnız gibi takılırsın istediğin zaman ben seni fazla da sıkmam, en azından deneyelim he? Nolur nolur noluuuuuur” denemekten zarar gelmeyeceğini bildiğim için “ee madem çok ısrar ediyorsun, deneyelim bari.” Melek bulunduğu yerden boynuma atlayıp “ayy biliyordum vallahi de billahi de beni kırmayacağını biliyordum” sarmaş dolaş bir şekilde kıkırdamaya devam ettik.
Zamanla birbirimize çok güzel de uyum sağlamıştık, arda kalan zamanlar da Melek’in hobi olarak çaldığı gitarına bende sesimle eşlik ediyordum, ruhumuzu arındırıyorduk bir nev-i.
Bir gün iş yerinde patronumuz Hakan Bey ile canlı müzik yapan grup arasında son dakika golü atılmıştı, sahneye 20 dakika kala adamlar eşyalarını toplayıp çekip gitmişlerdi. Ahh Hakan Bey’in o gün ki öfkesi! Halâ gözlerimin önünde. Son dakika olduğu için hemen yeni birilerini bulup sahne saatine kadar oraya getirmesi imkansız sayılırdı. Bizde durumum ciddiyetini fark edince Melek Hakan Bey’den izin isteyip hemen evdeki gitarını kapıp gelmişti. 5 dakika kala yetişen Melek sahneye çıkmak için de izin koparınca (ki her nasıl yaptı bilmiyorum ama iyi ki de yapmış diyorum şimdi) ben de son anda kendimi sahnede bulmuştum. Bu deli cesaretimizi içimden ayakta alkışlayıp mikrofonun başına yerleşmiş Melek’ten gelecek olan komutu beklemeye koyulmuştum. Mekanda Kenan Doğulu’dan ”tutamıyorum zamanı” şarkısının introsu duvarlarda yankı uyandırınca, rahatlamanın verdiği o pamuk gibi hisle gözlerimi kapatıp şarkıya  konsantre oldum.  En azından iyi söylediğim parçalardan biri diye düşündüm.

Geceyi olaysız bir şekilde atlatıp bu işten anlımızın aklıyla çıkınca Hakan Bey bizi odasına kadar çağırmıştı. İçeri girince oturmamız için siyah tekli deri korktukları işaret etmişti. Bizde iyicene yerleşince, Hakan Bey memnun bir ses tonu ile “kızlar bu gece için sizlere gerçekten çok teşekkür ederim. Beni o kadar büyük bir sorunun eşiğinden kurtardınız ki, aslında bakarsanız böyle bir yeteneğiniz olduğunu bilmiyorum.”  Biz Melek’le birbirimize bakıp tebessüm edince Hakan Bey devam etti “aslında aradığım şey gözümün önündeymiş de ben görmemişim” deyince bizde kayışlar kopmuştu. “Ne dersiniz kızlar bence siz bu işi kıvırırsınız gibime geliyor.” O an çığlığı basmıştık tabi ki  neredeyse Mahmut Tuncer gibi elimizde mendil halay çekmediğimiz kalmıştı. O gün bu gündür canlı müzik işi bizde idi.Pazartesi , çarşamba ve cumartesi  haftanın 3 günü yetiyordu  bile , garsonluktan daha iyi kazandırdığı ortada zaten biz istedik bir göz Allah verdi iki göz diyelim kısaca.

Anılar âleminden silkelenerek çıkıp gerçek dünyaya geçiş yaptım, kahvaltıma kaldığım yerden devam ettim.
İnce belli bardağımı elime alıp ,şekersiz çayımdan temkinli bir şekilde ufak bir yudum aldım. Melek benim tam aksime benim kullanmadığım şekerleri de çayına attığı için onun ki aslında şerbet oluyordu.
“Akşama mesai bittikten sonra bizim çocuklarla takılmayı düşünüyoruz sende gel diyeceğim ama…” ben de sanki bunu söylemesini bekliyormuş gibi atladım hemen “ayy yok ben sonra şey ederim siz takılın” Melek ,kırpıştırdığı gözleriyle Türkan Şoray modunda “ama kuzum böyle evden işe, işten eve nereye kadar Tanrı aşkına” iğrenç taklit yeteneğine dil çıkarıp ” biliyorsun sahneden sonra kafam kazan gibi oluyor, izinli bir günümüz de telafi ederim ha tatlım” Kafasını sallayan Melek masadan kalkıp “neyse, ellerine sağlık bebeğim neredeyse öğlen olmuş zaten benimde dışarıda ufak tefek işlerim var ,anca yetişirim akşama 8’de restoranda görüşürüz o zaman” ben daha nereye diye sormaya kalmadan ardında tozunu bırakmış şaşkoloz arkadaşımın peşine bakmakla yetindim sadece.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir