Acıya Ramak Kala

Please log in or register to like posts.

4 tekerlek 5 6 saniyeliğine o binanın önünde duruyor. Arabanın içinde bir kız çocuğu o pencereye doğru bakıyor . Sonra da yavaş yavaş kafasını kaldırıyor… Şimdi de pencerenin panjuruna baktığını tahmin ediyorum.
Ağzı açılıyor
Dudakları kıpırdıyor
Yanındakilerin ağzı kapalı
Ne diyor anlayamıyorum tabii.

Ben böyle her gün aynı şekilde bir korna sesiyle irkilene kadar gaza basmıyor, o kızı gözlüyordum.

Sonra bir gün ne oldu biliyor musun?
O arabadan indi o binaya doğru ilerledi. Ben de kendimi peşinden giderken buldum.
Karşıdan karşıya geçerken biri sayıştırdı ben döndüm.
Hızla yoluna devam etti…

Artık binayla yüz yüzeydi
Ben de arkasındaydım
Onu izliyordum. Göz kapakları seyriliyor, dudakları titriyor ve sonunda beklediğim gibi çenesi düşüyordu. Boyaları dökük, soyulmuş bir insanı andıran bu binaya girebilir mi, bilmiyordum.
Dizleri tutmuyor, dizlerinin üstünde dikilmeye çalışıyordu. O sırada, bir savaşta telsiz cızırtısıyla yükselen kalp atışları gibi büyük bir sesle biraz korkmuş biraz daha heyecanlanmış kafasını yukarı kaldırdı.
Biliyor musun Filiz, ben de başımı onunla kaldırdığımı fark ettim nice sonra. Bunları neden yapıyordum. Bu şeyler başıma neden geliyordu… Arabama atlayıp Pierre Loti’de yeni hayallerimle iki lafın belini kırmak varken burada ne işim vardı….

Bir uçak tepemizden hızla geçti…
O an kulaklarını avuç içleriyle sıkıca kapatmaya çalıştığını, çocukluğumdaki demir tasonun rengini nasıl iyi hatırlıyorsam bunu da öyle hatırlıyorum. Bir el çabukluğuyla çaktırmadan kaptığım tasolar, atılmış demir bir pençe olup kan tadı bırakıyordu ağzımda. Sızanları ise avuçlayarak geri tepiyordum ceplerime. İnsanın utanma duygusuyla ceplerime izinsiz doldurduklarımda tanışmıştım.
Bir sebebi olmalıydı bu rahatsızlığın….
Yüzünün yarısını karanlıkların seyrettiği bu ülkesiz prensesin sesini duymak için can atıyordum.
-Duyabildin mi?
-Dur acele etme. Hikâyenin başındayız daha. Ben de senin gibi acele ediyordum tabii.

Bir eğiyor başını bir kaldırıyordu. Kelimeler aklında köşe kapmaca oynuyor gibiydi.
Birkaç tanesini oturtmak istiyor:
“Şöyle buyurun burası sizin yeriniz, çekinmeyin; evham, zaman,insan falan…” Bütün kelimeler birbiriyle yarışıyordu. Bir ara tamam dedim şimdi oldu. Soluklanmak istiyor… İlk defa o an bir ses duydum ondan.
Dedi ki…
“Ne dedi Yılmaz, çatlatma insanı karpuz gibi ortadan ikiye.”

 

Selcen Öcal

Kimler Beğendi?

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir