Amerika Birleşik Devletleri ve Seçimi

Please log in or register to like posts.

Bugün itibariyle dünyanın en büyük ekonomik ve askeri gücü olan Amerika Birleşik Devletleri 45. başkanını seçti. Dünya kamuoyunun beklentilerinin ve yapılan anketlerin aksine Demokrat Hillary Clinton Birleşik Devletler’in ilk kadın başkanı, yani “Madam President” olamadı. Hayli değişik bir kişiliğe sahip olan, adaylığını koyduğu ilk günden itibaren; yaptığı açıklamalar, gafları ve özel hayatıyla sık sık gündeme gelen Cumhuriyetçi Donald John Trump Amerika Birleşik Devletleri’nin yeni başkanı oldu. 227 yıllık “Mr. President” yani “Bay Başkan” unvanı kullanılmaya devam edecek yani. Seçimlerin magazin kısmıyla ilgilenenler özellikle bu konuda baya kafa yormuşlardı. Eğer Clinton başkan olursa ki kesin gözüyle bakılıyordu, ona nasıl hitap edilecekti? Bir de tabii eski “Mr. President” Bill Clinton’a nasıl hitap edilecek sorusu vardı. Malumunuz olduğu üzere Amerikan Başkanları’nın eşlerine “First Lady” yani “Birinci Hanımefendi” denir. Bu açıdan Bill Clinton ve ona nasıl hitap edileceğine kafa yoranların omuzlarından da büyük bir yük (!) kalkmış oldu.

Bütün dünya 8 Kasım 2016 tarihinde pür dikkat Birleşik Devletler’e kilitlendi. Elbette dünya ülkelerinin kahir ekseriyetinde seçimler yapılıyor. Fakat hiçbiri Amerikan seçimleri kadar gündemi meşgul etmiyor. Bunun nedeni çok açık. Tüm yargılarımızdan, kimliklerimizden sıyrılarak şunu kabul etmek zorundayız ki büyük ölçüde Amerika Birleşik Devletleri, tercihleri ve politikalarıyla tüm dünyayı etkileyen bir güç. Dolayısıyla bu ülkede yaşanan gelişmeler tüm dünyaca yakından takip edilmek zorunda. Dünyanın askeri harcamalarının %36’sını tek başına yapan, yaklaşık 15 trilyon dolar ile dünyanın en büyük ekonomisini yöneten, dünyada bilim ve teknoloji üretiminin hatırı sayılır kısmını elinde bulunduran, sayılı birkaç uzay gücünden en büyüğü olan bu devlet; bugün olumlu ya da olumsuz her açıdan dünya çapında etkinliğe sahip yegâne güçtür. Her ne kadar uluslararası sistem giderek çok kutuplu bir hale gelse de, Soğuk Savaş’ın bitiminden itibaren mevcut durum bu şekildedir. O yüzden rasyonel düşünmek, dünyayı ve onun mevcut en büyük gücünü tanımak ve takip etmek zorundayız.

Bugün Amerika Birleşik Devletleri dünyanın en büyük gücü. Fakat ben ve inanıyorum ki benim gibi düşünen 80 milyon Türk, Türkiye Cumhuriyeti’nin dünyanın en büyük gücü olması hayaliyle yanıp tutuşuyor. Bu, bizim Kızılelma’mızdır. Bunu gerçekleştirmek için de çok çalışmak, fikri ve zihni dönüşümler gerçekleştirmek gibi yapmamız gerek çok iş var. Bunlardan biri de dünyayı, yani bizim dışımızdakileri çok ama çok iyi tanımak. İnşallah bir gün tüm dünya da bizim en küçük hareketimizi dahi pür dikkat izleyecek. Çünkü o gün biz dünyanın en büyüğü, en güçlüsü olmuş olacağız. Bugün bile attığımız adımlar dünyaca yakın takipte zaten. Bunu her alana yayacağız, her alanda en iyi olacağız. Kendimizle alakalı kısımları burada noktalayıp tekrar Birleşik Devletler’e dönelim.

Trump artık Amerika Birleşik Devletleri Başkanı. 20 Ocak 2017 günü yemin ederek görevi Barack Obama’dan teslim alacak. Peki, Amerikan politikalarında çok büyük bir değişiklik bekleniyor mu? Bu soruyu yanıtlamak zor olsa da bir takım öngörülerde bulunmak mümkün. Trump, adaylığı sürecinde bir takım vaatlerde bulundu. Kayıt dışı göçmenlerin ülkeden çıkarılması, Trans Atlantik ve Trans Pasifik Ortaklık antlaşmalarından çekilmek, Suriye’de Amerikan askeri varlığını, hava kuvvetleri özelinde, arttırmak ve Rusya ile işbirliği yapmak gibi. Bunlar daha çok Amerikan dış politikası ile ilgili olanlar. Ben de bir Uluslararası İlişkiler öğrencisi olarak bunlara dikkat ettim hep.

Özellikle Suriye konusu bizi daha yakından ilgilendiren bir başlık. Amerika’nın Rusya ile işbirliğine gitmesi Suriye’de Esad’ın geleceğinde yeni bir boyut oluşturabilir. Hatta Esad koltuğunu bile koruyabilir. Bir başka açıdan, Hillary Clinton’ın açıkça silahlandıracağını söylediği PYD/PKK güçlerine Trump’ın da ifade etmese de destek olacağı tahmin ediliyor. Bu aslında mevcut Amerikan dış politikasının bir aracı. Trump zafer sonrası yaptığı ilk açıklamada tüm dünya ile uyum içinde çalışma, çatışmadan kaçınma mesajı verdi. Bunların ne kadar gerçekçi olduğunu zaman gösterecek elbette.

Türkiye açısından baktığımızda ise en kilit meselelerden biri terörist başı Fethullah Gülen’in Türkiye’ye iadesi. Hillary Clinton’ın aksine Donald Trump ile bu konuda daha anlayışlı bir süreç ve hatta iade ile neticelenme bekleniyor. Bunda seçim kampanyaları boyunca Fethullahçı Terör Örgütü’nün alenen Demokrat aday Clinton’ı desteklemesi, bağışlarda bulunması da etkili. Yine Türkiye açısından, Irak ve Suriye politikalarında mevcut Amerikan hükümeti ile yaşanan ihtilafların Trump döneminde bir takım uzlaşılarla giderilmesi beklentisi var. Türkiye özellikle ulusal güvenliği ile ilgi konularda destek bekliyor. Kuzey Irak ve Kuzey Suriye’de herhangi bir terörist yapılanmaya müsaade edilmeyecek ve gerekli mücadele sonuna kadar yürütülecek. Amerika’dan da müttefik olarak destek bekliyor. Henüz daha hiçbir şey net değil. 20 Ocak 2017 tarihinden itibaren yavaş yavaş netleşmeye başlayacak.

Müslümanlara karşı söylemleri, göçmenlere karşı yaklaşımı vs. ile hayli tepki çeken bir kişilik Donald Trump. Nerdeyse bütün dünya Trump’ın başkanlığa seçilmesi karşısında büyük bir şaşkınlık içinde. Fakat özellikle orta sınıf Amerikalılar ve WASP (White, Anglo-Saxon, Protestant) kimliği ile ifade edilen Beyaz Amerikalılar Trump’tan umutlu gibi. Bakalım bundan sonra süreç nasıl işleyecek? Trump, gerçekten kafasındakileri bire bir uygulayabilecek mi? Yoksa güçlü bir sistemi olan Amerika Birleşik Devletleri, bu ilginç emlak milyarderini kendi sistemine uyumlu hale getirebilecek mi? Donald John Trump, Amerika’yı Tekrar Büyük Yapabilecek mi? Yaşayıp göreceğiz.

Saygılarımla

Şükrü DOĞAN

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir