Birleşik Krallık’ta Referandum ve Türkiye

Please log in or register to like posts.

Birleşik Krallık Avrupa Birliği’nden ayrılma yönünde karar kıldı. Karara en büyük destek İngiltere ve Galler’den gelirken, İskoçya ve Kuzey İrlanda büyük oranda Avrupa Birliği’nde kalma yönünde oy kullandı. Bu tablo Avrupa Birliği’nden ayrılma yönünde adım atan Birleşik Krallık’ın, kendi içinde de ayrışmasını gündeme getirdi. Zira bağımsızlık taleplerinin ciddi şekilde yankı bulduğu Kuzey İrlanda ve İskoçya’da yeniden Birleşik Krallık’tan ayrılma talepleri ayyuka çıktı.

Ayrıca referandum kampanyası boyunca Avrupa Birliği’nde kalma yönünde çalışan Başbakan David Cameron da ekim ayındaki Muhafazakar Parti kongresinde görevi bırakacağını açıkladı. En az 2 yıl sürmesi beklenen Birlik’ten ayrılma sürecini yeni bir başbakan yürütecek.

Birleşik Krallık’taki ayrılma kararı, Avrupa Birliği’nin diğer ülkelerindeki Birlik karşıtı politikacıları da harekete geçirdi. Hollanda ve Fransa’da da referandum yapılması talepleri konuşuluyor.

Sonuç olarak; 3000 yılından önce Türkiye’nin Avrupa Birliği üyesi olamayacağını söyleyen Birleşik Krallık, 2 ila 10 yıl içerisinde Birlik’ten ayrılacak. Birlik Komisyon Başkanı Junker de sürecin uzatılmaması gerektiğini ifade etti. Avrupa Birliği tarihinde ilk kez bir ülke Birlik’ten ayrılacak. Birlik, hem siyasi hem de ekonomik açıdan prestij kaybına uğrayacak. Son yıllarda giderek kötüleşen Avrupa Birliği imajına bir darbe daha da inecek.

Bu sonuçlar, hem Avrupa Birliği üyesi devletlerin hem de Birlik üyeliğine aday devletlerin, Bütünleşmiş Avrupa idealini sorgulamasına yol açacak. Önümüzdeki tabloda, Avrupa’da artan aşırı sağ eğilim ilerleyen zamanlarda birlikten yeni kopmaları da beraberinde getirebilir. Ya da Türkiye gibi 60 küsur yıldır hevesle Avrupa’yla bütünleşmeye çalışan bir devletin adaylıktan çekilmesini ya da ifade edildiği gibi benzer bir referandum ile halka götürülüp, çıkan sonuca göre politikalar izlenmesini gündeme getirebilir. Her halükarda Birleşik Krallık’taki referandum ve çıkan sonuç; bir cazibe merkezi olarak Avrupa Birliği’ne büyük bir darbe vurmuştur. Lakin kısa vadede Avrupa Birliği ve Bütünleşmiş Avrupa ideali, cazibe merkezi olma özelliğini ve dünyada benzersiz bir siyasal yapılanma olma özelliğini sürdürecektir.

Birleşik Krallık referandumu ile yeniden gündemimizin merkezine oturan Avrupa Birliği üyelik süreci Türkiye açısından çetrefilli olmaya devam ediyor. Geri Kabul anlaşması ve vize muafiyeti sorunları, Avrupa’nın Türkiye’ye yaklaşımı ve Türk kamuoyunda artan Avrupa Birliği karşıtlığı bizi tekrar üyelik sürecini sorgulamaya itiyor. 60 küsur yıldır üye olmayı beklediğimiz Avrupa, bizi farklı gerekçelerle dışarıda tutarken aynı zamanda kendisinden de uzaklaşmamızı istemiyor. Bunca yıldır sürüncemede kalan üyelik sürecimizde elbette Türkiye’nin atması gereken birçok adım var. Lakin Avrupa Birliği üyesi bir Türkiye’nin de mevcut Birlik üyeleri açısından yaratacağı etki Türkiye’nin üyeliğini olumsuz etkiliyor. Türkiye; büyük ve genç nüfusu, ekonomik potansiyeli ile Avrupa Birliği üyesi olması halinde Birlik’in en büyük güçlerinden biri haline gelecek. Bu da başta Almanya ve Fransa olmak üzere Birlik’in “büyük abilerinin” işine gelmiyor. Öte yandan Türkiye’nin Avrupa dışında komşusu olduğu Ortadoğu coğrafyası  ve buradaki sorunlar da Avrupa açısından Türkiye’nin üyeliğini tehlikeye sokuyor. Net bir ifadeyle, Avrupa Ortadoğu ile doğrudan sınırdaş olmak istemiyor. Türkiye’nin atması gereken yapısal adımlar ve Türk-İslam kimliği de denkleme eklendiğinde karşımıza elde edilmesi güç bir Avrupa Birliği üyeliği çıkıyor.

Dolayısıyla on yıllarca atılan adımlara, verilen tavizlere rağmen elde edilemeyen Avrupa Birliği üyeliği, gerçekçi bir bakış açısıyla hala uzak bir ihtimaldir. Gelinen nokta artık onur kırıcı bir safhadadır. Son referandum kampanyasında da olduğu gibi Türkiye onur kırıcı bir şekilde propaganda argümanı yapılmıştır. Buna daha fazla müsaade etmemek, eğer devam edecekse de üyelik sürecini daha ciddi ve geniş tavizlerden uzak yürütmek gereklidir. Türkiye öncelikle Gümrük Birliği’nden çekilmeli, verdiği sözleri tutmayan Avrupa karşısında Geri Kabul anlaşmasını askıya almalı ve ciddiyetini göstermelidir. Türkiye büyük bir devlettir. Avrupa Birliği bizim için önemli bir hedeftir. Ama asla tek hedef değildir, olmamalıdır. Türkiye’nin kendini gözden geçirmeye ne kadar ihtiyacı varsa, Avrupa’nın da o kadar ihtiyacı vardır. Taviz tavizi doğurur. Elbette ki uluslararası ilişkiler bir tavizler dengesidir. Mesele topuzun ayarını kaçırmamaktır.

Saygılarımla

Şükrü DOĞAN

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir