Çam Hışırtısı

Please log in or register to like posts.

ÇAM HIŞIRTISI

Yine haddini aşan bir gerçeklikle çalar saatin sesini işitti. Geç yatmamıştı aslında lakin son günlerde hali pek umut verici değildi. Gözlerini açmıştı ama ruhu hala kapılarına kepenk vurmuş bakkal Halit amcanın dükkanı gibiydi. Ruhunu taşıyamayacak kadar ağır bir vaziyet içinde ciğerlerine solumuştu, camdan esen çamların geceleri senfoni oluşturup heyecanla ürettikleri havayı.  Zevk aldığı birkaç kırıntı vardı şu yaşaması zorlaşan gezegende. Saati kaça kurmuştu? Ya da saat kaçtı? İşe yine mi gitmeyecekti. Hayır, hayır hiçbiri umurunda değildi. Her gün yataktan kalkarken dikkat ettiği batılı yok etme çabası fikri belirdi ve sağ tarafından kalkmanın mutlu güne başlamanın ileri sürüldüğü yalanını tekrar ederek banyoya adım attı. Sevmezdi vücudunun kirliliğini. Duşa girecek kadar sıhhatli değildi. Aynaya uzun uzun baktı. Tek hayal ettiği ilkokul zamanı, sabahları kalkmanın vermiş olduğu zorluklarla banyoda soğuk suyun acı tadını hissedişi gözünde canlandı. Annesinin mutfakta olacağı heyecanı sardı kalbini hızlı ve nazik adımlarla mutfağa yönelmişti. Karşısında kocaman yığın bulaşıklar, etrafa dökülmüş yulaf taneleri, süt damlaları vardı. En son ne zaman doğru düzgün kahvaltı yapmıştı. Masa gözüne çarptı, hatırladı. O üzücü olayın sabahı bol kahkahalı ve huzurlu bir kahvaltı yapmıştı. Ayakta duracak hali kalmadı. Yere çöktü. Kızının küçük oyuncağı masanın altından göz kırpıyordu. Gözyaşları durdurulamayan bir nehir gibi, sevgisinin, acısının, hüznünün sessiz çığlığı oluyordu. Kulakları oyun oynuyordu sanki. Duymadığı sesleri duyar gibi kızının, eşinin sesleriydi bunlar. Aman tanrım bunlar bir insan için yaşanılması ne büyük acılardı. Zorla ayağa kalkmaya çalıştı gözleri ağlamaktan bulanıklaşmış, gücü azalmış şekilde bir balığın karaya vurmuş hali gibi ayağa kalkmaya çalışıyordu. Bedeni değildi tek yorgun olan kalbinin sızısını hissediyordu.  Boğazında düğümlenen çok fazla anı vardı. Salondaki o eskiden kalma koşuşturma, konuşma, bağrışmaları aradı. Artık bulunamayacak, dönülemeyecek ve görülemeyecek kadar uzaktalardı. Yaşam onun için uzaydan daha büyük bir boşluğu ifade ediyordu. Tükenmenin son raddesini özümsüyordu. Gözleri boğuk bir bakışla soldu, karardı, kapandı. Yaşamına değil dakikalarınaydı sitemi. Daha hızlı geçmeli daha yakınlaşmalıydı sonu. Gözleri uzunca saatler açılmadı. Kalbi ve ruhu duygulara esir ve teslim olmuş. Gözlerinden akan yaşlarla ifade veriyorlardı. Uykusunda değil gibiydi. Hızla ayağa kalktı. Tek hedefi yerde duran çerçeveyi alıp yatağa dönmek miydi? Olduğundan daha hızlı ve yaşanılması kolaymış gibi hareket ediyordu. Kumandayı çalıştırmayan pilin saati çalıştırması gibi bir enerji vardı içinde. Fotoğrafı aldı ve koltuğa uzanmaya yeltendi. Başaramadı. Onlarsız yaşamayı aylardır başarmadı. En çok yaşamın içinde olan anılarını sayıklıyordu. Gözlerine yavaş bir sızı iniyor ve yavaşça kapanıyorlardı. Kalbi olduğundan hızlı atıyor. Çamların havasını daha güzel hissediyordu. Yüzünde uzun süredir görülmeyen bir tebessüm belirdi. Neler hissediyor, içinde neler yaşıyordu. Bilinemezdi artık. Çamların hışırtısı daha belirgin ve daha yoğundu. Gözleri kapanmıştı lakin güne değil. Yaşama.

@hukuksalbisaglıkcı

Ahmet Karakuş

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir