Çocuklarımıza Yanlış Öğretiyoruz!

Please log in or register to like posts.

21. yüzyıl çerçevesinde hala, kadın erkek eşitliğinin savunuculuğunu yapmak durumunda kalıyoruz. Diğer gelişmiş ülkeler; bilim adına, felsefe ve sanat adına gelişirken biz hala kadının kahkahasını düşünüyoruz. Kadın kahkaha atmalı mı? Atmamalı mı? İstediği saatte dışarı çıkabilir mi? İstediğini giyebilir mi?

Sorun sadece kadın üzerinden belirtilmemelidir, eğer problemin tamamını kadın üzerinden belirtirsek asıl cinsiyet eşitliğini biz ihmal ederiz.
Olayın en başına dönersek, doğumlarından itibaren “istediğimiz” gibi yetiştirdiğimiz çocuklarımızı incelemeye almamız gerekiyor. İlk olarak erkeklere mavi, kızlara pembe olayı nereden çıktı? Erkek neden mavi sevmek zorunda kalıyor ya da doğar doğmaz mavinin içine doğuyor? Sadece soyut anlamlarda değil, somut anlamlarda da çocuklarımıza tahakküm içerisindeyiz. Erkek güçlü olmalı, asla ağlamamalı, sevgisini belli etmemeli çünkü küçük düşeceğini öğretiyoruz. Erkek çocuklarımıza sevmenin kötü bir şey olmadığını öğretemiyoruz ya da ağlamanın aynı şekilde. Erkekler de ağlayabilir, sevebilir, acı çekebilir… Bunlar insani duygularımız ve biz bunları bilerek isteyerek yok ediyoruz. İkinci olarak ise erkekler çalışmak ile yükümlü olduklarından kendi yemeklerini yapamayacak duruma geliyorlar. Kızlarımız ise küçüklüklerinden beri evcilik oyunları ile büyütülüyor. “Hadi kızım hamurdan makarna yap”, “Hadi kızım bana yemek yap” gibi cümleler kızlarımızı alıştırıyor. Bu tip durumlarda erkek asla elini yemeğe sürmüyor. Kızlarımız yemek yapıyor, erkeklerimiz işe gidip gelmeye alıştırılıyor. Sadece o da değil, erkeğin küçüklüğünde alıştırıldığı savaş oyunları ile beraber, hükmetme arzusu ilerleyen yaşlarda da devam ediyor. Ailede görülen herhangi psikolojik ya da fiziksel şiddet çocuğu da etkiliyor. Çocuğun psikolojisini bozmakla kalmıyor aslında bunu öğretiyor. Yani tam olarak istemezsek çocuk aslında bizim her şeyimizi öğreniyor. Bu durumda aslında suç çocuklarda değil çünkü çocuklarımız ailede ne görürse onu yapıyor zaten anne-baba kavramını içselleştirmemizi söyleyen şeyler, gelenek ve toplum kavramları değil midir? Geçmişten günümüzü alışageldiğimiz aile kavramı ilerleyen zamanlarda az bile olsa değişim göstermektedir fakat kültürel bir değişim uzun süreçlerde olmaktadır.

Bu durumda ne yapılabilir kısmına gelirsek eğer, ilk olarak çocuğumuzu bir rengin içine bırakmamamız gerekir. Çocuk hangi oyuncakla oynamak isterse onunla oynamalı. “Kız gibi”, “Erkek gibi” terimlerini bir kenara bırakmalı ve kendini gerçekleştirmesine izin vermeliyiz. İkinci kısım ise daha derin kapsamlı ve üzerine hala konuşmakta olduğumuz en önemli mevzulardan biri şiddet… Şiddetin azı çoğu, cinseli, duygusalı ya da herhangi bir kelimesi olmamalıdır. Psikolojik şiddet çoğunlukla fiziksel şiddeti de getirir. Son olarak şunu söylemek doğru olur, karşınızdaki kişi sizden onu öyle istiyor diye değil, siz onu öyle istiyorsunuz diye harekete geçin ve bunu karşınızdaki kim olursa olsun yapın. Anneniz ya da babanız sizden başka bir şey istiyor olabilir, ya da eşiniz… Sizin onların istediği gibi bir birey olmayacağınızı hatırlatmanız gerekmektedir. Kendiniz olun, mutlu olun.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir