Değersiz Yaşam

Please log in or register to like posts.

Gözler, yalan söylediği an sessizliği bozmak gerekirdi. Eğer işlevini kaybettiğini düşünüyorsan bazı insanların hayatında durdurman gerekirdi bazı şeyleri. Karanlık ağır geldiyse aydınlığa geçilebilir miydi, sonu yoksa kendin mi getirirdin sonları, kelimeler bir araya gelmiyorsa cümleleri nasıl kurabilirdin? Koridor karanlığın esiriyken yavaş ve emin adımlar ile ilerlemeye devam ettim, bu işin biteceği odaya doğru… Bugün teslim oluyordum, geçmişimin karanlığına. Herkesin içinde büyük bir karanlık vardır. Sizi içine çeken ve asla bitmeyecekmiş gibi gelen o kara delik. İşte tam olarak içine çekildiğinizden emin olduğunuzda hayat durmuştur. Gereksiz olan tüm detaylar bitmiştir. Elimdeki silahın kabzasını sıkarken rahatlamaya çalıştım. Bu ilk değildi ve asla da olmayacaktı. Kapının önünde durduğumda kelimeler dondu. Sürekli olarak aklımdan geçen düşünceler bir anda buz tuttu. İçerisi bomboştu. Tek bir kelime bile yoktu. Açık kapıda panikle dolu olan ve arkası dönük bir şekilde hızla valizini hazırlayan adam, kendi kendine konuşuyordu. Parmağım, tetiği kontrol ederken silahı göz hizama yakın tuttum ve gözümün içinden bakışlarımın akmasına izin verdim, ardından arpacıktaydı sıra. Hedefim o kadar belliydi ki; bir an düşünecek olursam bundan vazgeçebilirdim, bunca kurbanıma rağmen. Bu yüzden her şeyi zihnimden uzaklaştırdım ve hedefime nişan aldım. Tam o an güçlü ses odayı doldurdu. Artık adamın panikle çıkan sesi, odada yerini sessizliğe bırakmıştı. Rahatlık bedenimi ele geçirirken her bir hücremde hissediyordum, hafifliği. Ben ilk başlarda sadece geleceğini kurtarmaya çalışan bireydim, sadece… Hayatta piyon olarak vardım. Güçlü insanların -belki parası olan insanların- seni yönetmesine izin verdiğin türden. Sonra düşündüm ki neden adalet olmasın? Parası olmayan veya güçlükle yaşayan insanların, yanında bu kadar fazla zengin insanların, güçlerine inanarak fakirleri yönetmesine karşı çıkmak gerekirdi. Geleceğimi kurtarmak istiyordum ancak okuyamadım. Patronluk taslayan o adamın parasını çalmıştım. Bunu inkar edemem ve pişmanım diyemem. Bunu sürekli tekrarlayabilirim. Aslında hırsız olarak adlandırabilirsiniz beni. Evet, tam olarak bu sınıfa giriyordum.Geleceği olamayacak bir insanın, adalet için bunu yaptığını neden düşünmüyordunuz, neden eşitliği istediğim için suçlu olabilirdim ki, neden yargılanayım ki, -diğerleri gibi çalışarak kazan- dediğiniz insanlar, kazandığı miktardan mutlu mu sanıyorsunuz, peki hiç çalışmadan çok iyi yerlere gelen insanlar ve zengin olmaları… Onlar çalmıyor mu, inanıyor musunuz?
Burayı kısa keseceğim çünkü olaya iki türlü bakabilirsiniz.
Ya yukarıda açıkladığım sebeplere inanırsınız ya da beni bir hırsız sınıfına atarsınız. Sorun değil, çünkü bunu kabullenebilirim. Evet kendimi bu konuda suçlu görmüyorum ama şimdi açıklayacağım konuda suçlu olduğumu kabul edebilirim. Çünkü bir canı almamın sonu affedilemez.
Düşüncelerim sadece bunlardan ibaretti. Karmakarışıktım… Silahı yere bıraktım. Kanlar içindeki yere yığılmış olan bedenin yanına geçtim. Merminin defalarca silahtan ayrılması ve defalarca duymaya alıştığım o ses. Ben bundan ibarettim. Kan, beyaz mermerde yayılıyordu. Başında oluşmuş olan o derin yara asla kapanmazdı. Suçu sadece zengin olmak değildi, insanlardan çaldığı birçok şey vardı. Para; elbette buna dahil olabilir ama bir gelecek, duygular, peki ya aile? Yine de bunlar adına çok pişmandım. Adalet, bu dünyaya ait değildi. Birini öldürmek adalet olmamalıydı. Hayattan bir şeyler çalmak adalet olmamalıydı. Acımasız bir çok insan aitti bu dünyaya. Siren sesleri doluştuğunda, kapının dışında çoktan anons sesleri yayılıyordu. Parmaklarımı, adamın yüzünde gezdirdim. Parmaklarıma kan bulaşırken gülümsedim. Kendi sonumu görüyordum.
‘’Daha çok genç… Ama maalesef bir o kadar da bencil.’’
Dış kapının sertçe açılışı, benim, olduğum yerden ayrılmadan ayaklarımı sıkan botları çıkarıp adamın yanına uzanmam ve ardından pencereden dışarı bakmam… Sevdiğim bir şarkıyı mırıldandım. Polis arabası ve ambulans ışıkları içeri doluyordu. Hemen yan tarafımda duran silahı aldım ve gözlerimi kapattım. Yaşlar yavaş yavaş süzülürken düşündüm.
Annemin uzun saçlarımı bir daha okşayamayacağı… Babamın mavi gözlerime bakarak ”Küçük prensesim” dediği anlar bir daha gelmeyecekti. Anılar, acı verirdi. Bir bıçağın derinizde derin yaralar açması gibi hissettirirdi. Belki bir süre canları yanacak ardından unutulacaktım. Son kez gözlerimi gökyüzüne kaydırdım. Bir hırsız olabilirdim ya da bir katil ama tek istediğim kendi hayatımı daha iyi yerlere getirmekti. Şimdi ise ölümü istiyordum. Özgür olamazdım parmaklıkların ardında. Ben o kişi olamazdım. Ölüm ise zihnimi özgür bırakabilirdi. Parmağımı tetiğe yerleştirdim ve son kez kelimeler bana itaat etti.
‘’Üzgünüm her şey için…Her şey için…Pişman değil ama üzgünüm yaşattıklarımdan. Özgür olacağım bedenim ve zihnim ile.’’
Mermi, bir kez daha silahtan ayrılırken ben de bedenimden ayrılıyordum. Son kez mermi bir başka bedeni buldu. Acılarında kaybolan başka bencil bir bedeni. Adalet, bir kez daha yitip gitti. Son bir kez daha yazıldı. Yazılmış olan hikaye yine yarım kaldı. Yıldız kaydı. Dilekler tutuldu ama asla ölen insanların ne için öldüğü ve ne dilediği sorulmadı. Herkesin kendine ait bir hayatı vardı. Bu kadar değersiz miydi, ölümü göze alabilecek kadar yoksa düşündüğümüzün aksine hayata çok değer verdikleri için mi ölümü göze alabiliyorlardı?
Paradoks…Her yaşam; paradokstan ibaretti.

Kimler Beğendi?

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir