DELİ AŞK – Nil D. Şimşek

Please log in or register to like posts.

Yerin üzgünlükle kırışan yüzündeyiz
Unuttuk ihtiraslı bükülüşünü dudakların
Dışına düştük ırmakların; kurak ve ayaz

İnce çizgiler çektik kentlerle mağaralara
Kalbimize iliştirdiğimiz solg…

(Baki Ayhan T./BAĞBOZUMU)

Deliliğin de şiiri yazılmış çok önceden… Ancak şahidi hayatta desem size.

Ütopik mi olur, olsun düşünmek için ütopyaya ihtiyacımız yok mu zaten ya da şiirsel düşünebilmek…
Kaçımız metafor kelimesinin imgesel anlamını biliyoruz misal…
Bazen Einstein’ın yalnızca diline takılmadığımız günleri mumla arıyorum. Böyle yazarlarla, kitaplarla karşılaştıkça da canlı olarak o muma ihtiyacınız kalmıyor.

Böyle ufuksal bir eylem gerçekleştiriyorsunuz gibi hissediyorsunuz… Sınırları aşmaktan bahsedince hemen aklıma kutsal olan ‘aşk’ geldi… Merak etmeyin yazar bunu da ıskalamamış… Düşündüm de aşkı yaşamayı ıskalayabiliyor insan ancak anlatmayı, yaşanmışlıkları… Bilemedim. Tedirgin, maharetli aç kurtlar belki… En iyisi ütopik dünyama geri dönüp göz kulak olmaya çalışayım; anlattıklarıma…

Bulutların içinden geçen uçaklara el sallayışımı hatırlıyorum küçükken; özlediğimi düşündüğüm ya da sevdiğim birtakım insanlara selam gönderirdim.

Biliyor musunuz… Doğa ve çocuk dünyayı anlamamız için yeterli olacak iki ilahî lütuf gibi geliyor bana… İnsanı yenileyen, tombak bir dönme dolap… Karşıdan karşıya geçiren bir sadık el… Binaenaleyh benden duymuş olmayın ama bu kitap da bu iki kavramı yaşatabilme özelliğine sahip bir tebeşir etkisi görebilirsiniz…

Artık neden tanımadığımız dediğimiz insan kavramını sorguluyor olabilirsiniz. Çocuklar da doğa da herkesi ve her şeyi tanıyorken…

Beş parmağın da beşi bir değil ama değerli. Her bir parmağın meskeni farklı elbette… Parmaklar da şairin gizli tanığı… Kitabı okuduktan sonra da gerçek şahitle, aziz şiirle müşerref oluyorsunuz.
Adalet; İki tevhit destekçisiyle, bir şehadet parmağı pak ve yazıya hasret sayfalarda; kendine yer biçebiliyor…
Dikkatlice bakabilirsek… Okuduktan sonra da kendinizi insanlara , ‘ Sağ da mı solda mı, hangi avucumda ve avucumda ne var?’ diye sormanıza mahal verebiliyor.
Avucunuzdakini tahmin edebilmeniz için bir ipucu bırakıp eylemsel yolculuğuma devam edeyim o zaman, izninizle…
İpucu: Bağbozumunda mürekkepten bir el…

Sözcükler kınından çıkarıldı, kalbe alınacaklar alındı. Ferman; Dadal’ın, dağlar; Suzan’ın payına düştü. Su-zan. Su ve ateş… Ağaçta tutunmaya çalışan bir üzüm misali aşkları. Ancak süt dişi gibi sallanır, düştü ha düşecek derken; bir bakmışız geriye ne ağaç, ne üzüm, ne de süt dişinin azmi kalmıştır. Avuçta kalan; tüm bu ayrıntıları, belki de çıkmazları kalpten akla giden bir iple bağlamak…

Yer yer romanla özdeşlerek, çoğunlukla; romanı çözmeye adıyoruz kendimizi. Sislendirilmiş varlıklar, kimi zaman sisleri hafiflemiş olarak çıkar karşımıza. Şayet; bir romanı okunur kılan da dildir, diye düşünürüm. Yazar dile hâkimdir. Dil de özelliklerini yaşamdaki dinamiklerden alır; yazar o dinamikleri bilir ve unutulmuş kelimeleri bizlere kazandırır. Kelimelere verilen değere, gayrete hayran kalmamak mümkün değil. Şimşek’in romanında dil canlıdır. Bazen iner çıkar, eğilir, coşar, çığırır, incelir, kalınlaşır, seslenir ve sessizleşir…

Delice bir aşkın ağırlığını, omurgalarımızda yeterince hissettiğimiz bir noktada; şu cümleyle silkinip kendimizce noktalıyoruz romanı…
Taraflarından biri ölmeden hiçbir aşk bitmez; terk edersen ihanet, terk edilirsen hezimet olur adı…

Selcen ÖCAL / Dilek Eylem TAŞDEMİR

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir