Devrimci’nin Kalması

Please log in or register to like posts.

Dünyanın, amansızca döndüğü şu saatte, aniden ani gidişler hakkında sizlerle hasbihal etmek istedim. Hiç ani gitmeleriniz oldu mu, ya da geri de kalan oldunuz mu? Ben bu yolun yarısı eden yaşıma kadar her ikisi de oldum. Nasıl mı… Yavaşça anlatmaya başlayayım.

Ani gitmeleri, 3 yıl önceye kadar çok severdim hatta, ani gidenin öznesi de hep ben olurdum. Beni tanıyanlar bu gitmelerimin sebeplerini bir türlü idrak edememişlerdir. Çünkü her türden ortama ayak uydurabildiğimi, insanlarla çabucak muhabbet kurabildiğimi, insan denen topluluğu çok sevdiğimi söylerlerdi. Anlayacağınız bu sebeplerden de aniden gidişlerimi bir türlü anlayamamışlardır. Birkaç cümleyle ani gitmeleri önceden sevmemin, yapmamın nedenini izah etmeye çalışayım. Eve,t her türlü ortamda kendimi orda hissettireceğim bir sebep bulurum, insanoğlunun da yaratılıştaki ruhunu severim. Bu yüzden hiçbir ortama gireceğim zaman çekinmem, yabancılaşmam, yobaz olmam. Ancak orda gereğinden fazla ilgi görürsem, saflığın, içtenliğin çıkara dönüştüğünü görürsem, harama bulaşacağımı hissedersem vb. lerinde açıklama bile yapmadan aniden giderdim. Bunların yanında sebepsiz yere gitmelerim de olmuştu. Mesela korkularımdan, acılarımdan, sevgimden, dostumdan… Açıklama yapmadan sebepsiz gidişlerim olmuştur. Ta ki bu 3 sene önce bir kış günü Mevlana’nın aniden gözlerini semaya kapattığı günde ben sebepsiz gidişlerime son verdim. O gün o kararı verme sebebim, haberi yokken bırakmak üzere olan dostumun tek bir sözü oldu. O söz de şudur: ”Kapı kolu bile ahirette insandan hak sorarken biz insanoğlunun sebepsiz gidişlerini anlamam. Hem de açıklama yapmadan gidişlerini. Giderken hafifleyeceklerini düşünürken koca kamburla gidişlerini. Oysa gitmeden önce iyi veya kötü konuşma eyleminde bulunsalar, gidiş nedenlerini açıklasalar da üzerlerindeki kamburu taşımamış olsalar daha güzel olmaz mı … ”İşte bu söz benim gidişlerime engel oldu ve kendi kendime ben kimdim de insanlara verilen açıklama haklarını alıp gidiyordum dedim. Artık kalan taraf ben olmaya başladım ve gidenlerin; korkaklığını, bir kelam edemeyecek kadar cesaretsiz oluşunu, yanlış anlamalarını, aceleci davranışlarını, karşı tarafa ”engel” koymalarını kalarak izlemeye başladım. İlk başlarda zorlandım. Kalanların ne kadar acı çektiğini, ”süveyda noktamda”  hissettim… Sonradan ise benimle konuşmadan; yargıçlık, savcılık ve avukatlık yapanların aniden gidişlerinin daha iyisi ile yer değiştirdiğini anladım. Böylece, acı yerine sabır ortaya çıktı. Hem artık, herkes gitse de beni terk etmeyen, ruhundan üfürülmüş olduğum Rabbim var.

Siz siz olun; giderken, başkalarına engeller koyarken, uzaklaşırken ve kaçarken  sebeplerinizi açıklayarak bunları yapın. Ki yükleriniz hafiflesin. Ve, sizi Nuri PAKDİL’in devrimci sözü olan :  ”Yargıç değilim yargılamam, avukat değilim savunmam, savcı değilim suçlamam, herkes ve her şey duysun!

Kendime şahidim, zamana şahidim, sonsuzluğa şahidim. Ve herkes ve her şey de şahit olsun ki, bu devrimci duruşumla bütün evreni selamlıyorum. Ve tıpkı bu yalnız ardıç gibi tek başıma, dimdik herkesi ve her şeyi kucaklıyorum.”

Ben de devrimci duruşum olan ”kalmak” ile herkesi selamlıyorum…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir