Distopyaların incisi: Körlük/ Jose Saramago

Please log in or register to like posts.

Son günlerde okuduğum en doyurucu kitaplardan biriyle geldim. Körlük… Kurulu bir düzen -söylemek istediğim: zenginlerin zengin, fakirlerin fakir, hırsızların hırsız, hayat kadınlarının hayat kadını olduğu düzen- bir anda tepetaklak olsa ne yapardınız? Kendinizi “hayatta yapamam bunu!” dediğiniz şeyi yaparken bulsanız mesela… isminden de anlaşılabildiği gibi eser, bir anda, ortada hiçbir sebep yokken kör olan insanların yaşamına odaklanıyor. Körlüğün salgın bir hastalık sonucu yayıldığını düşünen bakanlık, başlangıçta körlerin hepsini eski bir tımarhaneye adeta hapsediyor. Evet! Artık bu saatten sonra toplumsal ayrışma, zengin fakir ayrımı ortadan kalkıyor. Çünkü hırsız, doktor, eczane kalfası hepsi aynı koğuşta ve aynı dertten muzdarip.
Bazen, güçsüz olarak nitelendirdiğiniz Kişiler; gelişen birtakım olaylar sonucu oluşan yeni düzene kolayca uyum sağlayabilen güçlülere dönüşebilirler. Bunun en güzel örneği Saramago’nun Körlük kitabında verilmiş.
Tek vasfı doktorun karısı olmak olan, gözleri gören kadın, koğuş arkadaşlarına başta belli etmeden sonrasında da alenen yardım eden, kocasını besleyip, yıkayan, yeri gelince adalet için adam öldüren birine dönüşüyor. İsimsiz bir kahraman… isimsiz, evet. Çünkü kahramanların isimleri belirtilmemiş; kişilere isim verip onları tekilleştirmek istememiş yazar, bunun yerine küçük bir toplum yaratmıştır: siyah gözlüklü kız, gözü siyah bantlı adam, çocuk, doktor, karısı. Bu kişiler sokakta yürüyen biri, gazete satan biri, alışverişte karşılaştığımız biri ya da altı ayda bir kontrole gittiğimiz biri olabilir. Bu kişi sen olabilirsin!
Her yeni kurulan düzende olduğu gibi baskın çıkmaya çalışan bir taraf daima olacaktır. Burada da körler gruplaşmaya başlar ve “ahlaksız körler” adı verilen bir grup ortaya çıkar. Askerler tarafından yollanan erzak sandıklarına el koyarlar ve diğer körlere değerli eşyaları karşılığında yiyecek verirler. (Aklımıza nasıl da Hayvan Çiftliği geliverdi, değil mi?) Eşyalar karşılığında yapılan alışveriş, körlerin ellerinde verecek bir şey kalmadığında kadınlar karşılığında yapılmaya başlanır. İnsan ahlakının hiçe sayıldığı bir düzen başlar. Burada devletin yokluğunda olabilecek felaketler mi anlatılmaya çalışılmış yoksa devletin zoruyla kapatılan insanların yarattığı felakete mi vurgu yapılmış okuyanın bakış açısına göre değişir.
Bu berbat düzen elbet sonsuza kadar sürmez. Kitapta doktorun karısı, 2008’de çekilen filminde koğuştan bir kör kadının çıkardığı yangınla tımarhane yerle bir olur.
Okuduğum en iyi distopik romanlardan biriydi. Size de şiddetle tavsiye ederim. Filmini de izleyiniz. Bazı açılardan kitapta eksik ya da yanlış verilmiş bölümlerin temize çekildiği hissine kapılıyorsunuz. İyi okumalar, iyi seyirler…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir