Dostoyevski-Karamazov Kardeşler Yorumum

Please log in or register to like posts.

Dostoyevski’nin ölmeden üç ay önce tamamladığı, son ustalık eseri olan dramatik olayları ağır tasvirlerle anlatan bir baş yapıt.

Tolstoy’un evini terk ederken yanına aldığı kitaptır.

Hem farklı hayatları birleştirmesi, herkesin eksik yanını böyle güzel tahlil edişi; hem de dramı, cinayeti aynı yerde konu alabilen felsefi bir metin olması yönünden gerçekten enterasan bir anlatıma sahip. Karekterleri bu kadar derin detaylarıyla ele alması, yer yer ağırlaşan dili biraz okumakta konstantre olmayı güçleştirse de özellikle son iki yüz sayfasında elimden bırakamadım. Her ayrıntıyı okumak istedim. En çokta Avukat Fetükoviç’in savunmasının beni derinden etkilediğini söylemeden geçemeyeceğim.

Dostoyevski arkadaşına yazmış olduğu bir mektupta “İnsanı anlamak istiyorum. Tüm bir hayat boyunca bunu anlamak için çabalamak zorunda kalsan bile bil ki buna değer” diye bahsetmiştir, insanları anlama çabasından. Görünen o ki bu romanda tüm anladıklarını birleştirmiş, hayatından izleri aktarmış bize. Kendi hayatından da esinlenmiş, ünlü Karamazov Kardeşleri de tecrübelerinden yararlanarak bu kadar derin anlatabilmiştir, diye düşünüyorum. Her bir kardeş günlük hayatta karşılaştığımız bir tip insanı temsil ediyor ve bunu felsefi olarak ele alışı göz dolduruyor.
Hasan Ali Yücel Klasiklerinden okuduğum bin yirmi beş sayfalık bu eser, başlarda gerçekten zorlanarak ilerlediğim bir kitaptı. Ama kesinlikle yarım bırakmayı düşünmedim ve itiraf etmeliyim ki bazı bölümlerin hemen geçmesini isterken bazı bölümlerde o anı uzun tasvirleriyle gözümde canlandırmak için bekledim. Bize anlatacağı çok şey olduğunu düşündüğüm bu eser, insanları anlamlandırarak eksik yanlarını görerek, birbirleriyle tamamlandığını hissederek okunmalı diye düşünüyorum. Sabırla ve sindirerek okunması gereken bir yapıt.

Beni etkileyen en önemli konu bir babanın, o ünvanı hakedip haketmediği ile ilgili kısımdı kuşkusuz. Kitapta şöyle diyor: “…Sadece hayat veren değil, hayat verip hak eden, baba adını taşıyabilir. Babalığın öbür anlamı malum, bu, bir baba çocuklarına karşı canavarca, hunharca davransa da gene hayat veren olarak babadır…” Anladığım; babalık sadece hayat vermekle olmuyor. Gerçekten de kendisine baba denilmesini haketmeyen onca insan hayat sürerken çok kızdığımız dört çocuk babası Fyodor Pavloviç Karamozov de onlardan biri. Acıyarak, üzülerek nadiren gülümseyerek okuduğum eseri dili bir nevi ağır olsa da herkese tavsiye ederim. Muhakkak etkileneceğiniz bir kısım bulacağınızdan eminim.

Belki de Dostoyevski’nin şu sözüdür aslolan: “Ancak acı çekerek kendimizi bulabiliriz.”

Meri

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir