Gökyüzüne Kadar Yolunuz Varmış

Please log in or register to like posts.

Kapılar çarpıldı, Sarsılmanın etkisi ile
hakaret dolu cümleler döküldü o sır tutan eski kapılardan.
Bedenimin içine bir canavar eklediler bu evde.
Konuştum arkadaş oldum onunla
Adı duvarmış.
Dilsizdi galiba
Tepkisiz kalarak öğretti bana
Duygularımı nasıl kaybedeceğimi.
Elimde pamuk şeker ile savaşırım sandım evimin yetimhanesinde.
Süt dişlerimi çenemi sıkmaktan kırdım.
Göğüs germekle baş etmekle olmuyordu anladım.
Bir kabustan uyanır gibi
Terleten inen göğüs kafesime karşın
Selamladım güneşi.
Titreyen ellerimle gökyüzünü avuçladım.
Ve bağladım bulutları ipin ucuna.
Rüzgar değse uçarmışım ben
Öyle derlerdi.
Aç gözlerini ve direneyim bu sis tabakasına.
Dokunduğum her şey kururmuş benim.
Bulutlar bu sefer bereket saçtı dünyaya.
Küçük pembe kabarık eteğime takıldım
Elimdeki pamuk şeker düştü bir evin pencere önü saksısına.
Bir menekşe nasıl kaktüs olabiliyordu anlatayım mı sana?
O benim gibi direnebilir miydi o toprağa?
Sen varsan direniş vardı dünyamda.
Sen gidince tüm kuşlar kanatlarını dinlendirmiş.
Kalbinin penceresi varmış
Perdeleri kapatırsan tüm kuşlar uyurlarmış
Sen bana hiç mavi olmayı sevmeyen
Sen benden yıldızlarını esirgeyen
Güneş evime girecek olsa bana şifa diye, engelleyecek olan gökyüzüymüşsün.
Şimdi kafesimden çıksam elli dokuz kanat çırpışta yanındayım.
Sesini özledim, şimşek çakar mısın? Son kez…
Gözünden yaş gelircesine gülen gözlerin
Hani yağmurların nerede?
Dilek tuttum dün. Yıldızların hasta mıydı?
Güneş kafesime doğunca
Sen beni ateşe atmazsın sandım.
Baban her gün o mutfakta içindeki suyu kaynatan tencereymiş.
Ateşi ateşle korkutamazlarmış anlayamamış.
Benim küçük kalbim uzun zamandır cenaze eviymiş
Ve sen her nefes alışında cenaze evindeki ağıt bitmiş.
Babam ona olan kırgınlığımın üstünden atlayarak geçmiş.
Bu yüzden kısa kalmışım.
Sen sana olan sevgimin üstüne basarak geçmişsin
Bu yüzden kaburgalarım kalbime batmış.
Buradan gökyüzüne kadar yolunuz varmış.
Böyle adamlar iyi adamlarmış, hadi oradan!
Kıyametler kopalı aylar oldu
Elini elimden çektiğinden beri
Bu dünyada martılar uçmaz olmuş.
Nefes alışların bir çocuğa kahkaha attırmış
Sen beni güneşle ağlatırsın.
Kuşlar ölürken boynunu kalbine eğermiş
Boynum bükülüyor peki ya neden?
Madem sen konuşmayacaksın şimşeklere doğru mu kanat çırpsam?
Ve bir serçe düştü kaldırıma
Sana gelmek bir dakika otuz beş saniyeymiş.
Benim yolumun yarısı.
Bileklerim ağrımış ama en çok, kanat çırpmaktan çarpıntı yapan kalbim.
Sen gidince canımı acıtırlarmış
Sen gidince sapanlar nişan alırmış beni
Kalbinin pencereleri üzerime patlamış
Kaktüsü karanlığa mahkum edip büyürsün sen demişler.
Bir çiçeğe güneşi nasıl mahkum ederler?
Kuşlar kanatlarını hiç dinlendirmemiş
Çok sevince seni bulup vururlarmış.
Öldüğüme üzülmüyorum, ama şu serçeyi sen nişan almasaymışsın
Öldüğüme üzülmüyorum ama şu kaktüsü
sen karanlıkta bırakmaşaymışsın
Böyle adamlar büyük adamlarmış.
Dağ dağa kavuşmuş da kuş gökyüzüne
Ömür boyu kavuşamamış.
Bir çiçek insanlara diken olmayı yaşamı boyunca hiç kabullenememiş
Küçük kız çocuğu gökyüzündeki yıldızları sayarken
Göğsündeki sıfatsız ağrı
Elindeki pamuk şekeri ile
Kocaman kadın olmuş.
Bir kız çocuğu kan ter için de ‘Serçem’ diye uyandığında kocaman bir kadın olmayı hiç aklından geçirmemiş
Bir kabus hiç bu kadar korkutucu olmamış

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir