Güz’üne Vuruldum

Please log in or register to like posts.

Zaman sonbahar, mevsim hüzün, vakit ayrılık… Serin serin esiyordu, mevsim. Sonbahar yalan olmasın diye bütün yapraklar tek tek ağaçlarla vedalaşıyordu. Sonun başlangıcı olan ilkbahar gelene kadar yapraklar diyar diyar dolaşacaktı. Ölümü ve dirilişi anlatacaktı, yeryüzüne. İşte bu kadar anlam doluydu, hayat. Her kare adeta susa susa konuşuyordu. Ama anlamaya kainatın lisanı, görmeye bir çocuk masumiyetinin kalbi lazımdı. Ve bu sır kalbinin peşine düşen herkese verilmişti.
Zaman sonbahar, mevsim hüzün, vakit ayrılık…
Serin serin esen mevsimin ağacının altında arkadaşına dert yanıyordu. Bu hayat boş, anlamsız… Yaptığım hiç bir şeyden tat almıyorum, ruhum sıkılıyor. Hayat bu kadar mı anlamsız? Derken, ağaçtan yapraklar vedalaşıyordu, durmadan… Yeni ve bir ilk bahar için. Hiç konuşmadan bu sitemleri dinleyen arkadaşı, yere yeni düşmüş bir sarı, bir de tam kurumuş bir yaprak ve ağaçtan kopamamiş bir yeşilimsi yaprağı alıp önüne koydu. Bak, dedi. Bu aynı ağaçtan olan üç farklı yaprak sana ne anlatıyor? Şaşkın bir edayla hayatı anlatıyor,dedi. Peki bir anlamsızlık ve boşluk görüyor musun bu karede? Hayır, dedi pişman bir edayla. Hayatın her anı ve her karesi anlam dolu. Hem de fazlasıyla… Hayatı ve kaderi suçlama! Kalbinin peşine düşmeyen gözlerini aç ve bırak anlam yüreğine aksın…

Kalbi Râz

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir