HAYAT GAİLESİ

Please log in or register to like posts.

“Nereye baksam, hangi yöne çevirsem başımı hep bir dert, hep bir tasa.”

Geçenlerde böyle bir durum daha oldu. Yine böyle şeylerden bahsediyorduk, hani özlediğimiz eski zamanlardan… Konunun içine can atıyormuşum meğer bende. Ne çok “eskimiş yıllar ” varmış içimde. Sahi ben hangi dünyanın insanıydım?

Eskiden dediler, “Ne olmuş eskiye dedim; sonra daha fazla görüşür, daha fazla hasret giderirdik (!)” dediler. Ne oldu peki bu zamana? Çamura mı bulandı, kara mı gömüldü yoksa.” O güzelim insanlar, o güzelim atlara binip gittiler mi? “Hayat gailesi” dedi çok sevdiğim, o insanın hassas yüreğinden dökülen sözler bunlar oldu.

“Hayat Gailesi” denilen bu kelime sanki yaşlı bir teyzenin, torununa sandıktan çıkarmış olduğu çeyizleri gibiydi. Biraz sarı , biraz da sandık kokusu içeriyordu. ” Hayat Gailesi ” okkalı bir tanımlama, tıpkı yıllarca bir ailenin gücünü temsil eden bir babanın omuzlarındaki yükün ağırlığının artık taşınamaz hale gelmesi gibi. Bilemedim. Çok karıştırdı kafamı. Bu insanlar ya da ben kendimizi mi kandırıyorduk, şaşkınım hala beynimin arka kısımlarında olan lobların birbiri ile zıtlık içerisinde olması ama aynı zamanda ahenk içinde çalışıyor oması gibi. Beni bu kadar düşündüren neydi? Acaba bende mi ” Hayat Gailesi”ne girmiş hatırlaması gerekenleri unutmuş muydum? Yok canım diye cevap veriyorum bu soruya içimden. “Yok canım” mı?

Dönüp bakıyorum kendime, kayboluyorum kimi zaman, kimi zaman bir sistemin kölesi haline geldiğimi fark ediyorum. Sonra kalıpların belli bir düzene girmenin benlik bir iş olmadığını anlıyorum. Bu noktada hepimizin ortak bir noktası var. Yaşamda var olmak için, gerekli olanı yerine getirebilmek için elde etmeye çalıştığımız sosyal statü. Sosyal statü; ipin gerilmesi , gerildiği nokta da ise kopması , etrafa savrulması. Ait olan bir düzenin içinde düzensizliğin düzen haline getirmesi. Yahu nereden geldim yine bu konulara. Hayatın telaşından, birbirine iyi olmak için gövde gösterinde bulunandan, işini sevmeyip, sever gibi yapıp sabah dokuz akşam beş çalışanın yüzünün asıklığından, farklı düşünce tarzına sahip bir oda insanın zorla da olsa birbiri ile iyi geçinme çabasına, hayat gailesi demiyor muyduk?

Demek ki; bende girivermişim bu çemberin içine, ancak bir topluma ait olmanın aynılığını yaşamak yerine içinden çıkan siyah bir gülün dikeni gibi hissediyorum kendimi kimi zaman. Demek ki; büyümek, bir kimliğe ait olmak, düşüncenin oluşması, kim olduğun, ne yapmak istediğin, birinin yüreğine dokunabilmenin, diğer bir adı da “Hayat Gailesi” ymiş .

Hani anlatırlardı ya ” Toplum, Sanat İçindir ” in antitezi “Sanat Sanat İçindir .” anlayışı . Yine kavramlar arası kargaşa yaratmaya bayılıyorum. Nöronlar ateşlenecek , profrontal korteks hızlanacak , yaşam ile bağlantılarım kopmayacak .

“Hayat Gaile” sinin içerisine atıyorum. “Toplum Sanat İçindir. ” anlayışını. Amaçlarımın arasına bir madde daha ekliyorum yüreğine dokunmak istediğim veya yüreğine dokunulması gereken insanların varlığını. Tek bir nefesin, tek bir yüreğin, tek bir elin bile olsa çoğalmanın dokunma ve hissetme ile büyüyüp yeşereceğine inanıyorum, veya inanmak için çaba gösteriyorum . “Aşağılık Kompleksi” nin bilinçaltındaki yansımasının bir ürünü olup alt – üst kesim diye ayırmıyorum üstelik bir aşağıda kalanlar veya üste çıkanlar gibi .

Anlaşılacağı üzere hayatın telaşı içerisinde boğulmak gibi bir niyetim yok . Ancak inadına inadına çekiyor beni kendine, bilmeli ki ben mücadele etmeyi çok seviyorum, haksız kazançlara ve kazananlara rağmen.

 

www.eskicir.blogspot.com

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir