Hep Yazmalı

Please log in or register to like posts.

Tıkanıyorum kendi avuçlarımda; canı sitem çeken kız kurularının dümbelek talihlerine sırıtıyor yavaşça yürüyen baş parmağım. Benden önce gidiyor gitmesi gereken yere, ritmik olamıyorum kendi bedenimle bile; çiğnediğim temiz birliklerin niyet kapsüllerinde donduruyorum serçeleri. Yine yazmak vurdu avuç içimdeki izleri; tıkıyorum kâğıtları mideme. Yılların yazmak kakülünde perçemli yazarlar yarışa giriyorlar neticesiz dolma kalemleriyle. Yalnızca kendimle yarışıyorum dediğimde gülmekten yarılıyorlar yankı vuku bahçesinde.

Sevdiğim insanların Gonca gül mektepli cehalet saçması rüzgar ekip fırtına biçen ahvalleri görücüye çıkan ayıp bohçası gibiydi. Öyle de sevdim, böyle de işte… Hiçbiri yazmaktan çok değer verdiğim değildi, bu yüzden kaldıramadık hiçbirimiz birbirimizi.

Kamburu çıkan asık suratlı vefalarım ağacın dalından sarkıp maymun gibi üstüme atladılar. Ben, pencere kenarında bulunan partili hayata diş geçiren bitkisel gündelik tohumuydum saçmalıklarınızın.

Aslında hâlâ ara ara birini üniversiteden terk ve bunun pişmanlığını duymuş biri gibi anımsatıyor kasım dövüşçüsü yağmurlar… olsun, ben yine de en çok yazmaktan yanayım ve en çok yazmayı seviyorum. Kasım muadili muaf tutulmuş aşk serçesi tereddütüm yağmur damlalarının canhıraş sedalarında nevresim yıkayan sinesi olabilir sevdaların… üstüme alınmam.

Dolanıyorum kendi saçlarıma; uğur böceği konmaktan vazgeçiyor. Tarak uysallığı saçıma takılan dünün, aklım başımda geçliğini ısırıyor. Tarak bile masum kalamıyor. Üzülme, bahçemden kalemler serpiştirip ruhumun tezeneli yanına; bir vahim Gülsuyu da ben dökerim hayata. Yazmalı çünkü, hiç olmayan adamları hep yok edilen kadınların vebalinin inceldiği yerden kopan damarlarına…

Dilara AKSOY

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir