HERKES KALBİNİN EKMEĞİNİ YER

Please log in or register to like posts.

Güneş ışığını üzerimizden çekiyorken akşamın serinleyen havası tenimize işlemeye başlamıştı. İnsanlar işlerinden,okullarından,alışverişten yorgun bitkin bir şekilde evlerine dönüyordu. Şehir karmaşasının en fazla olduğu andı belki de. Bütün günün telaşı heyecanı atılmış,hevesler alınmış artık yerini hüzün kaplamıştı.Yüzlerindeki gülümseme yerini yorgunluğa bırakmıştı. Gün boyu yapılan planlar, kurulan hayaller güneşin batışıyla birlikte sona ermişti. Ben de yeni bindiğim otobüste oturmak için ,uzunca bir süre kalabalık arasında boğuştuktan sonra cam kenarında bir yer bulup oturmuştum. Başımı otobüsün camına yaslamış,sırtımdaki çantayı kucağıma almış, elimdeki günlerdir almak için sabırsızlıkla beklediğim kitaplarımı da üzerine koyup , telefonuma taktığım kulaklıkla müzik listemi baştan sona dinlerken dışarıyı izliyordum.

Ne dünyasın ama..” dedim. Sana takılanı bir girdap gibi çekiyorsun içine. Peşinden sinsi sinsi sürüklüyorsun insanları. Hiçbiri de bunun farkına varamıyor.Ne yaptığını ne yaşadığını anlayamıyor kimse. O kadar boğuşuyorlar ki olaylarla kimse durup düşünmüyor. Şunları sormuyor kendine; ” Biz kimiz,niçin burdayız,neden geldik,ne yapıyoruz.? ”düşünemiyoruz.. Hani hafıza kaybı yaşayanlar gözlerini hastanede ilk açtıklarında sorar ya.”Ben kimim,siz kimsiniz,burası neresi,buraya neden geldik..” Acaba,bizler de büyük bir darbe sonucunda gözlerimizi dünyaya yeni açtık da alışmaya çalışmamız,bir kimlik arayışımız hep bundan mı.! Bu yüzden mi bu kadar yabancılayışımız? Bu yüzden mi çırpındıkça dibe batmamız ?

Bu dünya bir bataklık aslında,içinde debelendikçe seni yok eden ,içine çeken,varlığını kaybettiren koca bir bataklık . Ve o koca bataklıkta kimse yalnız değil. Hepimiz aynı yerde debelenip duruyoruz. Çırpınıyoruz kendimizi kurtarmak için. En büyük hatamız şu ki ;kurtuluş için hep başkalarını kullanıyoruz. Bunu yaparak kendimizi de onu da içine çekiyoruz bu çirkin dünyanın .. diye düşünürken aklıma bir anda izlediğim bir video geldi. O kadar etkilenmiştim ki , bütün insanlığın görmesi,mutlaka izlemesi gerekiyordu onu. Şu bencilliklerini biraz olsun sorgulayabilirlerdi. Şöyle ki; bir sürü insanın etrafında toplandığı koskocaman derin bir kuyu vardı. Bütün insanlar aç ve susuz , üzerlerinde giyecek giysileri yok , bitkin harap bir şekilde o kuyunun içindeki çorbadan içmeye çalışıyorlar. Hepsinin eline uzunca bir kepçe verilmiş. Batırıp batırıp boş çekiyorlar. Kimi yılmış açlıktan ,yorgunluktan,halsizlikten pes edip bırakıyor, kimi bunlara aldırış etmeden ısrarla devam ediyor. Ama kuyu o kadar derin ki kepçeyi yukarı çekip kendi ağzına götürene kadar ne aldıysa dökülüyor. Kimse doğru düzgün bir şey yemeyi başaramıyordu. Kuyunun başındakilerden bir kişi de bunları izleyip en sonunda daldırdığı kepçeyle karşısındaki kişiye uzatıyor ve hiç dökülmeden yemeyi başarıyorlar. Bunu görenlerde heyecanla ,kaşıkları kuyudan sırayla çekip birbirlerine vermeye başlıyordu.Böylece hepsi bir güzel karınlarını doyurmuş,hem de az önce ben daha çok yicem rekabetinin yerini, yüzlerinde birbirlerine karşı mutluluk ve sevinç almıştı. O karmaşa, sıkıntı bir anda ortalığı yemyeşil çimenlerin olduğu,renk renk çiçeklerin açtığı güzelliğe bırakmıştı. O zaman anladılar ki ; sadece kendini düşünmek kendine de başkasına da fayda etmez ve insanın kendi kendine yok olmasına sebep olur. Mutsuz,yorgun,üzgün bir kişi çıkar .Kendinden önce kardeşini de düşünürsen ,o zaman sen de o da asla kaybetmez. Ve her zaman daha güzel sonuçlar elde edilir.

işte o an aklıma gelen bu video , şu an ki insanlığın geldiği noktayı o kadar güzel anlatıyordu ki. Bizim bu dünya bataklığında sadece kendimizi kurtarmayı düşünerek,eşimizi, dostumuzu, arkadaşlarımızı bencilce kullanıp, kendi yok edilişimizi izlememizi gösteriyordu. Herkes kendi derdine düşüp bir kurtuluş yolu ararken bunu birbirini ezerek yapanlar,sürekli ‘ben’ diyenler ve kendinden başka kimseyi düşünmeyen benciller hep kaybediyorlar. Kazanmış gibi görünseler de hep kaybedecekler..

Kazananlar mı .. Kurtulmak için sadece kendini kurtarmayı değil,her şeyden önce karşısındakinin de kötülüğünü düşünmeyenler,içindeki niyetini hep temiz tutup,bencillik etmeyenler,yeri geldi mi kendini bile feda edebilenler..diye düşünürken son durağa gelmiştim bile çoktan. 45 dakika nasıl geçti farkına varamadan gelmiştik. Otobüs bomboş olmuş,benimle birlikte bir kişi daha vardı sadece. Yaşlı bir teyze, ama nasıl ton ton. Kalkmak için otobüsün iyice durmasını bekleyip sonra ufak ufak adımlarla kapıya yöneldi. Koşarak yanına yaklaştım,elimdeki kitapları hemen çantama koydum. Bastonunun kenarına geçirdiği poşetlerini elime alıp, diğer kolumla da teyzenin koluna girdim. Yavaş yavaş otobüsten indik. Gideceği yere kadar eşlik etmek istedim fakat biraz sonra kızı geldi. Ayaküstü sohbet edip tanıştıktan sonra bana çok teşekkür ettiler , ve vedalaştık . Ben tam dönüp arkamı biraz uzaklaşmışken,teyze seslendi.

Evladımm… !

Döndüm tekrar ”efendim teyzem” dedim..

Unutma;” Herkes kalbinin ekmeğini yer” dedi gülümseyerek. Ve el salladı bana. Ben de gülümsedim ”iyi ki varsın ” teyzem dedim ..
İşte teyzenin o sözlerini bütün yolculuk boyunca düşündüklerimi özetlemişti sanki. İçimi kaplayan o zarif huzurla eve varana kadar gülümsedim.

HANDE ARSLAN

İnstagram: @meftunn.biri

Kimler Beğendi?

3 comments on “HERKES KALBİNİN EKMEĞİNİ YER

  1. Muhteşem bir yazı, muhteşem bir konu “herkes kalbinin ekmeğini yer”ancak bu kadar güzel anlatılabilirdi eline yüreğine sağlık Hande hanım, bu duyguları bizimle paylaştığınız için çok teşekkür ederiz sevgiler❤️

  2. muhteşem Hande hanım , çok beğendim yüreğine sağlık

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir