IZU KARTALLARI “Kapalı” Dergisi Remzi Albayrak Röportajı

Please log in or register to like posts.

Bu röportaj için İZU Kartalları’na desteklerini esirgemeyen çok değerli hocamız Emekli Kıdemli Albay Sayın Remzi Albayrak’a teşekkür ederiz.

Hocamızın özgeçmişi;

1964 yılında Sırbistan’ın Tutin şehrinde doğdu ve 1969 yılında ailesiyle birlikte Türkiye’ye göç etti. 1970-1975 yılları arasında Şehit Kamil Balkan İlkokulu, 1975-1978 yılları arasında Oğuzhan Ortaokulu, 1978-1982 Kuleli Askeri Lisesi, 1982-1986 Türk Silahlı Kuvvetleri(TSK) adına İÜ. İngiliz Dili ve Edebiyatı Anabilim Dalında okudu. İlk görev yeri de olan Kuleli Askeri Lisesi’ne Teğmen rütbesiyle atandı. TSK’nın çeşitli birlik ve kurumlarında görev alarak 2010 yılında Kıdemli Albay rütbesiyle Türk Silahlı Kuvvetleri’nden emekliye ayrıldı. Emekliliğinden sonra kısa bir süreliğine turizmle uğraştı ve CHP Bayrampaşa Meclis Üyesi adayı olana kadar özel bir üniversitede öğretim görevlisi olarak çalıştı.Kariyeri boyunca Bosna-Hersek’teki savaşta NATO(SFOR) karargahında, Almanya’nın Heidelberg şehrinde bulunan 7’nci American Ordusu(LANDCENT)’nda ve ABD San Antonio şehrinde bulunan Lackland AFB’de yurtdışı görevlerini icra etti.
1995 yılında Kara Kuvvetleri Lisan Okul K.lığında Türkiye’de ilk defa Sırpça, 2002 yılında da Boşnakça Bölümlerini kurdu ve bu dillerin öğretilmesi konusunda kendisi gibi (E) Albay olan ağabeyi Hayri ALBAYRAK’la birlikte eğitim kitapları hazırladı. Bu kitaplar günümüzde Türkiye’nin çeşitli kurum ve kuruluşlarında ders kitabı olarak okutulmaktadır.Türkçe’nin Yabancı Dil olarak Eğitimi, Uluslararası İlişkiler ve Eğitim Yönetimi ve Denetimi alanlarında toplam üç master yaptı. Halen İstanbul Üniversitesinde doktorasını yapmaktadır.
Evli ve dört çocuk sahibi olan Remzi ALBAYRAK çok iyi seviyede İngilizce, Boşnakça, Sırpça ve Hırvatça bilmektedir.

 

1: Öncelikle bize bu fırsatı tanıdığınız için size tekrardan teşekkür ederiz hocam. Şöyle bir soruyla başlamak istiyorum. Dersimize ilk girdiğinizde birkaç dakika konuştuktan sonra sizin Beşiktaşlı olduğunuzu düşünmüştüm ve daha sonradan zaten bunu sordum ve emin oldum. Sizce insanların tuttukları takımlar nasıl anlaşılabilir ? Veya benim varsayımımla ilgili ne düşünüyorsunuz ?

Şimdi tabi bu soruyu çok daha genel alabiliriz ama biraz daraltmak gerekiyor. Üç büyükler üzerinden gidelim. Beşiktaş, Galatasaray, Fenerbahçe üzerinden gidelim. Şimdi bu her üç takımında genel anlamıyla taraftar profiline baktığımız zaman her bir takımın taraftar profili farklı özellikler gösteriyor. Mesela bir Fenerbahçe daha çok böyle burjuvazi, biraz para kazanmış yani para bende diyen tiplerin takımı dolayısıyla o tür görüntüler sergileyen insanların hangi takımı tutabileceğini az çok tahmin edebiliyorsunuz. Galatasaraylılar biraz daha “snobbish” duruyor böyle “snob” bir tarzları var. Ama Beşiktaş taraftarı genellikle ayakları yere basan ve sadece aklıyla değil ama kalbiyle de hareket edebilen insanların topluluğu diye düşünüyorum. Çünkü duygu çok önemli Beşiktaşlılar için. Beşiktaş taraftarı genellikle daha mütevazı, kendinden emin, sadece güçlünün yanında olmaktan ziyade inandığı değerler uğruna mücadele eden, savaşabilen taraftarlar diye tanımlanabilir. Çarşı bunların en güzel örneğidir. Yani sadece güçlünün yanında olmak bizim çok da istediğimiz birşey değil, savunduğumuz ilkeler içerisinde bunlar yok. Evet biz güçlü olacağız ama, haklının yanında olacağız, iyinin yanında olacağız, doğrunun yanında olacağız. Bu anlamda da işte birileriyle konuşmaya başladığınız zaman otomatikman davranış biçimi onun aslında dünya görüşüyle paralel bir çizgi ortaya çıkarıyor. Belki benim böylesi bir duruşum, bir tavrım size böyle bir resim sunmuştur. Siz de tahmininizi doğru yapmışsınız. Ben Beşiktaşlıyım. Doğuştan Beşiktaşlıyım diyemem çünkü doğduğum zaman Beşiktaş’ı bilmiyordum ama Türkiye’ye geldiğimden beri Beşiktaşlıyım.

 

2: Daha önce Türk Silahlı Kuvvetleri’ne yıllarca hizmet verdiğinizi biliyoruz. Buna ne zaman karar vermiştiniz hatırlıyor musunuz ? Kararınızı etkileyen faktörler nelerdi ?

Ben Türk Silahlı Kuvvetlerine 1978’de katıldım. Ama Türkiye’ye gelişimiz 1969’du. Neden Türk Silahlı Kuvvetlerine girmeye karar verdik, biz iyi bir öğrenciydik abimle beraberdik biz aynı sınıftaydık, beraber başlamıştık ilkokula hep aynı gittik hatta Silahlı Kuvvetlere de beraber girdik, beraber görev yaptık ve beraber aynı gün emekli olduk, aynı ofisten, aynı komutanlıktan emekli olduk. 70’li yıllar biraz anarşi ve terör açısından yoğun yıllardı, biz de okumak istiyorduk. Çünkü biz göçmen bir ailenin çocuğuyduk. Yabancı dil problemimiz vardı, dil problemimiz vardı, geçim problemimiz vardı, barınma problemimiz vardı. Herşey bir problemdi bizim için o dönemde. Çünkü her nekadar anavatana seyahat ediyoruz diye geldiysek bu vatan bu ezan bu bayrak için geldiysek de o Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisi pramidi içerisinde barınma, güvenlik, yiyecek içecek gibi temel insani ihtiyaçların karşılanması gerekiyordu. E şimdi o kargaşa içerisinde, 70’li yıllar içerisinde gerçekten bizim yapabileceğimiz tek birşey vardı, okumak. Biz iki kardeştik, ikimiz de okumaya karar vermiştik. En rahat okunabilecek yer olarak da biz o dönemde silahlı kuvvetleri görüyorduk. Çünkü orası bir limandı. Anarşiden ve terörden uzaktı. Gelecek için de iyi bir kariyer gibi görünüyordu bizim için. Bir de çok saygın bir kurumdu Türk Silahlı Kuvvetleri, her ne kadar bu son dönemlerde biraz böyle yıpratıldıysa da silahlı kuvvetler her zaman en saygın kurumlar içerisinde bir numaraydı. Toplumun halkın en fazla güvendiği kurumlardan biriydi. Ve o zaman bir Matematik hocamızın da yönlendirmesiyle Askeri Okula katıldık ama orda küçük bir şey var ondan hemen bahsedeyim aslında biz Deniz Astsubay Hazırlama okuluna yönlendirilmiştik çünkü biz subayla astsubay arasındaki farkı bilmiyorduk. Deniz Astsubay hazırlama okulu Beylerbeyindeydi, birinci köprünün hemen ayaklarının dibindeydi. Biz orada ineceğimize askeri okul diye otobüsten Çengelköy’de Kuleli Askeri Lisesi’nin önünde indik ve biz tesadüfen askeri liseye gittik ve subay olduk. Yoksa şuan emekli astsubay da olabilirdik. Böyle de bir anımız var bu konuda.

3: Herhangi bir takıma gönül veren herkes kendi takımını şu veya bu sebepten seviyor olabilir. Ama Beşiktaş için durum biraz daha farklı. Beşiktaş taraftarı takım tutmaktan ziyade bunu bir hayat felsefesi haline getirmiş durumdalar. Sizce bunun temel sebebi nedir ?

E şimdi Beşiktaş’ın taraftarları aslında daha önce de bahsettiğimiz gibi sadece bir takım tutmaktan ziyade yaşam felsefesini Beşiktaş takımında, oyununda, ruhunda ve yönetim şeklinde bulduğu için Beşiktaş taraftarı oluyor. Yani bugün hiçbir Beşiktaş başkanı kamunun veyahutta medyanın önünde çok fazla şov yapma taraftarı değildir. Çünkü Beşiktaş’da hep bir kolej takımı havası vardır. Profesyonel yönetilir ama amatör ruhla çalışır. Bu zaten bizi diğer takımlardan farklı kılan şeydir ve dikkat ederseniz Fenerbahçeliler Beşiktaşlıları sever Galatasaraylıları sevmezler, Galatasaraylılar Fenerbahçelileri sevmezler Beşiktaş’ı severler ama en azından saygı duyarlar. Beşiktaş herzaman dik ve omurgalı duruşuyla hem sporda hemde taraftarlarına vermiş olduğu mesajlarda iyi bir profil çizmiştir ve iyi bir mesaj vermiştir. Beşiktaş taraftarı da hiçbir zaman aşırıya kaçmadan diğer takımların o holiganik yaklaşımları, tutumları içerisine girmeden, tabiki coşkulu ve ateşli tezahüratlarıyla davranış biçimleriyle takımını destekleme şekliyle her zaman varolmuşlardır ve özellikle Çarşı grubu ve onun nezdinde diğer Beşiktaş taraftarları herzaman diğer takımların taraftarları tarafından da saygı görmüşlerdir. Ve umuyorum bu çizgiyi hiç değiştirmeyeceğiz, hep böyle devam edecek. Biz Beşiktaş taraftarı olarak diğerlerinin de iltifatına nail olacağız inşallah.

 

 

 

4: Sizin Beşiktaşla gönül bağınız nasıl başladı ? Sizi teşvik eden biri veya birileri oldu mu ?

Aslında Beşiktaş’a beni teşvik eden birileri oldu mu, evet. Eski Yugoslavya’da Partizan denilen bir takım var. Kızılyıldız hep öndedir, Partizan hep böyle arkadan gelir ikinci olur üçüncü olur nadiren de şampiyon olur ve renkleri de siyah-beyazdır. Yani dolayısıyla böyle hep mütevazıdır. Kendi işini yapar başkalarıyla çok fazla uğraşmaz. Benim bir kuzenim vardı, o benden yaşça büyüktü. Eski Yugoslavya’da Partizan taraftarı olduğu için buraya gelince işte o Partizan takımının o özelliklerini burada Beşiktaş’da yansımasını gördüğü için bana da bunu empoze etti. Benim ilk tanıdığım takım Beşiktaştı ki 70li yıllarda Galatasaray üstüste şampiyonluklar falan almış olmasına rağmen normalde çocuklar hep böyle güçlünün yanında olmak isterler ama ben o dönemde abimde keza öyle biz Beşiktaşlı olduk ve yaşam felsefemiz de hep öyle oldu. Benim mesela siyasi görüşüm de hiçbir zaman güçlünün yanında olmaktan yana değildir, doğru olandan yana olmaktı. Dolayısıyla ben Beşiktaş’a o zaman gönül verdim halâ bu sevgim bu aşkım devam ediyor.

5: En enteresan veya akılda kalıcı Beşiktaş anınızdan bahseder misiniz ?

Valla en enteresan aslında anım şöyle ben Yumurtacı Ahmet’le çok anılarımız vardır. Özellikle ben Kuleli Askeri Lisesi’nde görevdeyken, yakın deplasmanlara, Bursa’ya, Sakarya’ya falan gidileceği zaman işte Yumurtacı Ahmet’e giderdik bir iki gün önceden adımızı yazdırırdık, paramızı verirdik, otobüsün kalkış saatini ve yerini öğrenirdik ondan sonra cümbür cemaat, coşkulu bir şekilde maça giderdik. Bir Bursa deplasmanımız vardı. Gidişimiz muhteşem olmuştu ama dönerken çok muhteşem dönemedik neredeyse dayak yiyoduk bütün camları kırmışlardı maçtan sonra. Bir anımız da aslında şöyleydi; Sakaryasporla yılını çok iyi hatırlamıyorum bir maç başlangıcında bir tezahürat başladı biz tabi konuk takım olduğumuz için onlar ev sahibi istediklerini yapabiliyorlardı. Sakaryaspor’un amigosu geldi bayrağı tam orta sahanın göbeğine çaktı, dikti oraya. Bizim amigolardan da biri hemen o kilitli kapıların üzerinden atladı stadın içine girdi falan. Derken polisler bizim amigoyu yakaladılar ordaki çalışanlarla beraber bunu bir güzel hırpaladılar. Tabi bu hırpalama üzerine biz de reaksiyon gösterdik biz de tellerin üzerinden atlayığ sahaya girmek istedik bu sefer polisler büyük bir grup ve güruh şeklinde Beşiktaş seyircisine daldılar ve ellerinde coplarla biz zaten azınlık konumundaydık bizi dövmeye başladılar. O anda bir arkadaşımızın bir haykırışını hatırlıyorum istiklal marşı diye bağırdı. Hepimiz İstiklal Marşı’nı okumaya başladık. Polisler durdular esas duruşta onlar da İstiklal Marşını okudular. Bitirdiğimiz zaman polisler kaldıkları yerden devam edeceklerdi bir kez daha İstiklal Marşı üstüste üç defa İstiklal Marşı’nı okuduk. Polisler sakinleşti biz de dayak yemekten kurtulduk ma tribünler o kadar alçaktı ki dışarıdan çok fazla taş atıldı. Birkaç arkadaşımızın kafası yarıldı çünkü yapabilecek birşey yoktu görmeden atış yapıyorlardı. Öyle bir anımız vardı.

 

6: İlk gittiğiniz Beşiktaş maçını hatırlıyor musunuz ?

İlk gittiğim Beşiktaş maçını, aslında şöyle götürüldüğümü hatırlıyorum hemde kuzenim götürmüştü o zaman çok ilginçtir mesela Miliç oynuyordu Beşiktaş’da. Yani Miliç’i de nerden hatırlıyorum o dönemde işte Miliç’in eski Yugoslav futbolcularından biri olması nedeniyle hatırlıyorum. Ama hayal meyaldi çünkü çocukluğumuzda o tür şeyler malesef zaman içerisinde ya görüntüler kayboluyor ya hafıza yanıltabiliyor ama Miliç’in oynadığı bir dönemdi ve ilk o zaman götürülmüştüm.

 

 

 

7: En sevdiğiniz yada şöyle sorayım Beşiktaş dediğimde aklınıza gelen ilk futbolcu kimdir ?

Dediğim gibi Miliç geliyor ama benim özellikle mesela yaşamış olduğum bir şey var Metin-Ali-Feyyaz bu üçlü muhteşemdi. Hiçbir zaman unutulmaz ve belki de Beşiktaş’ın o dönemki o kolej takımı havası altyapıya vermiş olduğu önemin bir sonucu olarak da bu üçlü çok güzel çıkmıştı ve o dönemlerde şampiyon oluyorduk çok güzel yıllardı. İnşallah Beşiktaş tekrar o felsefeye döner yine altyapıya biraz daha önem verir ve daha fazla altyapıdan yetişen futbolcuları olur.

8: Biliyorsunuz yeni stadımız bitmek üzere. Belki de şampiyonluğumuzu orda kutlamak bize ikinci bir hediye olacak. Bununla ilgili görüşlerinizi alabilir miyim hocam ?

Üç büyükler içerisinde eskiden stad açısından hani büyüklük, ebat olarak bakıldığı zaman biz çok böyle garip gibi duruyorduk ama Boğaz’da olması ayrı bir hava. İnönü Stadı’nın bizim için eski Mithatpaşa Stadı, İnönü Stadı falan bunlar bizim için farklı bir anlam ihtiva ediyor. Çünkü birtek Beşiktaş seyircisi, Beşiktaş Çarşı’dan yürüyerek sloganlar atarak, tezahüratlar yaparak kendi stadına yürüyerek gelebiliyor. Bu ayrı bir hava veriyor. Dolayısıyla bir an önce bitmesini istiyorum ve onu bekliyorum. Dolmabahçe Sarayı’nın önünden yürüyerek, tazahürat yaparak stada girip şampiyonluğumuzu orada ilan etmek istiyoruz. İnşallah bunuda göreceğiz.

9: Takımımız şuan emin adımlarla hedefine ilerliyor. Uzun zaman sonra ardarda iki derbiyi kazandığımız bir sezon yaşıyoruz. Bu konuda ne düşünüyorsunuz ?

Aslında zaten Türkiye’deki genellikle şampiyonları derbi maçları sonuçları belirliyor. Biz genellikle, dikkat ederseniz şampiyonlukları kaçırdığımız yıllarda hep derbilerde zayıf kalmışızdır, yenilmişizdir, onun için kaybetmişizdir. Bu sene, tabi bizim geçmişte yapmış olduğumuz güzel çalışmalar yavaş yavaş ürün vermeye başladı. Mesela biz bir Demba Ba’yı aldık üzerine güzel bir şarkı oluşturduk güzel bir pazarlamayla o arkadaşımızı o futbolcumuzu iyi bir paraya sattık. Onun karşılığında da işte Mario Gomez gibi bir futbolcuyu getirdik. E şimdi tabi Mario Gomez dünya çapında bir marka dolayısıyla onun olması akılcı tramsferlerin yapılmış olması yerine göre transfer yapılmış olması ve zannediyorum hocanın da tecrübesiyle o kaynaştırıcı bütünleştirici uyum sağlayıcı yaklaşımıyla her zaman kolej havası taşıyan Beşiktaş’da tekrar böyle bir atmosfer yakalandı ve ben bu sene mutlaka şampiyon olacağımızı düşünüyorum.

10: Biraz da Beşiktaş harici şeylerden bahsedelim isterseniz. Hayatınızda verdiğiniz en mükemmel karar nedir ? Özel değilse bizimle paylaşır mısınız hocam ?

İki şey var aslında. Birincisi Türk Silahlı Kuvvetleri’ne katılmış olmam. Bu bütün hayatımı değiştirdi. Olumlu anlamda değiştirdi. Belki de dışarıdan bakıldığı zaman çok böyle anti-militarist görüşte olanların çok da tasvip edeceği bir şey değildi ama küçük yaştan eğitilip o disipline maruz bırakıldıktan sonra zaten size bir meslekten çok bir yaşam biçimi sunuluyor ve siz eğer ayak uydurabilecek bir karaktere sahipseniz zaten o sizi alıyor götürüyor. Mutlu mesut bir şekilde yaşıyorsunuz. Ben silahlı kuvvetlerde de çok farklı ve özel yerlerde görev yaptım. Bizim için salon subayı deniyor yani birliklerden çok kurumlarda görev yaptık. Yurtdışı görevlerimiz var. Dolayısıyla silahlı kuvvetler sayesinde ufkumuz da genişledi, yurtdışılarla, avrupalarla. Almanya’da görev yaptım, Bosna’da N.A.T.O karargahında görev yaptım, Amerika’da bulundum hem eğitim hem çalışma olarak. Dolayısıyla bunlar silahlı kuvvetler açısından büyük bir katkı sağladı benim hayatıma. İkincisi de ikinci evliliğim hayatımda belki de geç gelen bir mutluluk, ikinci baharı yaşıyorum. Gerçi yaşıyorum derken aşağı yukarı 7-8. Senenin içerisindeyiz. Zannediyorum ikinci iyi kararım da bu diye düşünüyorum.

 

11: Düzenli olarak okuduğunuz bir yazar, gazete veya dergi var mıdır ?

Düzenli olarak Yılmaz Özdil’i okuyorum. Onun hicivli yaklaşımlarını seviyorum. Aslında siyasetin içerisindeyim, kendi dünya görüşümü savunan destekleyen yazarları da okuyorum ama karşı taraftan da mesela okumaya takip etmeye çalışıyorum. Özellikle mesela televizyonlarda işte medya bir nevi kutuplaşmıştı bizden olanlar ve olmayanlar diye ama ben öyle bakmıyorum ben iki tarafıda savunan televizyon kanallarını izlemeye çalışıyorum çünkü ben ve öteki kavramından ötekine bakarak beni tanımlayabiliyorum, bana bakarak ötekini tanımlayabiliyorum. Onun için benim diğer bütün Beşiktaş taraflarına da tavsiyem hiçbir zaman bir olaya sadece tek taraflı tek pencereden bakmamak lazım bazen empati kurup karşı taraftakinin de yerine geçip bir de olaya ordan bakmaları gerektiğini düşünüyorum. Bu insana çeşitlilik ve zenginlik katıyor. Hayatını anlamlı kılabiliyor diyebilirim.

12: İZU Kartalları size neyi ifade ediyor ?

Valla ben IZU Kartallarını ilk duyduğum zaman çok sevindim. Neden sevindim, şimdi genellikle Beşiktaş Çarşı grubuyla anılır çok da bilirler ama daha alt kademelerdeki yapılanmalarda belki bir problem var diye düşünüyordum. Bizimkiler çok fazla girmezler böyle şeylere ama bizim üniversitemizde IZU Kartalları gibi bir Beşiktaş taraftarının oluşturduğu bir grubu duyduğum zaman çok sevinmiştim. Çünkü biraz artık Dünya’da biraz algı yönetimi üzerinden gidiyor. Siz ne kadar iyi olursanız olun eğer pazarlamanızı çok iyi yapamazsanız o ürün malesef çok para etmeyebilir. Dolayısıyla bu tür yerlerde özellikle üniversite gibi kurumlarda yapılanmak, örgütlenmek bizim hem taraftar profilimizi değiştirecektir hem zenginleştirecektir hemde sayısını arttıracaktır. Onun için ben buradaki IZU Kartallarını çok önemsiyorum. Çıkmış olduğunuz yolda da başarılar diliyorum gerçi Beşiktaşlı olarak çok fazla birşey yapmanız gerekmiyor çünkü Beşiktaş taraftarı herzaman saygı duyulan bir taraftar grubu ama yinede o bize yakışan duruşu sergileyebileceğinizi ve sergilemekte olduğunuzu da düşünüyorum bu anlamda da size teşekkür ediyorum Beşiktaş camiası olarak.

13: İZU Kartalları organizasyonları hakkında neler düşünüyorsunuz hocam ?

Artık herşey şov dünyası. Yani ben daha önce burada bir gün okuldan çıkarken Beşiktaş tezahüratları duyduğum zaman yüreğim kabardı. Sonradan bunun arkasında IZU Kartalları’nın olduğunu öğrendim. Ondan sonra da biraz bilgi topladım birkaç büyük organizasyona katıldığınızı öncülük ettiğinizi gördüm hatta bunlardan bir tanesi sosyal bir projeydi galiba. O anlamda sadece yani negatif enerjiyi boşaltmak için bağırıp çağırmak değil bizim misyonumuz çünkü sonuçta insanlar organize olurlarken daha iyi bir gelecek için organizasyon yaparlar. Örgütlenme onun için olur. Bir de tabandan tavana doğru organizasyon gerçekleşirse çok daha anlamlı, kalıcı ve etkileyici olur diye düşünüyorum.

14: İZU Kartalları ismini yeni duyan arkadaşlarımıza neler söylemek istersiniz ?

Valla ben şöyle söylerim yani IZU Kartalları bir kere ne yaptığını bilen bir grup. Çok güzel organizasyonlar yaptılar zaten geçmişte yaptıkları da gelecekte yapacaklarının bir teminatıdır. Böylesi bir organizasyonda insan hem güzel arkadaşlıklar elde etmiş olur hem sosyalleşmiş olur hemde hayatın içerisine daha fazla katılarak yaşamın tecrübesizliğini de üzerlerinden atmış olur. Yaşamın farklı pencerelerini, farklı yönlerini de görebilir diye düşünüyorum. Dolayısıyla ben bir parça Beşiktaş taraftarı olan veyahut da bir parça Beşiktaş sempatisi olan bütün insanların aslında IZU Kartalları’na katılmasını şiddetle tavsiye ederim. Çünkü burda bir açık yüreklilik var samimiyet var ve bir de davet var e bundan daha iyisi Şam’da kayısı yani.

 

 

15: Son olarak; 2016’da takımımızın durumu nasıl olur sizce ?

Şimdi ben tabi siyasi açıdan ekonomik açıdan ve sportif açıdan baktığım zaman 2015’in çok da hani siyasi ve ekonomik açıdan iyi geçmediğini düşünüyorum ülkemiz için. Çünkü Türkiye Balkanlar, Kafkaslar ve Ortadoğu gibi üç kriz bölgesinin tam ortasında. Dolayısıyla Balkanlardan soğuk hava esse bizim burası nezle oluyor, işte Kafkaslar’da herhangi bir olay olsa Laleli etkileniyor, biliyorsunuz Ukrayna-Rusya olayı ekonomik açıdan Laleli’yi bitirdi İstanbul’da. Şimdi Güneydoğu’da birsürü problemlerimiz var onlar gerek ekonomiyi gerek de jeopolitik ve stratejik önemimizi ya artırdı ya da bazı durumlarda bizi zora soktu ama sevindirici tarafı 2015’in Beşiktaş çok güzel gidiyor, iyi sonuçlar alıyor. 2016’nın hani siyasi ve ekonomik açıdan baktığımızda çok da içaçıcı geçeceğini düşünmüyorum çok pesimist olmak istemiyorum hep optimist yaklaşmak istiyorum ama eldeki verilere donelere bakıldığı zaman çok da kolay bir yıl olmayacağa benziyor ama bizi sevindirecek olan bizim hayata tutunmamızı sağlayacak olan zannediyorum Beşiktaş’ın 2016’daki bir şampiyonluğu, stadımızın bitmiş olması bizi mutlu kılacaktır. Bu hayatın kötü tecrübeleri içerisinde böyle nefes alabileceğimiz bir alan olacaktır Beşiktaş. O yüzden Beşiktaş’a başarılar diliyorum. Günlümüz hep onunla, her zaman ölene kadar da Beşiktaşlıyız biz.

 

( Çok teşekkür ederiz hocam bize bu şansı tanıdığınız için de ayrıca minnettarız. )

 

Son Söz; Ben teşekkür ederim. Bundan sonraki çalışmalarınızda da başarılar diliyorum. Sakın pes etmeyin üzerine üzerine gidin. Yapmış olduğunuz çok güzel bir aktivite, çok güzel bir faaliyet. Bunu göreceksiniz ileride. Üniversite yıllarında yaşamış olduğunuz bu güzellikler size belki de torunlarınıza kadar anlatabileceğiniz hikayeler oluşturacaktır. Bu anlamda sizi tebrik ediyorum.

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir