Kendini Gerçekleştiren Kehanet

Please log in or register to like posts.

Geçen hafta Salı Girişim hareketinin düzenlediği Fikir Geliştirme Atölyesine katıldım. Orda bir fikri nasıl geliştirebileceğimizi , sunum yaparken 3 dk lık bir zamanımız olduğunu grup ile çalışması ve fikri geliştirme tekniklerinin gösterildiği bir çalışmaydı.

3 tane girişim fikri sunumu yapıldıktan sonra kendimizi en yakın hissettiğimiz fikrin etrafına toplandık. Fikir sahibi fikrinden bahsetti ve bu fikri geliştirmek için hepimiz sırayla ona destek olabileceğimiz noktalardan bahsettik. Kimimiz pazardan kimimiz finans konusundan bahsederek ekip çalışmasını tamamladık. Atölye sonrası dışarıda network alanında insanlar ile iletişim kurulan alana geçtik. Ekip ile dışarda sohbet ederken  Gökçehan –umarım ismini yanlış hatırlamıyorumdur J – “self fulfilling proficiency” yani kendini gerçekleştiren kehanet fikrinden bahsetti. Merak ettim neydi bu kendini gerçekleştiren kehanet?

 

Aslında beklenti etkisi olarak da bilinen “self fulfilling proficiency”   bir sosyal gerçeğin gerçekleşmesinin insan zihninin inancına , tahminine veya teorilerine, dolayısıyla beklentisine bağımlı (beklenti etkisi) olması demekmiş. Self fulfilling proficiency bir diğer adı ise  Pygmalion Etkisi  olarakta bilinir. Mitolojide de oldukça önemli bir öyküye konu olan “Pygmalion” adını mitolojiden almıştır. Yunan mitolojisinde Kıbrıslı bir heykeltıraş ve prens olan Pygmalion ideal kadını heykel olarak yapmış ve bu heykel kadına Galatea adını vermiştir. Heykel bitince Galatea’ya aşık olan Pygmalion’un haykırmalarını duyan -Roma mitolojisinde- Venüs, -Yunan mitolojisinde- Afrodit, heykele hayat vermiştir. Galatea ve Pygmalion ömürlerinin sonuna kadar mutlu olurken; Pygmalion Etkisi’ne göre beklenen şeyin gerçekleşme olasılığı her zaman yüksektir.

 

Teorinin gerçek hayattaki karşılığına bakarsak eğer bir noktada kendisini başarılı olarak göremeyen kişi gerçekte böyle bir durum söz konusu olmasa da başarılı olduğunu düşünmediği algısı yüzünden çevresindeki insanların
kişinin bilgisinin yetersiz ve yeteneksiz olduğunu düşünecek ve kendini bu konuda mutsuz edecektir. Rosenthal iletişimle ilgili yapılan araştırmalar içinde en önemlilerinden birini Sınıfta Pygmalion adlı kitabında sunmaktadır.

Rosenthal ve Lenore Jacobson’ın 18 öğretmen ve 650 çocuk olan bir ilk okulda yaptıkları çalışmalarda, her sınıftan eşit sayıda öğrenci rasgele seçilmiş iki gruba ayrılmıştır. Araştırmada Rosenthal öğretmenlere, bazı öğrencilerin diğer bir grup öğrenciye göre daha yüksek potansiyel gösterdikleri belirtiyor. Gerçekte çocuklar rasgele seçilmiş bile olsalar, okulda geçirdikleri bir yılın ardından görülüyor ki: yüksek potansiyele sahip olduğu belirtilen sınıfta olan çocuklar genel zeka testlerinden ortalamanın üstünde puanlar alırken, diğer grupta yer alan çocuklar için önemli bir değişim söz konusu değil.

Rosenthal’a göre, öğretmenlerin yüksek performans beklentisi, öğrencilerine söyledikleri , yüz ifadeleri, beden dilleri gibi sözel ve sözel olmayan çeşitli yollarla iletilmiş olabilir. Bu deneyde her iki grup arasında öğretmenlerin öğrencilerle geçirdiği süre açısından bir fark bulunmamaktadır, ancak öğrencileri ile kurdukları ilişkinin niteliği daha farklıdır. Bu şekilde gruba hissettirilen olumlu beklentinin öğrencilerin benlik kavramları üzerinde etki etmiş ve motivasyonlarını, kavrama becerilerini yükseltmiş olduğu düşünülmektedir. Böylelikle gelişen olumlu beklentileri öğrenmelerini desteklemiştir.

Beklenti etkisini genel anlamında özetlemek gerekirse; her birey olmak istediği kişi, olmak istediği nokta , yaşamak istediği hayatı gerçekten inanarak ve arzulayarak isterse bunun gerçekleşmemesi için her hangi aksi bir durum olmadığını bize göstermektedir.

Kendi hayatlarımız yada yakın çevremizdeki insanların hayatları beklentimize göre şekillendiğini düşünürsek eğer davranış şekillerimizi de beklentilerimize göre değiştireceğimizi bilmeliyiz. Karşımızdaki kişiye kendimize güvendiğimizi ve yaptığımız iş konusunda iyi olduğumuzu göstermeliyiz, karşımızdaki kişinin yeteneklerine ve becerilerine güvendiğimizi belirtmeliyiz. Beden dili önemlidir. İletişim sırasında uzaklara bakmak, kesik kesik konuşmak, kararsız ses tonu ve mesafeli duruş olumsuz beklentilere neden olurken, gülümseme, başıyla onaylama, dokunma, göz kontağı, neşeli tavır, iyimser bir enerji olumlu etkiler sağlamaktadır. Aynı çalışma ortamında birlikte çalıştığımız kişilere hem detaylı hem de daha genel geniş bir boyutta geri bildirimde bulunmanız kişinin kendi beklentilerini şekillendirmede önemli bir araç olarak görülmektedir. İnsanlara vereceğimiz birkaç geri bildirim onların hayatlarında birer kelebek etkisi oluşturacağını unutmamak gerekir. Aynı zamanda kendi hayatlarımız için olumsuz geri bildirimlerden kaçarak yani yapamıyorum, başaramayacağım, hayat çok zor, ben hep kaybederim nidalarından uzak durarak amaca odaklanmalı ve ona göre ideallerimizi gerçekleştirmeliyiz.

 

Bir sonraki yazıya kadar esenlikle.

 

Geri bildirimlerinizi yorum olarak bırakabilir yada serapgur169@gmail.com iletebilirsiniz.

diğer tüm yazılarıma ulaşmak isterseniz www.serapgur.kim de okuyabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir