Kitap yazmak istiyorum, nereden başlamalıyım?

Please log in or register to like posts.

Merhaba Arkadaşlar,

Birçok arkadaşımız kitap yazmak istiyorum ilk önce ne yapmam gerekiyor veya nereden başlamam gerekiyor diye soru sorduğunda karşılığını bulamıyor. Çünkü bunun bir karşılığı yok. Zamanla ne demek istediğimi anlayacaksınız. Bu konuya kısaca bir giriş yapmak için şunu söylemek istiyorum: İlk önce kelime hazinenizin geniş olması ve kelimelerin anlamlarına hakim olmanız gerekiyor. Peki, siz diyelim ki kitap yazmaya başladınız ve öncesinde bir ‘kitap nasıl yazılır’ adlı bütün makaleleri okudunuz. Yahut yazı yazma atölyelerine katıldınız. Sizce bunlar yeterli mi? Elbette değil, teknik olarak; yazınsal alanda birçok şeye hakim olmanız demek sizin çok iyi bir yazar olduğunuzu göstermez veya kanıtlamaz.

Duygular diyorum; yazın kış, kışın yazı yaşatacak olan, duygular.

 Neden yazı yazılmaz?

  • Sırf popüler olmak için yazı yazılmaz.
  • Hadi bir kitap çıkarayım da hava atayım, ortamda şeklim olsun diye yazı yazılmaz.
  • Kelimeleri israf etmek için yazı yazılmaz.
  • Amaçsız her yere muhalefet olayım da prim kazanayım diye de yazı yazılmaz.
  • Ve daha birçok sebep var.

Tabii ki sizlerin yukarıda sıraladığım gibi bir hedefleri varsa, diyecek bir sözüm yok. Lakin şunu unutmayın ki, şu hayat denilen zaman aralığında derdi olan veya dertlenenler en güzel yazıları kaleme almıştır. Bazı arkadaşlar, mutluyken yazılan yazılar kötü mü diye sorar gibi aslında. Mutluyken yazılan yazılarda güzeldir, naiftir, aldatmaz. Bir hatırlatmada bulunayım beni bir yazı yazma ustası olarak görmeyin, ayrıca yazdığınız yazıların en iyi eleştirilerini olumlu yada olumsuz her zaman okuyucularınızdan duyacaksınızdır.

Size şimdi beş kelime vereceğim. Bunlar: araba, sandalye, kırlangıç, fütursuz, gökyüzü

Bu beş kelimenin her birini farklı cümlede kullanarak kısa bir öykü yazmanızı istiyorum.(İsteğe Bağlı)

Örnek Kısa Öykü: Rüzgar estikçe gözlerinin önünde beliren saçları gökyüzüne meydan okuyordu. Arabanın geçmesini hiç istemedim çünkü çukurda biriken su üstüne sıçradı. Üzüldüm, fakat çok geçmeden fütursuz bir anlam yüklendi kalbime. Kırlangıçlar uzaklara göç etmeden konuşabilecek miydim? Neyse, Kahveci Halil’den bir sandalye istedim ve içimden”bay bay” diyerek kahvenin önüne oturdum.

Bu yazımda, kitap yazma üzerine fazlasıyla anlatım yapmaya gerek duymuyorum. Her zaman daha iyi yazmak için sık sık yazmak ve yazdıklarınızı tekrar tekrar okumanız gerektiğini söylüyorum.

Buraya kadar okuduğunuz için teşekkürler, umarım bir kitap yazarsınız ve bizde o kitabı bir gün okuruz.

Sevgi, özlem ve muhabbetle..

•••••••••••••••••••••••••••••

Sosyal Medya Hesaplarım

Instagram: @muhammetmustafatuna

Twitter: @m_mustafatuna

97 comments on “Kitap yazmak istiyorum, nereden başlamalıyım?

  1. Havada süzülen kırlangıçlar baharın müjdesidir bana hep. Bahar nasılda insanın içini ısıtır. Bu sabah havada uçuşan kırlangıçlarsa adeta insanın içini ürperten bir sonbahar hatta buz kesmiş bir kış sabahı gibi adeta… Mutlu bahar sabahlarının, kuş cıvıltılarının aksine tarihin en karanlık sabahı. Arabasına öyle hızlıca binip uzaklaşmıştı ki arkasından el bile sallayamamıştım. Sandalyeye çökmüş öylece bakakalmıştım, bu kadar kolay olamazdı gidişi. Gidişi bu sevimsiz soğuk sabahın aksine bir yaz telaşı gibiydi adeta. Arkasına bile dönüp bakmadan yeni umutlara koşmak için adeta son hız gitmek istercesine koşup çıktı kapıdan, çıktı ve gitti. Gidişler kimine umut, kimine de karanlıktı bu sabah. Yüzündeki fütursuz bakışta bu sabah yanlış mevsimde uçuşan kırlangıçların telaşlı yüzü gibiydi, kırlangıçlar da, o da yeni sıcak bir yuvanın telaşı içerisindeydi. Bense dağılan bir yuvanın tam ortasında kalmış yaralı bir kırlangıç kuşu…

    Sizce umut var mı?

    • Umut her zaman var. Her öykü aslında bir başlangıçtır. Cümlenin sonuna konulan her noktadan sonra umutla yazmaya devam ederiz. Tebrikler..

    • Harika bir yazı olmuş, tebrik ederim.
      Sadece ” Bu sabah havada uçuşan kırlangıçlarsa adeta insanın içini ürperten bir sonbahar hatta buz kesmiş bir kış sabahı gibi adeta…” bu cümlede ADETA kelimesini iki defa kullandığınız için anlam karışıklığı olmuş. Bu tip tekrarlardan kaçınmanızı tavsiye ederim.
      Saygılarımla..

    • Bence umut var hemde çoookk
      Sen bu işi yapardın kızım ! İnanmak başarmanın yarısıdır . Önce inan ve tüm özgüvenini topladıktan sonra bir konu üzerine yaz diline gelenleri kalbinden geçenleri beyninde çıkan hortumun içinden kelimeleri adeta kurtarırmışcasına ..

  2. Sessizce düşünüyordum ne zamandır o vakitleri. Şehrin sahile bakan kısmına arabamı çekip müthiş bir suskunlukla düşünüyordum hemde. Arabamdan inip Sahil kenarında dalgın bir şekilde yürürken bir anda kafamı kaldırıp yukarıya doğru bakma isteği geldi içimden. Sonra dedim ki şöyle bir gökyüzünün muazzam görünen maviliğini görebiliyorsam, denizin mis gibi kokusunu heyecanla içime çekebiliyorsam, kırlangıçların ciyak ciyak öten sesleri kulaklarımın pasını siliyorsa birde, karşıda duran seyyar köftecinin mis gibi köfte kokusunu içime çekebiliyorsam ve sahil kenarında balık tutmak için sandalyesine oturmuş babasının oltasını çekmesini bekleyen çocuğun o yüzündeki masum gülüşüne dokunabiliyorsam… Neden böyle fütursuzca karamsar bir düşünceye itiyorum ki kendimi? Hayatı yaşıyorum ben ve şuan hâlâ hayattayım. Bu bile yeterdi aslında yaşama yeniden tutunabilmek için..

    Bu nasıl peki?

  3. Meraba ben 9. Sınıf öğrencisiyim otobiyografi yada biyografi yazmam gerekiyor bana örnek yazarmısınız

    • ‘Ben bir garibim ya da buruk bir insanım. Size göre fark eder mi bilmiyorum nasıl biri olduğum. Neyse asıl konuya gelelim; adım Efe soyadım Gökyüzü. Çocukluğum pamuk tarlalarında koşarak geçti. İlkokulu Ege Bölgesi’nin yoksul kasabalarının birinde okudum…’

      Yukarıdaki otobiyografi örneğidir. Kendini anlatırsan yazınsal olarak buna otobiyografi denir.

      ‘Adını dedesinin askerlik arkadaşından alan çekik gözlü bir adamdı Bartu. Çocukluğunda gazoz kapaklarından yaptığı tasolarla mahalleden arkadaşlarıyla kıyasıya mücadele ederdi. 1990’lı yıllarda İstanbul’un en gözde semtlerinden Fatih’te geçmişti çocukluğu…’

      Yukarıdaki biyografi örneğidir. Kendin dışında başkasını anlatırsan yazınsal olarak buna biyografi denir.

      En güzel yazıların kaleminde son bulması dileğiyle.

      Kolay gelsin.

  4. Oturuyordum sessizce hemde hiç olmadığım kadar. Yalnızlığıma eşlik eden tek şey kırlangıçların ciyak ciyak öten sesleriydi Sahi ne zamandan beri buradaydım yavaşça kafamı gökyüzüne kaldırıp çocukken yaptığım gibi bütün umutları içime çekmek istercesine derin bir nefes aldım. Fütursuzca esen rüzgar içimin titremesine sebep oldu yavaşça kalktım oturduğum sandalyeden kahvemi daha sıkı kavrayıp temkinli adımlarla ilerledim arabama doğru.
    Bu nasıl peki?

    • Kırlangıçların ciyak ciyak öten seslerini sadece ve sadece kelimelerde duyuyorum. Yazmak için okumak mı gerekli? Okumak için yazmak mı gerekli? Bilemiyorum. Ama yaşamak daha mühim bir mesele. O yüzden yaşamla kaleminizin buluştuğu yerde dökülen kelimeleri toplayıp, yazmaya devam etmeniz dileğiyle..

  5. Durdun ve baktın arabanın ardından.. Bohem tavırlarının ardına saklarken hüznünü, gözlerin gökyüzüne ayna, parçalı bulutluydu. Hissettirmedin bana zihninden futürsuzca geçenleri…hissettirmedin kalbinde misafiren oturduğum tek sandalyenin ayakları sallandığını. Şimdi gitme vakti. Bir Kasım sabahı; kırlangıç mevsimi, göç baharı, gitmeliydim haberli ama vedasız gözlerinin arkamdan bakakaldığı…

    • ”gitmeliydim haberli ama vedasız..”
      Bazen bir öykü sırf yukarıdaki kelimeleri bir araya getirebilmek için yazılır.. Tebrikler!

  6. Koyun kahvesindeki sandalyede oturan Omer Aga nin gozu arabaya ilisti..Arabadaki kadin gokyuzune dalmis futursuzca sigarasini tutturuyordu koyun ortasinda.Kirlangiclarin sesi yankilaniyordu meydanda ve ortam olabildigince sakindi.Kimsecikler yoktu ikisinden baska.

    • Öyküyü yazarken yazım kurallarına uymalısınız. Ayrıca yazınızı okurken olayın gözümde canlanması benim bir sonraki cümleyi merakla beklememe sebep oldu. Tebrikler!

      • çığlıklarla dolu bir koridordu burası çığlık koridoruydu.yıkılan çocukların burada kendini güçlü hissetiği koridor hem can acıtan,hem ayakta tutan bir koridor.Anlayana sevinç çığlıkları attıracak koridor.Anlamayana acı çığlıkları attıracak kadar güçlü koridor…

  7. Wow cidden harika bir kelime hazneniz var. Benim amacim gençlere hitap eden bir kitap ergenlere değil. Çünkü son zamanlarda Wttpad sebeyile tüm kitaplar oyle. Siz bana bir fikir verebilirmisiniz? Daha 9. Sınıf öğrencisiyim.

    • Bir kitap ergenlere, gençlere veya yaşlılara diye kaleme alınmaz. Bu yanlış bir düşünce. Ayrıca, masal kitapları genelde çocuklara diye yazılır. Halbuki yaşı büyük olan birçok insan bir masal kitabından birçok ‘şey’ öğrenebilir. Okuduklarımız veya yazdıklarımız aslında bir kurmacadır, bu kurmacalar gerçek veya hayaldir. Bir yazar için önemli olan en basit şekilde aktarabilmek ya da gizleyebilmektir kelimeleri. Sen yaz bakalım kuşlar hangi gökyüzünden uçup kalemine konacak görelim. Başarılar..

  8. o gün gökyüzü bir başka güzeldi sanki.kırlangıçlar aşkla süzülüyordu gökyüzünde yada ben aşıktım o yüzden herşeye bir anlam yükleme gereği duyuyordum bazen bir araba yeter mesafeleri silmeye arabaya atlayıp sevdiğimin şehrine gidip orda kalasım var kimilerine fütürsuz bakabilir bu hayalime ama onlar özlemek nedir bilmez ki uzakdan ilişkimi olur dediğinizi duyar gibiyim dokunmadan da sevebilir insan öenmli olan iki kalbin bir birine dokunması değil mi? tamam belki sevdiğin hastayken bas ucuna sandalye koyup onun basında sabahlayamıcaksın ama tüm benliğinle sahiip cıkıcaksın aşkına zaten umut varsa hayal varsa gerisi yalandır hayal kurmak basarmanın yarısıdır ama ne yazıkkı bızler hayal kurmaya cocukken baslıyoruz buyudukce unutuyoruz aksıne sızınle bırlıkde hayallerınızde buyusun?
    baya sacmaladım ama yazmayı denemek ıstedım 🙂

    • Saçmaladığınızı düşünmüyorum. Ayrıca, lütfen yazım kurallarına dikkat edelim. Sizin yazdıkça yazmak isteyen bir tarafınız var. Yazmak sizi mutlu eden bir eylem. Ondan vazgeçmeyin. Tebrikler!

  9. Sandalyesinin kırık bacağına aldırmadan diğer 3 ayak ile dengede saatlerce oturdu.
    Sonunda tutmuştu çorbasına lezzet verecek kırlangıç balığını. Oltanın son turunda fütursuzca savurdu gökyüzüne kamışı. Yüzündeki zafer ifadesi son kazandığı araba yarışının ödül töreninde bile yoktu.

    • Bu yazının altında kırlangıç kelimesini balık olarak kullanan ilk kişisiniz. Bakış açınızı değiştirmeniz ve bir araba yarışçısına hayat vermeniz güzel. Sizi tebrik ediyorum.

  10. Pencereden iceriye esen rüzgarla daldi bir ara. Tüm hayatini cekdiklerini belkide kendine bile söyleyemediklerini birilerine anlatdigini düšünûyordu, kendine anlatiyordu hic farkinda olmadan. 4-yil önce baslamisdi her šeÿ ama o bir aÿ öncesine kadar hic bir sey fark etmemišdi.Sanki tüm bu hayati o degilde bašgasi ÿaśamiš gibi hissediyordu cok aciydi yasadiklari belkide iki kišinin birlikde bile cekemeÿecegi yükü vardi. Sevmedigi biriyle evlenmesiyle bašlamiśdi tüm zorluklar. Oysaki cok

  11. Odamın en çok pencerelerini severim ışık alan geniş pencereler ki bana kalırsa perdeler gece gündüz açık olmalı güneşin doğuşu doğrudan vurmalı yüzüme fütursuzca ve ben güneşle birlikte başlayabilmeliyim güne , kaçırmamak için hayatı. aldığım her nefesin hakkını vererek yaşayabilmek için güneşle yarışmalıyım sanki ona meydan okuyabilirmişçesine sonra batışını izlemeliyim çünkü gün batımları zaferidir zamanın .gösterişlidir giderken tüm ihtişamını gösterir . benim ise kendimi aciz hissetiğim zamandır çünkü yine yetişememişimdir zamanın hızına…

    • Yazım kurallarına uyduğunu kabul ettiğim de gayet net, akıcı, saf ve açık bir öykü. Tebrikler! Yazmaya devam etmelisin.

  12. Deniz kenarında basit bir sandelyede gökyüzünü seyerederken buldum kendimi.Kırlangıçlar fütürsuzca uçuyorlardı,neden sonra bir araba yanaştı usul usul.Rüzgarda savrulan saçlarıyla o indi arabadan ,yıllardır özlemini duyduğum gülümsemesiyle .Hayal mi bu rüya mı yaşadıklarım anlam veremedim bir an.Sıcacık gülümsemesiyle şefkatli bakışlarıyla yaklaştı yanıma ,ellerini rüzgarın kuruttuğu dudaklarıma götürdü ,usulca eğilip kulağıma geldim işte geldim senin gökyüzünde kaybolmaya geldim dedi…..

  13. Gökyüzü tıpkı insan gibidir., bazen esip gürler, bazen üşür üşütür, bazen karanlığa bürünür, bazen aydınlığa çıkar ama o en çokta ölüm sessizliğini andıran uçsuz bucaksız sonu olmayan köşesine çekilmeyi seçer ve oradan hayatın ne kadar acımasız, ne kadar zalim, ne kadar adaletsiz olduğununu sessizce düşünüp izler…

  14. Ben hayatımı yazmak istiyorum
    Ve ölene dek devam ettirmek istiyorum
    Çok çok çok ilerde vasiyet olarak da yazdığım kitabın basılmasını diliyorum
    Bu benim en büyük hayalim
    Eğer yazarsam geçmişte ya da ileride yaptığım ve yapacağım yanlışları anlatmayı düşünüyorum
    Ki diğer insanlarda okuyup aynı yanlışa düşmesinler
    Hem kndimi anlatmak hemde insanlara faydalı olmak istiyorum
    Nasıl başlayabilceğim hakkında bana yardımcı olur musunuz?

    • Unutmayalım ki; size göre yanlış olan başkasına göre doğru olabilir. Aslında yazılarınızda tecrübelerinizi aktaracaksınız ve bu yazı türüne otobiyografi diyebiliriz. Eğer bu yorumu okursanız size 10 kelime vermek istiyorum. Bu kelimeleri kullanarak kısaca kendi hayatınızdan bahsedebilir misiniz? (Kelimeler: bardak, havlu, balık, kağıt, çivi, sadık, kartal, mesaj, komidin, sevgi)

      • Telaşla eve geldim. Moralim bozuktu. Çok susamıştım. Mutfağa gidip bir bardak su içtim. Oturdum ve düşündüm…
        Saatlerce öylece dalgın bir şekinde, gözümü yere dikmiş oturmuşum. Akşam olmuş benim haberim yok.
        Abim işten geldi. Beraber küçük bir evde kalıyorduk. Ben okuyordum, o çalışıtordu. Balık kızartacaktı. Balığı çok severdik. Haftada en az bir defa yapardı abim. Bu arada abim iyi bir aşçıydı. Yemekten sonra abdest alıp, havluyla kurulandıktan sonra beraber namaz kıldık. Abim ve ben beşiktaşlıydık. Kartalı severdik anlayacağın. O bana sevgi gösterir ben de ona saygı gösterirdim. Birbirimize karşı sadıktık. Yalan yoktu aramızda. Anne ve babam Şanlıurfa’da yaşıyorlardı. Biz de Gaziantep’te. Babam kalp hastasıydı. Komidin denen ilacı her gün kullanması gerekiyordu. Ben de unutmaması için ona hergün telefondan mesaj atıyordum.
        Annem ve babamı düşününce moralimin neden bozuk olduğunu dahi unutmuştum. Okulla kavga ettiğimi, dayak yediğimi unutmuştum. Çok sinirli bir çocuktum. Kavga ettiğim çocuğun bacağına yerden aldığım çiviyi saplamıştım. Öğretmen de bana kızmıştı. Anlayacağın haklıyken haksız yere düşmek te vardı. Bunları düşünmeyi bir kenara bırakıp elime kağıt ve kalem aldım. Yarın ne yacağımı yazmaya başladım. Öyle bir alışkanlığım vardı benim.
        ÜSTAD BİRAZ UZUN OLDU AMA İYİ KÖTÜ YORUMUNUZU BEKLİYORUM.

        • Lütfen yazı yazarken uzun veya kısa olmasına takılma. Önemli olan senin yazdığın yazıdan aldığın haz ve anlatmak istediğini kelimelerle ifade edebiliyor musun buna bakmalısın. Ayrıca senden roman yazarı olur. Yazım kurallarına dikkat etmeyi ihmal etme. Tebrikler!

  15. Sakin bir geceydi oysa yada sadece ben öyle hissetmek istemiştim gökyüzüne öylece dalmıstım ki.. Her zaman ona saatlerce bakmadan uyuyazdim onu… Onu uğurlu yıldızdımı. O gece büyük bir dolunay beliriyordu geceden gökyüzünün ısıltisiyla adeta odama renk sacıyordu. Düşünmeden edemiyordum o akşamı.. Ellerini tuttukca gücleniyordum kalabalık oluyordum. Sahi ilk ne zaman tutmustum elini? 2 sandalye bir yandan kırlangıç sesleri ağaçlar dolunay ve biz. . Biz Evet önceden bizdik şimdi ise işte yine aklıma fütursuz bir şekilde ayrilisimız geldi en son bana o arabada veda edisleri.. Gözlerim yine dolmuştu. Radyonun sesini actim hafiften.. “elbet bir gün bulusacagiz” . Dizeleriyle adete umut kapilarini aralıyordu kalbimin..

    • Lütfen yazım kurallarına dikkat edelim. Siz bir an şiir yazmayı düşünmüşsünüz; oysa bu kısa hikayeye dönüşmüş. Tebrikler!

  16. Bugün aksam üzeri evden çıktım ve arabama bindim,nereye gidecegimi bilmeden son ses bir müzik eşliğinde öylece bir kaç tur attım sokaklarda, birden bire gökyüzü dikkatimi çekti.futursuz bir hareketle frene bastım ve kaldirim kenarina çektim arabayı,kirlangiclar üçerli,beşerli gruplar halinde dans ediyorlardı çok güzellerdi.Tıpkı sen ve ben gibi sevdiğim ,köşedeki seyyar koftecinin sandalyesi çektim ve oturdum saatlerce kirlangiclari seyrettim.mutluluk ve huzur sevimli kırlangıçların danslarinda gizliydi bizde seninle okadar mutluyduk gitmeseydin sevdiğim.

    • Lütfen yazım kurallarına ve anlatım bozukluklarına dikkat edelim. Bu hikayedeki akıcılık sizin heyecanlı bir yazar olduğunuzu gösteriyor. Sürekli olarak yazmaya devam edelim. Tebrikler!

  17. İlk denememle sizlere nasıl bir kitap hazırladığımın ipuçlarını vermeye çalışayım;

    Daha yeni dönmüştü oralardan. İçinde bulunduğu araba kayalık arazide, roketatarların arasında hız kabiliyeti dar askeri araçlara nazaran ne kadar da lükstü. İlk kırmızı ışıkta gözleri kamaştı. Frene çok sert bastı. Sanki gece baskını aydınlatması altında kalmıştı. İrkildi. Nefesini ayarlamaya çalıştı. Az önce, balkona koyduğu sandalye ile, baharın ısınmaya yüz tutmuş havalarıyla gelen Kırlangıcın yaptığı yuvaya bakmaya çalışmıştı. Acaba beş yavrumuydu görünen yoksa altı mı ? Güdümlü merminin hangi oyuktan geldiğini belirlemeye çalışmaktan ne kadar da farklı bir merak. Yeniden insan mı oluyorum diye düşünürken arkadaşları ile akşam üstü hep beraber bira içip maçı seyrederlerken fütursuzca yapılan şaka aklına geldi. Bahşişi barın üstünde kaydırırken, “vay keskin nişancı olduğun her halinden belli” demişti çocukluk arkadaşı. Bilselerdi ki bu aslında yıllar önce şaka olmaktan çıkmıştı. Gökyüzünü köyündeki yorganın desenine benzeterek uyuya kaldığı anlara gitti.. Ne zaman uyanıcam dedi içinden..

    • Köhne barakamin kucuk penceresi,gökyüzünde yıldızların sondugunu ve artık uyan dercesine gunes isigiyla yüzümü yıkıyordu.güneşli güzel bir gün..kalktim ve göl kenarında yüzümü su ile yikiyarak yarım kalan uyanma işini tamamladım.kırlangıçlar beni gecmis;göle adeta pike çekip civildasiyorlar.sandalyemde futursuzca oturup sabah muzikaline kulak kabarttim.eski bir araba homurtsu yaklaştıkça kırlangıçların müzigini bastırıyordu.zaman tükenmiş dönüş yolu gorunmustu.

    • İçindeki karmaşıklığı cümlelere aktarmışsın. Cümleleri birbirine bağlarken daha net olmalısın. Yahut net olmamak senin belirlediğin bir yol olabilir. Kabul. Sen yazdıkça ilginç öyküler serisi çıkabilir. Başarılar dilerim. (Aytaç’a)

  18. Bu gece küçüklüğümün yanına gittim. Onu o masum haliyle yatağında debelenirken gördüm. Çektim sandalyeyi yatağın yanına hüzünle oturdum. Yine uyuyamıyorum her zamanki gibi. Gözlerinde yaş uykuya daldı küçüklüğüm , saçlarını okşadım, mincik ellrini tuttum. “Belkide” dedim.”kimse seni böyle sevmedi, sevmeyecek.” Dokunsam ağlayacak, dokunsam ağlayacağım.

    Uykusunda ağlamaya devam ediyor. “Ayaba, ayaba!” diyor. “ Ne ayabası?” diyorum, usulca kulağına . “ kıymızı meysedes, götüyme babamı!” diyor. Susuyorum, artık beraber ağlıyoruz. Kim uykuda, kim rüyada bilmiyorum ama onmaz yaralarımız kanıyor ve ağlıyoruz beraber.

    Ne acılar göreceksin minnoşum daha ne büyük yaraların olacak. Sana bunları anlatabilmeyi ne çok isterdim. “Fütursuz yaşa kızım, kim ne derse desin sen bildiğini oku, birilerini mutlu etmeye uğraşma sakın” derdim mesela.
    Baharın habercisi kırlangıçlar doluşunca gökyüzüne, aç saçalrındaki bağı ve koş yokuş aşağı , rüzgar saçlarını hoyratça dağıtsın. Olabildiğince özgür ol, özünü bil, özünü gür kılmayı bil. Tıpkı kırlangıçlar gibi çalışkan, yardımsever ve onurlu ol.

    • Çok güzel olmuş elinize yüreğinize sağlık tebrikler..

    • Güzel. Drama filmi mi çekiyoruz. İlla ki okuyucuyu dramaya mı boğmalıyız. Mesaj alındı. Tebrikler! Yazmaya devam et. (Hatice’ye)

  19. küçük kırlangıç; yağmurun kendisini bu denli perişanlatacağını hesaba katmamıştı. Fütursuzca çıktığı yuvasına geri döndüğünde, küçücük kalbi yorgun, incecik bacakları halsizdi. Verandadaki sandalyeme oturmuş hem gökyüzünün hunharca rahatlama çabasını izliyor hemde bizim ufaklığın sakinleşmesini bekliyordum. Biranda site çevresindeki tüm arabaların yürek kaldıran alarm sesiyle irkiliverdim…

    • ‘Bir anda’ yazar burada şefkatli kişiliğini öne çıkarmış. Bu hikayenin sonunda okuyucu ağlar. Yazmaya devam et. Başarılarının devamını dilerim. ‘Bir anda’ sustum ve sanırım nokta çoktan konulmuştu.

  20. Her zamanki gibi bugünde tepeden bakıyordu gökyüzü insanların üzerine..
    Vedalara,hüzünlere,mutluluklara şahit olacak olacak Koca bir göz gibi orada durup izliyordu biz insanları.
    Salim’e göre gökyüzü ; Fütursuz bulutların oluşturduğu bir kitleydi.Ufak bir penceresi vardı Salim’in,bulunmuş olduğu hücreden ışık girmesini sağlayan o ufak pencereyle bakıyordu dünyaya.
    5 yılını hapishane’de geçiren Salim’i, karşılamaya eşi ve arkadaşları geldi, Araba’da heyecanlı bi bekleyiş vardı Demir kapının açılışı ve Salim’i görecek olmaları, kapının açılışıyla birlikte mutluluk gözyaşları döküldü hepsinin gözlerinden arabaya atlayıp Salim’e güzel bir gün yaşatmak için sandalye ve masaların güzel bir görüntü oluşturduğu piknik alanına gittiler,Herkes bir işin ucundan tuttu yemekler hazırlandı,Etker pişti oturdular masaya hep birlikte..
    Salim eşi goncanın kolundaki sineği hapishaneden kalma ustalıkla hızlı bir refleksle yakalayı verdi, tam elini ağzına getirecekti ki hapishanede olmadığını fark etti kimse anlamadan avucunu açıp bıraktı sineği aklından geçirdi kendi kendine; “sinek yiyen kırlangıç yok artık Salim “ dedi…

  21. Bu ilk denemem olucak yanlışım olur mutlaka kusuruma bakmayın. “Yine sen geldin aklıma. Aklıma her gelişinde nefesim kesiliyor bunu engellemenin bir yolunu buldum ve arabama bindiğim gibi nefes alabilmek için dışarıya attım kendimi çektim arabamı sessiz ve sakin bir yere dışarı çıktım ve bagajdan sandalyeyi aldım kendimi bulacağım bir yere oturdum insanların bakışlarına karşı futursuz tavrımla gökyüzünü izledim. Gözlerim gökyüzüne daldıdğı anda havada uçuşan kırlangıçları gördüm.Ne kadar mutlu oldukları cıvıltılarından belliydi. Aslında mutluluğun küçük şeylerde olduğunu orda gördüm. Mutluluğu beklememeliyiz küçük şeylerle de mutlu olabiliriz.

    • ”Mutluluğu beklememeliyiz küçük şeylerle de mutlu olabiliriz.” bu güzel ve değerli bir cümle. Ayrıca acelen varmış gibi hissettirme okuyucuya. Sanki zorlama bir yazı olmuş gibi. Sık sık yazmaya özen göster. Tebrikler!

  22. Yine geldin aklıma,kaybetmişim kendimi ,Sessizce çıkıverdim ofisten içimde çaresiz bir ateşle.Atladım arabaya sürdüm işte öylesine.Yol kenarında bi çift ilişiverdi gözüme eski bi sandalye üzerinde fütursuzca öpüşürken.Sen geldin aklıma durdum açtım kapıyı yaktım bi sigara bi nefes çektim içime hava buram buram hasret kokuyor…
    Sonra bi ses duydum kaldırdım kafamı gökyüzüne bi an için sen sandığım iki kırlangıçın aşkıymış meğer.

  23. Acaba bana ne oluyordu? Her nefesimde içimdeki delhizden dışarı can havliyle çıkan bu soluk şimdi canımı mı yakmaya başlamıştı? Yoksa soğuk hava nefesimi öyle güçlü kesti ve ben bunu anlayamacak kadar şuursuz muydum? Ya da belki de kâbus görüyorum. Öyleyse neden uyanamiyorum? Ölmeden önce tam olarak bunları düşündüğümü hatırlıyorum. Gözlerimi açmaya cesaret edisimi hafif bir tebessümle hatırlıyor olmam tüyler ürpertici gelse de bana kendimi oldukça iyi hissettirdhissettirdiğini söylemeliyim. Ölümüme 5 saniye kala katilimle gözgöze geldim ve bana ilk dokunuşu değildi belki ama en acımasız olanıydı. Ve gözleri.. Bana yıllarca tutkuyla bakan o gözler beni sonsuzluguma uğurlayan iki uçurumdu.

    • ”Gözlerimi açmaya cesaret edisimi hafif bir tebessümle hatırlıyor olmam tüyler ürpertici gelse de bana kendimi oldukça iyi hissettirdhissettirdiğini söylemeliyim.” bu cümleyi tekrar kurmayı dene. Sırf yazmak için yazdığını gösteriyor. Elbette sürekli yazmalısın ama bu iş böyle olmaz. En iyi tavsiye: çok kitap okumalısın.

  24. Evinin bahçesindeki sandalyede oturup bir yandan martıların sesini dinliyor bir yandan da gökyüzünü seyrediyordu.Canı ne zaman sıkılsa, içine bir hüzün çökse aynı şeyi yapardı.Gökyüzünü seyretmek ona huzur veriyorduve daha iyi düşünmesini sağlıyordu. Onun için bu bir sakinleşme methoduydu. Sandalyesine oturup düşüncelere daldığı sırada yaklaşmakta olan bir arabanın sesiyle irkildi.Bu saatte kimseyi beklemiyordu.Zaten kimse de onu ziyarete gelmezdi.Kimdi bu gelen ve be için gelmişti.Öylesine merak ediyordu ki görmek için sabırsızlanıyordu. Araba kapısının açıldığını duydu.Çok heyecanlanmıştı ama heyacanını içinde tutmaya çalışıyordu.Yıllardır onu ziyarete gelen olmamıştı tabi heyecanlanması gayet doğaldı.Bahçe kapısı açıldı.Ali fütursuz durmaya çalışarak ayağa kalktı.Birde ne görsün, bu oydu.Yıllardır görmediği biri, geçmişinden birisi..Kısa bir an afalladı, ne yapacağını bilemedi.Gidip sarılmalı mıydı yoksa karşısındakinin yapacağı hamleyi mi beklemeliydi.P bu düşüncelerle boğuşurken geçmişindeki kişi ona seslendi “Ali” Adını birinin ağzından duymayalı uzun yıllar olmuştu.Ali onu gördüğüne içten içe sevindi tabi ama geçmişi aklına gelir gelmez kaskatı kesildi.Ne yapmalıydı?Nasıl bir adım atmalıydı?Ne söylemeliydi?O bu düşünceler arasında boğuşurken vücudu bu şoku daha fazla kaldıramadı.Oracıkta yere yığılıverdi.
    Biraz saçma oldu galiba ama yinede yazmak istedim.

  25. Fütursuzca yürüyordum sokaklarda. Ne yapacağımı bilmeksizin. Kırlangıçların yer ettiği sürü sürü kuşlar süzülüyordu gökyüzünde. Manzaranın güzelliğiyle, gözlerimi kenetledim maviliğe doğru. Ne kadar süre öyle durdum bilmiyorum. Yanımdan geçen arabanın sesiyle kendime gelip yoluma devam ettim.Uzaklarda bir kahvenin tabelası ilişti gözüme. Yavaşca ilerledim , acelem yoktu nede olsa. Yürüdüm ,yürüdüm… kahvenin içinde ki küçük sandalyelerden birini çekip oturdum. Ne kadar da yorulmuşum. Bir çay söyledim yüreğimin hararetini alsın diye.

    • ”Manzaranın güzelliğiyle, gözlerimi kenetledim maviliğe doğru.” Bu cümlenin değerini anlayıp yazmaya devam etmelisin. Tebrikler!

  26. Yagmurun gunese aldirmadan futursuzca yagdigi bir ilkbahar sabahiydi. Oya bu havada kitap okumanin hazzini bildiginden kutuphanesinden bir kitap almak icin babasinin ona dogum gununde hediye ettigi ceviz agacindan yapilma sandalyesinden dogrulup kitabini aldi ve okumaya basladi. Kafasini kitabindan kaldirdigi zaman yagmurun coktan dindigini gokyuzunun de buna taniklik ettigini gordu.Evde durdukca ici daraliyor kitap okumak bile artik ona iyi gelmiyordu.Careyi kendini disari atmakta buldu. Hizli adimlarla merdivenden iniyordu. Apartmanin kapisini actiginda siyah luks bi arabanin ona dogru yaklastigini gordu.Arabanin icindekiyse ne zaman sıkıp uzulse yaninda buldugu simdiye kadar onu hic yalnız birakmayan biricik dostu ahmetti. Ahmet gel gel diye el hareketleri yapiyordu. Onun bu hali cok komikti oya istemsizce tebessum etti be arabaya bindi.Seni bir yere goturecegim dedi ahmet. Oya gidelim bakalim dedi tiz bir sesle. Yol boyunca kimseden ses cikmadi fakat arada bir gozleriyle konusuyorlardi. Bu arada gidecekleri yere varmislardi. Burasi cok sakin kirlangic kuslarinin ahenkle otustugu ve kuvvetle muhtemel oyanin kendini iyi hissedebilecegi bir yerdi.Ilerde annesinin mezarini gordu. Onunla dertlesmeye ihtiyaci vardi.Oya icten bir gulumsemesi ve puslu gozleriyle ahmete bakarak ince bir mirildanmayla teşekkür ederim diyebildi yalnizca . Tesekkur ederim…

  27. Aradan baya zaman geçmi ama yazımı yorumlar mısınız? Teşekkür ediyorum.

  28. Bu şehirdeki son gecemde yıldızlardan ve ay ışığından mahrum olan gökyüzü, ardı ardına çakan şimşeklerle aydınlandı. Soğuk hava bedenimi ürpertip nefesimi gözle görülür hale getirirken, ıslanmış kaldırıma çöktüm. Bunu bilinçli olarak yapıp yapmadığımı kavrayamamıştım ve kafa yoramayacak kadar bitkindim. Yorulmuştum.

    Parmaklarımı ıslatan berrak yağmur damlalarının renk değiştirmesini izledim; tatlı bir pembeye dönüşmelerini, çizgi filmlerdeki küçük çocukların yanakları gibi.

    Ancak damlaların rengi, zaman geçtikçe yoğunlaştı. Kırmızılaşmaya başladı, ta ki elimin geri kalanıyla aynı renk olana kadar. Şakağımdan yanağıma süzülen sıvıyla aynı renk olana kadar. Kan kırmızısı olana kadar.

    Sokağın köşesinden gelen ışıkla gözlerimi kıstım. Eski bir arabanın farlarıydı buna neden olan. Gözlerimi arabaya diktim, yalnızlığımı böldüğü için duyduğum öfkeyle onu durdurabilirmişim gibi. Arabanın yan koltuğunda oturan adamın siyah kapüşonu , şöförün yüzünü görmemi engelliyordu. Kısa bir süre göz göze geldik. Tekerlekler sonsuz bir döngüymüş gibi dönmeye devam etti ve içindekileri de beraberinde götürdü. Önümden geçip gittiklerinde etrafımdaki her şey fütursuzca eskisi gibi var olmaya devam ediyordu. Yanımdaki sokak lambası, önümdeki kırık pencerenin paslı demir parmaklıkları, karanlık gecede uzanan asfalt yol. Hiçbir şey olmamış gibiydi. Siyah kapüşonlu adamı dakikalar önce içinde bulunduğum rutubetli odada görmemişim gibi. Rutubetli odanın duvarları parmaklarımdaki sıvıyla, kanla lekelenmemiş gibi. Odadaki devasa tuval sonsuz bir gökyüzüymüşcesine, hüzünlü bir tavırla süzülen kırlangıçın kanatlarından biri eksik değilmiş gibi. Odanın bir köşesine çöküp dakikalarca ağlamamışım gibi. Hayatını yetim olarak geçirmiş; kahverengi saçları, yüzü, en çok da boğazı durmak bilmeyen kan damlalarına bulanmış ortağımın, odada tuval dışında tek eşya olan tahta sandalyede oturur halde durması öldüğüne işaret etmiyormuş gibi. Hala nefes almaya devam etmesini beklemek olağanmış gibi.

    Bir şimşek daha çaktığında gözlerimi kapattım. Yüzüm beyaz bir ışıkla aydınlandı ve ayağa kalktım. Bacaklarım tutmuyordu. Yanımdaki lamba direğine yaslanarak derin bir nefes aldım. Bir nefes daha. Nefes almanın bu kadar güzel bir şey olduğunu neden şimdi fark ediyordum?

    Az önce geçen arabanın farları bu sefer ters yönden yeniden yüzüme vurdu. Siyah kapüşonluyla göz göze geldiğimizde onun da beni hatırladığını fark etmiştim. Göz bebeklerinin koyulaştığını ve ağzının hafifçe sola doğru kıvrıldığını da. Elindeki bıçağın kanla kaplı yüzünü kıyafetine sildiğini de.

    Arabanın önümde fren yaparak gürültüyle durduğunu duydum. Birinin yavaş adımlarla bana doğru geldiğini hissettim. Ve gözlerimi açtım. Başka bir şimşek, ortağımın hastalıklı gülümsemesini aydınlattı.

    Gökyüzüne baktım. Şimşekler benden ümidi kesmişler gibi durmuştu, artık hiçbir ses veya ışık yoktu. Bu şehirdeki son gecem, tamamen karanlığa gömülmüştü. Yağmaya devam eden yağmur damlalarının saniyeler içinde etrafımda kızıllaşacağını hayal ettim.

    Ve daha sonra bunu seyrettim.

  29. Adam eski sandalyeleri araçtan çıkarıp gökyüzünün altına fütursuzca fırlattı. Arabanın yanındaki ağaçta ise kırlangıçlar ötüşüyordu. Masmavi gökyüzünü ufukta kızıl bulutlar kaplamıştı ve bir kırlangıç sandalyelerden birine kondu. Sesi hiç çıkmıyor va sadece güneşin batışını izliyordu. Sandalye üzerinde bir şey öğrenemeyeceğini anladı ve kanatlarını semaya doğru çırpmaya başladı.

    • ”Adam eski sandalyeleri araçtan çıkarıp gökyüzünün altına fütursuzca fırlattı.” Ben bu cümlede kaldım. Karamsar, şüpheci bir tarzın var. Fantastik yazmayı denemelisin. Tabii ki önce fantastik roman okumanı tavsiye ederim.

  30. Gokyüzü mavisini en güzel izlendiği yerdi; Bizim kasabamiz. Uzunca meşe ağaçlarının altindaki sandeliyere oturup bütün bu araba kornalari şehir ugultusundan uzak, futursuz düşünceler içinde meşe aglarinda otusen kirlangiclari dinlerdik . hayaller kurardik..
    Özledim kasabami! Ask dolu gençliğimin geçtiği çayirca kasabasi.

  31. Gokyüzü mavisinin en güzel izlendiği yerdi; Bizim kasabamiz. Uzunca meşe ağaçlarının altindaki sandeliyere oturup bütün bu araba kornalari şehir ugultusundan uzak, futursuz düşünceler içinde meşe aglarinda otusen kirlangiclari dinler, hayaller kurardik birlikte kirlangiclarin ötüşmeleri arasında tanismistik ilk .
    Sandalyeler üzerinden gökyüzünü kapatan nmeseler altında çaylarimizi yudumlarken görmüştüm ilkseni . gökyüzü mavisi gozlerinle beklerin masumiyetinden almis bir tebessüm ile gulsemistin bana ..

  32. ….Arabamız vardı birde, eskiydi biraz, büyüktü yaşı yaşımızdan. Ama yeterdi bize, futursuzca gezerdik yarını düşünmeden. Çekerdik gölün kenarına, bagajda piknik setimiz.. Açardık sandalyelerimizi, yudumlarken biramızı yankılanırdı kahkahalarımız dağların arasında. İzlerdik gökyüzünden geçen kırlangıçları, sen onları ben ise seni.. Gülüşüne aşık olduğum ADAM Hayat güzeldi be, sen yanımdayken…

  33. Yatağından kalktı, sandalyesini düzeltti ve aynanın karşısına oturdu. Tarağını aldı gümüşi saçlarını taramaya başladı. Yüzündeki fütursuz gülümsemenin o bile farkında değildi. İşini bitirdikten sonra yerinden kalktı, pencereden gökyüzünü seyretmeye başladı. Güneş bulutların arasından ona göz kırpıyor gibi bir görünüp bir kayboluyordu. Önceden hazırlamış olduğu elbiselerini giydi, birkaç lokma atıştırdıktan sonra evden çıktı. Arabasını yine telefon kulübesinin önüne park etmişti. Saatini kontrol etti ve her gün bastığı sayılara basıp aramanın meşgule alınmasını bekledi. O sıra bir baykuştan kaçan kırlangıca gözüne takıldı. Kırlangıç hayatı için uçarken büyülenmiş gibi gözlerini küçük kuştan ayıramadı. Baykuş küçük kuşa pençelerini geçirirken aynı acıyı içinde hissetmişti. Ve o an telefonun meşgule alınmadığını fark etti.

    • ”O sıra bir baykuştan kaçan kırlangıca gözüne takıldı. Kırlangıç hayatı için uçarken büyülenmiş gibi gözlerini küçük kuştan ayıramadı.” Sence de burada bir sıkıntı yok mu. Okudukça daha çok ilerleme kaydedeceksin.

  34. Gördüm her ölüm de iliklerime kadar işleyen bir ayrılık , zamansız ama dönüşü olmayan ,karmaşık bir duygu yumağı fütursuz bir hüzün , sorguladığım gerçekler . O arabayı ilk gördüğüm günü hatırlıyorum açılan kapısını içindeki tabutun sessiz çığlıklarını belkide benim çığlıklarımdır
    emin değilim . Kırlangıçlarla süslü o güzel gökyüzünün nasıl da bir anda karanlığa büründüğünü hatırlıyorum tuhaf birlikte geçirdiğimiz onca anı ve hayallerden geriye kalan bir oda dolusu ağıt yakan insan gülümseyen ölü bir beden ve masada hep boş kalacak bir sandalye…
    YAZIM HATALARI İÇİN KUSURA BAKMAYIN.

    • Yazım yanlışına rastlamadım. Sadece biraz düzenleme gerekiyor. Kurduğunuz bir dünya var ve o dünyadan güzel hikayeler çıkacağına inanıyorum. Tebrikler!

  35. sessize düşünüyordum arkamda bıraktığım sevdiklerimi. benim gidişim bir zorunluluktu ama yine de içim el vermiyordu onları arkada bırakıp gitmek . Ben artık kendi ayaklarımın üzerinde duracak kadar büyüdüm kendi kararlarımı verebilecek bir durumdayım artık ve sevdiklerimi bıraktığım yerde bulabilirim ümidiyle yola koyuldum belki bir ihtimal bulabilirdim. Bulsam acaba yüzüme bakarlar mı ? ama ben isteyerek onları bırakmadım küçük olduğum için ailem nereye ben oraya ama artık büyüdüm kendi kararımı verebiliyorum . Arabamı hazırlafım ve yola koyuldum akşam saatleriydi yola çıktığımda sabaha varmıştım sonunda arabamın sahil kenarına çektim her zaman arkadaşlarım ve öğretmenlerimle toplandığımız yere arabamdan çıktın ön kaputuna yaslandım ve seyrediyordum oralara bakarken sevdiklerimle olan anılarım geldi biran ve göz yaşlarımı tutamıyordum çok çzlemiştim onları ama gidince onları bıraktığım yerde bulabilecek miydim? Bulsam da acaba bana eskisi gibi mi davranacaklar yoksa onları bırakıp gittiğim için kızacaklar mı ? ne ile karşılaşacağımı bilemiyorum . Gözyaşlarıma hakim olamıyordum ve her zaman ki yaptığım gibi kafamı istemsizce gökyüzüne doğru kaldırdım ve erin derin nefes aldım gökyüzünün mavisinde az daha kaybolurdum ki bira da gözüme bir şey takıldı ve bu bir kırangıçtı çok güzel gök yüzünde süzülüyordu keşke benimde kanatlarım olsa onun gibi özgürce uçabilsem . Biraz daha iyi olduğumda arabama binip sevdiklerimin yanına tek tek gittim ve hepsinin yüzünde fütursuz bir ifade vardı ve bu d benim canımı bir kez daha yaktı hiç biri beni görmek bile istemiyorlardı . Bir kafeye gittim çektim sandalyemi oturdum hem ağladım hem düşündüm ve yanına uğramadığım bir arkadaşım orda çalışıyordu ve o diyerleri gibi yapmadı o beni anlıyordu ve beni aldı ve diğerlerinin yanına götürdü diğerleride benim onları bırakmak istemediğimi anladılar ve aynı eskiden yaptığımız gibi hep beraber sahile gittik sohbet ettik güldük eylendik ve artık şunu anladım ki arkamda bırakıyorsam da bırakma nedeni mi onların anlıyacağı bir dilde anlatmak………….

  36. sessize düşünüyordum arkamda bıraktığım sevdiklerimi. benim gidişim bir zorunluluktu ama yine de içim el vermiyordu onları arkada bırakıp gitmek . Ben artık kendi ayaklarımın üzerinde duracak kadar büyüdüm kendi kararlarımı verebilecek bir durumdayım artık ve sevdiklerimi bıraktığım yerde bulabilirim ümidiyle yola koyuldum belki bir ihtimal bulabilirdim. Bulsam acaba yüzüme bakarlar mı ? ama ben isteyerek onları bırakmadım küçük olduğum için ailem nereye ben oraya ama artık büyüdüm kendi kararımı verebiliyorum . Arabamı hazırlafım ve yola koyuldum akşam saatleriydi yola çıktığımda sabaha varmıştım sonunda arabamın sahil kenarına çektim her zaman arkadaşlarım ve öğretmenlerimle toplandığımız yere arabamdan çıktın ön kaputuna yaslandım ve seyrediyordum oralara bakarken sevdiklerimle olan anılarım geldi biran ve göz yaşlarımı tutamıyordum çok çzlemiştim onları ama gidince onları bıraktığım yerde bulabilecek miydim? Bulsam da acaba bana eskisi gibi mi davranacaklar yoksa onları bırakıp gittiğim için kızacaklar mı ? ne ile karşılaşacağımı bilemiyorum . Gözyaşlarıma hakim olamıyordum ve her zaman ki yaptığım gibi kafamı istemsizce gökyüzüne doğru kaldırdım ve erin derin nefes aldım gökyüzünün mavisinde az daha kaybolurdum ki bira da gözüme bir şey takıldı ve bu bir kırlangıçtı çok güzel gök yüzünde süzülüyordu keşke benimde kanatlarım olsa onun gibi özgürce uçabilsem . Biraz daha iyi olduğumda arabama binip sevdiklerimin yanına tek tek gittim ve hepsinin yüzünde fütursuz bir ifade vardı ve bu da benim canımı bir kez daha yaktı hiç biri beni görmek bile istemiyorlardı . Bir kafeye gittim çektim sandalyemi oturdum hem ağladım hem düşündüm ve yanına uğramadığım bir arkadaşım orda çalışıyordu ve o diğerleri gibi yapmadı o beni anlıyordu ve beni aldı ve diğerlerinin yanına götürdü diğerleride benim onları bırakmak istemediğimi anladılar ve aynı eskiden yaptığımız gibi hep beraber sahile gittik sohbet ettik güldük eğlendik ve artık şunu anladım ki arkamda bırakıyorsam da bırakma nedeni mi onların anlıyacağı bir dilde anlatmak………….

    • Detayı seviyorsunuz ve bu durum sizin için bir avantaj. Siz üzerine düşerseniz yazmanın iyi bir roman yazarı olmanız kaçınılmaz. Ayrıca yazım hatalarınız var; fakat sonraki yorumlarınızda bunun farkına varmanız da güzel. Tebrikler!

  37. sessizce düşünüyordum arkamda bıraktığım sevdiklerimi. Benim gidişim bir zorunluluktu ama yine de içim el vermiyordu onları arkada bırakıp gitmek . Ben artık kendi ayaklarımın üzerinde duracak kadar büyüdüm kendi kararlarımı verebilecek bir durumdayım artık ve sevdiklerimi bıraktığım yerde bulabilirim ümidiyle yola koyuldum belki bir ihtimal bulabilirdim. Bulsam acaba yüzüme bakarlar mı ? ama ben isteyerek onları bırakmadım küçük olduğum için ailem nereye ben oraya ama artık büyüdüm kendi kararımı verebiliyorum . Arabamı hazırladım ve yola koyuldum akşam saatleriydi yola çıktığımda sabaha varmıştım sonunda arabamı sahil kenarına çektim her zaman arkadaşlarım ve öğretmenlerimle toplandığımız yere gittim arabamdan çıktın ön kaputuna yaslandım ve denizi sahili seyrediyordum oralara bakarken sevdiklerimle olan anılarım geldi biran ve göz yaşlarımı tutamıyordum çok özlemiştim onları ama gidince onları bıraktığım yerde bulabilecek miydim? Bulsam da acaba bana eskisi gibi mi davranacaklar mı yoksa onları bırakıp gittiğim için kızacaklar mı ? ne ile karşılaşacağımı bilemiyorum . Gözyaşlarıma hakim olamıyordum ve her zaman ki yaptığım gibi kafamı istemsizce gökyüzüne doğru kaldırdım ve derin derin nefes aldım gökyüzünün mavisinde az daha kayboluyordum ki biranda gözüme bir şey takıldı ve bu bir kırlangıçtı çok güzel gök yüzünde süzülüyordu keşke benimde kanatlarım olsa onun gibi özgürce uçabilsem . Biraz daha iyi olduğumda arabama binip sevdiklerimin yanına tek tek gittim ve hepsinin yüzünde fütursuz bir ifade vardı ve bu da benim canımı bir kez daha yaktı hiç biri beni görmek bile istemiyorlardı . Bir kafeye gittim çektim sandalyemi oturdum hem ağladım hem düşündüm ve yanına uğramadığım bir arkadaşım orda çalışıyordu ve o diğerleri gibi yapmadı o beni anlıyordu ve beni aldı ve diğerlerinin yanına götürdü diğerleride benim onları bırakmak istemediğimi anladılar ve aynı eskiden yaptığımız gibi hep beraber sahile gittik sohbet ettik güldük eğlendik ve artık şunu anladım ki arkamda bırakıyorsam da bırakma nedeni mi onların anlıyacağı bir dilde anlatmak………….

  38. Diğer ilk iki yazımda yanlışlarım vardı dikkatsizliğim yüzünden 2-3 kere yazmak zorunda kaldım kusura bakmayın bu aralar biraz dalgınım da son ki attığımı göze alarak yorumlarsanız sevinirim iyi yada kötü hiç önemli değil yeter ki yorum yapın tekrardan kusura bakmayın

  39. Buz kesmiş yüreğine inat ılık bir gündü. Gökyüzü mavisi vosvosu yani hayatta sahip olduğu en değerli şey olan ve kırlangıç adını verdiği arabasından indi.Bahçe kapısından içeri girdi,özenle seçtiği bambu sandalyeleri ne kadar da yakışıyordu bahçesine.Bavulunu fütursuzca bir kenara fırlatıp aylardır uğramadığı yaşlı evine doğru seyre daldı. Önemli bir kararın eşiğindeydi; ya sil baştan başlayacak ya da nereden eseceği belli olmayan rüzgara bırakacaktı kendini…
    Değerlendirme için şimdiden Teşekkürler. Arkası yarın 🙂

    • Okurken keyif aldım. Akıcı ve gayet sürekliyici bir tekniğiniz var. Sizin yazdıklarınız insana keyif veren türden. Hikaye alanında devam etmenizi öneriyorum. Tebrikler!

  40. Gökkuşağındaki hayatlar,

    Günlerden  salı ve gökyüzünden  bir masum çocuk  dünyaya gelmişti. O kadar saf temiz ve güzel bir bebekti ki.. Hayatta  sımsıkı  sarılmak  için  direniyordu. Annesinin kokusunu alarak biraz  sakinleşti hayatta kalmak için artık mücadele  vermek zorunda olduğunu biliyordu . Ama hayat simdi onun için  dönmeye  başlamıştı. O kadar zengin bir ailenin çocuğu hiç  olmadim. Dört kisilik bir ailesi vardi ve hayatları boyunca hep mücadele içinde   geceçekti. 6 yaşına kadar adana da ailece yaşamlarını  sürdürdüler. Babasi’nin güneş enerjisi dükkani  vardi. O zaman bir ekonomik  kriz vardi ve babası iflas etti. Herşeyleri teker teker gitti borçlara ara ellerinde kalan eşyalarını  bir kamyona  yükleyip  antalya yolunu tuttular. Ama sunu demeden geçemiyecem kamyönetciye verecek paraları yoktu. Ellerinde tek değerli o zamanin video kayit cihazi vardi ve onu verdiler.. Antalya geldiklerinde gecekondu  oturmaya başladılar.. tabiki o zaman ben herseyin farkinda bu evde nasil oturacaz tuvaleti  bile disarda baba lutfen burda oturmayalim burda fareler  var ben bu evi istemiyorum  diye ağlamıştım.. ama baska çaremiz  yoktu borçlarımız  var ve ayakta  durmamız  gerekiyordu. Babamın  ve annemim  gozlerine icine baktığımda  ne kadar caresiz olduklarıni anlamış … babam donerek olsun babacım  en kisa zamanda hersey daha iyi olacak dedigimi  hatırlıyorum..Annem ilk defa calisma hayatina baslamis sabah gunes daha doğmadan evden cikarlar ve aksam yorgun bir sekildd eve gelirlerdi. Bizde  abim birlikte  annem ve babami üzmemek için  elimizden geleni yapardik. Abim biraz yaramaz bir çocuktu yerinde duramayan haylaz bir çocuk  ben  ise uslu kibar evden disari çıkmayan biriydim. Bu arada da Okullarından  açılmasına  az bir sure kalmisti ama biz daha okul kayıtlarımız  olmamıştı.. Hatırlıyorum   da annem üvey  dedemi arıyarak  sizin burda tanıdıklarınız  çok  okul kayıtlarını  icin uvey dedemden yardim istemişti bizim icin ..üvey  dedem  2 gün  sonra gelip bizi mahallediki  ilk okula yazdır.. okul bahçesinde  girerken o  kadar heyecanlanmış  o kadar mutlu olmuştum  ki okumayı  o yaştan  beri severim.. neyse okul kayıtlarımız oldu ve okul açıldı.. Etrafta bir sürü  çocuk  tabiki bende yeni arkadaslar ogretmenler  hepsi ayri bir güzel  ayri bir duygu sinifta gözlerim  etrafa bakarken  biri geldi yanima   beraber oturalim  mi diye bana sordu bende gülümseyerek  evet dedim tanıştık  adi sinan ve ilk arkadasim oldugu icin yillar gecmesine rağmen onu asla unutamam  Şuan bile yüzümde de bir tebessüm  oluştu.  

    • Yazım yanlışlarınız var; bir de yazdığınız yazıda kendinize fazlaca yer vermişsiniz. Sizi yazmaya zorlayan hayatta karşılaştığınız güçlükler olabilir. Bu bir iç dökme ve bundan beslenen çok yazar vardır. Bunların birçoğu da her zaman en iyi yazarlardır. Kaleminiz; okudukça ve dinledikçe daha iyi olacaktır. Tebrikler!

  41. Kalp ile zihin ayrı yollara düşünce ; içinde sönmeyecek gibi bir kor yanmaya başlar.Kapılar kapalı ,yollar dikenli,kelimeler sessiz ,renkler renksiz ve tatsız nefes alışlar dökülür damla damla…Doğru olanı bilirsin ve yapman gerekenleri ama hala kabullenmemiş sen eğer zihninin uyarı levhalarına rağmen kalpten esen fütursuzca bir rüzgar ile düşersin yollara…
    Sana tutsak senin yasak olduğun bir gün tüm gitmemem gerektiğine rağmen arabanın içinde sana gelirken buldum kendimi bir an , yaramazlık yapan bir çocuk gibi heyecanlıydı kalbim ve haklıydı da gitmemi en çok isteyen de kalbim değilmiydi. Sana yaklaştıkça nefes alışlarım renk değiştirmeye başladı akordu bozuk enstrüman gibi hissettiriyordu. Zihnim ile kalbim arasındaki savaşın sebebini görmeyi umduğum yere gelmiştim. Kısa hikayeler anlık roller yazmaya başladım o an karşılaştığımda ne yapacaklarım ile ilgili…Gelmeni beklediğim yolunu gözlerken yıllara meydan okuyan ama bir çok hikayeye sırdaşlık etmiş sandalyede buldum kendimi ve etrafımda uçuşan rollerimi oynamaya başladım heyecanla…Vakit epeyce olmuştu gelen giden yoktu sanki oynayacak roller kalmamış ve sessiz bir boşluk içinde düşük bir yüz ifadesi ile beklerken bir kırlangıç sesi yere düşmüş kafamı gökyüzüne çevirmeme yetmişti.Bir kırlangıç sesiydi duyduğum ama sanki ”gelmeyecek hadi kalk bu hikaye için son nefesini burada verdin ve dön” demişti.O an zihnim ile kalbim yorulmuş dinleniyordu.Artık daha netti herşey , kabullenmeye o an başlamıştım.Ayaklarım daha kuvvetli ve başım daha dikti.Kalbim etrafı çok dağıtmıştı onları toplarken benimle ilgilenmiyordu bile…

    Sonrası nasıl olacak bilmem için yaşamam gerekiyor…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir