Kızıl Yabancı – 1. Bölüm

Please log in or register to like posts.

O gece her zamanki gibi hazırlanıp çıktım. Basit kıyafetler vardı üstümde. Fazlasına gerek yoktu, özenmek içimden gelmiyordu birkaç gündür. Sokağın köşesinde Çınar’la karşılaştım. Sessizce baktı bana, yine mi oraya gidiyorsun der gibi. Biliyordu, ondan saklayamazdım. Dert ortağımdı. Elimi uzatıp burnunu okşadım. Elimin sıcaklığından memnun, gözlerini kapattı. Üşümüştü hafiften benim gibi. Mamasının olduğuna emin olduktan sonra yürümeye devam ettim. Yavaş yavaş heyecanlanmaya başlamıştım. Senelerdir bu heyecanı üzerimden atamıyordum, ne zaman yakınlaşsam adımlarım hafifliyor, uçma isteğiyle doluyordum. Bu sefer gelecek düşüncesi yine aklımda dolanmaya başlamıştı. 3 senedir her gün bu düşünceyle sarmalanıyor, bıkma belirtisi göstermiyordum. Onu göremesem de zevk alıyordum beklemekten, yollarını gözlemekten. Yerimize oturdum. Yanım boştu, ona ayırdığım yer her zaman sol taraftı. Kitabımı açtım. Burnumda iyot kokusu, kulağımda hafif dalga sesi, kalbim titreyerek okumaya çalışırken birinin varlığını hissettim yanımda. İyot kokusu hafif bir parfüm kokusuyla karıştı. Onun kokusuna benziyordu. Kalbim hızla atmaya, ellerim titremeye başlamıştı. Başımı kaldırıp bakmaya korkuyordum. “Ya geldiyse?” düşüncesi boğuyordu. İçimden ona kadar saymaya başlayıp dörtte baktım. Uzun kızıl saçları olan, hafif pembe tenli bir kızdı yanımdaki. Hayalkırıklığı kalbimi sıkıştırdı. O değildi. “Beklediğin kız gelirse ne yapacaksın?” diye bir soru yöneltti aniden denizi izlerken. Donmuştum, nereden biliyordu bu kız bunu? “Uzun zamandır seni burada görüyorum, hep aynı bankta oturup birini bekliyorsun.” Sesi insana huzur veriyordu. Yağmurdan sonraki toprak kokusunun verdiği his gibiydi. İnatla denize bakıyordu, bir kere bile yeltenmemişti dönmeye. Sorusunu düşündüm, ne yapacaktım? Buluşmamızı milyon defa hayal etmeme rağmen gerisini hiç düşünmemiştim. Sanki o anda yaşayacaktık ömür boyu. “Bilmiyorum.” dedim dürüstçe. Gamzesini gördüm hafiften, gülümsüyordu. Sonunda bana baktığında dikkatimi benleri çekti. Dudağının kenarında ve çenesinde çok küçük iki tane beni vardı. Gözleri bal rengiydi, saçlarıyla uyumu ilginçti. Gözlükleri yeni nesil değil yüzüne yakışan bir modeldi. “Büyünün bozulmasından korkuyorsun içten içe, hayalin gerçekleştikten sonra gelecek olan boşluktansa beklemeyi tercih ediyorsun. İtiraf edememişsin kendine.” dedi pat diye. Sinirlendim, o kim oluyordu da hakkımda yorum yapıyordu, hem de hakkımda bildiği tek şey burada birini bekliyor olduğumdu. Ters bir cevap için ağzımı açmışken duraksadım. İçimde bir taraf “Haklı.” diye baş kaldırmaya başlamıştı. “Ne demek haklı?” diyerek iç hesaplaşmaya giriştim. Kızdan gözlerimi kaçırmış, denizi izliyordum kavga ederken. İç sesim beklenmedik bir şevkle kızın dediklerini savunurken kalbim asla kabul etmiyordu bunu. “O gelince tamamlanacaksın.” diyordu. “Sen onun için nefes alıyorsun.” Doğruydu. Onun için nefes alıyordum. Onun hayaliyle uyuyor, onun hakkında yazıyor, hayatımı ona adıyordum. Rüyalarımın baş kahramanıydı o. Geleceğine olan inancım azalmıyordu hiç. Biliyordum beni duyacağını, hissedeceğini. “Sana bir hikâye anlatayım.” diye devam etti kız içsel kavgamın ortasında. Göz ucuyla ona baktığımda benim gibi denize baktığını gördüm. Yüzünde garip bir ifade belirmişti.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir