PATLAMA

Please log in or register to like posts.

Bir sıkıntı var içimde nedendir bilemediğim. Uyanıyorum sabah ama yataktan kalkmak bir türlü gelmiyor içimden. Saate bakıyorum; sekize yaklaşıyor. İstemeyerek de olsa kalkıyorum yataktan, hazırlanıyorum ve işe gitmek için çıkıyorum yola. Geçmiyor içimdeki sıkıntı bir türlü; sanki kötü bir şeyler olacak gibi. Sonunda geliyorum çalıştığım ofise, önümdeki dosyalarla ilgileniyorum ama odaklanamıyorum bir türlü. İzin alıp çıkıyorum; dayanamıyorum daha fazla. Temiz hava almam lazım, deniz görmem lazım. Yürüyerek gidiyorum deniz kıyısına. Kayalıklarda oturuyorum biraz, bir sigara yakıyorum, denizin bittiği karşı kıyıyı izliyorum. Yok olmuyor; bir türlü geçmiyor şu meret. İskeleye yürüyorum, belki orası iyi gelir diye düşünüyorum. Kalabalık iskele; yaşlı bir adam var, bir tane kız çocuğu var, bir çift var, bir fotoğrafçı var, bir adam var. Yaşlı adam çekiyor dikkatimi, yanına gidip konuşmak için inanılmaz bir istek duyuyorum. Sanki bütün sıkıntımı alıp götürecekmiş gibi hissediyorum. Yavaş yavaş yaşlı adama doğru ilerliyorum.

Bir patlama sesi geliyor, nereden olduğunu anlayamıyorum tam olarak. Etrafıma şaşkın gözlerle bakarken karşı kıyıdan yükselen toz bulutunu görüyorum. O kadar yoğun ki arada bulunan onca kilometreye rağmen gözüküyor toz bulutu. İlk patlama sesinin şokunu atlatamadan ikincisi de geliyor. Karşı kıyıdaki toz bulutu daha da artıyor bu sefer; gittikçe büyüyor, büyüyor, büyüyor. Korku dolu gözlerle bakıyorum denizin karşısındaki karmaşıklığa. Gri bir toz bulutu görüyorum; etrafa yayılan büyüklü küçüklü, ne olduğunu çözemediğim parçalar görüyorum. Ağır bir yanık kokusu geliyor bir de; siren sesleri duyuluyor.

İnsanların kimi hiç etkilenmeden, umarsızca devam ediyor hayatına. Hatta etrafa biraz daha dikkatle baktığımda fark ediyorum ki insanların kimi değil benim dışımdaki herkes devam ediyor hayatına. Anlayamıyorum benim gördüklerimi, duyduklarımı, hissettiklerimi onlar da yaşamadılar mı? Neler oluyor böyle? İskeleye ilk geldiğimde gördüğüm yaşlı adamın yanına gidip neler olduğunu sormayı düşünüyorum. Gidiyorum da ama sonra o kadar garip bir şey oluyor ki anlayamıyorum. Yanına gittiğim yaşlı adama sesleniyorum önce:

– Amca, amca neler oluyor böyle, neden hiç tepki vermiyorsun tüm bu olanlara?

Ses yok, bekliyorum biraz daha ama yine gelmiyor herhangi bir cevap. Tekrar sesleniyorum:

– Amca, bir bakar mısın, duymuyor musun beni?

Yine bekliyorum bir süre ama yine cevap gelmiyor. Belki de sağırdır diyorum kendi kendime, o yüzden duymuyordur beni. Kendimi dokunarak ifade etmeye karar veriyorum ve uzatıyorum elimi yaşlı adamın omzuna gelecek şekilde. Ve o anda, hayatımda ilk defa başıma gelen bir şey oluyor; yaşlı adam yok oluyor. Elim değdiği anda o yaşlı adam yok oluyor! Çekiyorum hızla elimi ama yaşlı adam geri gelmiyor. Korkuyorum hem de çok korkuyorum. Neler oluyor böyle? Anlayamıyorum. Bakıyorum elime, uzun bir süre elime bakıyorum korkarak. Neler olduğunu öğrenmem lazım, fotoğrafçı takılıyor gözüme; ona gideyim, ona sorayım neler olduğunu diye düşünüyorum.

Yavaş adımlarla, korkarak gidiyorum iskelenin öbür köşesindeki fotoğrafçının yanına. Sesleniyorum yine:

– Bir bakar mısınız, neler oluyor böyle?

Bana hiç cevap vermeden devam ediyor fotoğraf çekimine. Karşı kıyının fotoğrafını çekiyor ve kendi kendine konuşuyor; “Bu açı güzel oldu, harika bir kare yakaladım.”

Belki fotoğraf çekimine daldığı için duymamıştır diyorum ve tekrar sesleniyorum:

– Beyefendi, karşıdaki toz bulutunu ve uçan parçaları görmüyor musunuz? Bu kadar kötülüğün içinde ne kadar harika bir kare yakalayabilirsiniz?

Bekliyorum bir süre daha ama yine cevap gelmiyor ve ben korkarak da olsa dokunmaya karar veriyorum. Yavaşça yaklaşıyorum ve elimle fotoğrafçının omzuna dokunuyorum. Az önce yaşlı adamın yok olduğu gibi fotoğrafçı da yok oluyor. Çığlık atıyorum, yer gök inliyor ama etrafımdaki insanların hiçbiri duymuyor. Elim titremeye başlıyor, korkuyorum hem de çok korkuyorum. İskeleden uzaklaşmak bir an önce evime gitmek istiyorum ama bir türlü çıkamıyorum iskeleden. Karşı kıyıya bakıyorum, belki yüzerek kurtulabilirim buradan diye düşünüyorum. Ama ne mümkün, karşı kıyıda olan toz bulutu denizin üstünde şu an ve ağır ağır iskeleye doğru yaklaşıyor. Neler oluyor böyle anlayamıyorum, bir an önce kaçmalıyım burdan etrafımdakilere de sesleniyorum bu arada:

Kaçın burdan, kurtarın kendinizi. Koşun, koşsanıza! Ne bekliyorsunuz böyle durarak?

Yine kimseden hiçbir ses, hiçbir tepki gelmiyor. Kendi aralarında konuşmaya devam ediyorlar. Beni duymuyorlar ve yüksek ihtimalle görmüyorlar da. Oturuyorum bir köşeye, kafamı toplayayım neler olduğunu anlayayım diyorum. Telefonu çıkartıyorum cebimden, arkadaşımı arayayım olanları anlatayım, belki bana yardımcı olur diye düşünüyorum. Telefona baktığımda saatin akşam sekiz olduğunu görüyorum. Bu şokla havaya bakıyorum ama güneş hala tepede. Telefonun saati yanlıştır belki diyorum ve kolumdaki saate bakıyorum. Saatin yine akşam sekiz olduğunu görüyorum. Sen de mi bozuldun deyip, saati çıkartıp denize atıyorum.

Tam da o anda toz bulutuyla aramda sadece birkaç metre kaldığını görüyorum ve insanları uyarmak için iskeleye bakıyorum. O anda fark ediyorum; iskelede benden başka hiç kimse kalmamış. Koşarak kaçmak istiyorum iskeleden ama ne mümkün! Koşamıyorum, hiçbir ilerleme kaydedemiyorum, yerimde sayıyorum. Yerimde koşuyorum, ben koştukça toz bulutu üstüme geliyor. Toz bulutu geldikçe ben koşuyorum, ben koştukça toz bulutu geliyor…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir