Platon Diyaloğu 2

Please log in or register to like posts.

YORUMLARLA SOFİST YA DA VARLIK: DİL ÜSTÜNE
Sofist önce zengin gençlerin peşinden koşan bir avcıya benzetilir. Sofist bir bilgi tüccarıdır. Amacı kazançtır, sofist gerçek bilgiyi engelleyen bir çürütücüdür. Diyalog sofistin konuşmada hokkabazlık yaparak çelişmeye götüren sanata sahip ve bilgelikten uzak bir örnek olarak mahkum edilmesiyle sona erer.
Theodoros’a göre tüm gerçek filozoflar tam anlamıyla bir Tanrı değillerdir ama Tanrılık yanları vardır.
Bir kimse önceden var olmayan bir şeyi, herhangi bir zamanda meydana getirmişse, o kişiyi, o şeyi meydana getiren ve o şeye de meydana getirilmiş olan şey deriz.
Sofist diyaloğunun karakterlerinden biri de “yabancı”dır. Yabancı Theaitetos’a bir sanatın sofistik olarak nitelenmesi için, onun elde etme sanatının altında tutulması ve alt bölümlerinin şöyle olması gerektiğini söyler; elde etme sanatının altında zorbaca elde etme sanatı ve bundan sonra da birbiri altında olmak üzere sırasıyla şunların geldiğini söyler: Avcılık, hayvan avı vb. daha sonra da sözde-bilgelikle eğitmeyi deneyen sanat. Bu sanat açıklamamızın sonucuna göre, zengin ve soylu gençlerin avlanmasıdır. Sanat öyle değersiz, basit bir sanat değildir, tersine çok çeşitli yönleri olan bir sanattır. Yabancıya göre elde etme sanatının bir bölümü değişim sanatı, bunun bir bölümü tecim, bunun bir bölümü toptancı tecim, bunun bir bölümü ruh maddeleri tecimi, bunun da bir bölümü erdeme ilişkin söz ve bilgi dağarı tecimidir.
Tartışma sanatı; hak ve haksızlık üzerine yapılan tartışmalarla da ilgili ve sanatsal yönü olan türdür. Tartışma sanatının da biri zararlı (para kaybettirici) diğeri yararlı (para kazandırıcı) olmak üzere iki türü vardır.
Temizlenmenin iki türü vardır; biri ruhlarla ilgilidir ve diğerinden kesinlikle ayrılır. Bu diğeri ise cisimlerle ilgilidir. Her ne zaman kötülüğün ruhtan herhangi bir biçimde uzaklaşmasını gördüğümüzde, buna ‘temizleme’ demekle doğru belirtiyi bulmuş oluyoruz. Ruhtaki kötülükler de iki türe ayrılır; birincisi bedende hastalığın, öteki çirkinliğin karşılığıdır. Anlaşmazlık ve hastalığı ruhun bozulması olarak göstermekle doğru bir iş yapmış olacağız.
Bilgisizlik; doğruluğu ele geçirmeye çabalayan ruhun yolunu şaşırmasından başka bir şey değildir; bundandır ruhun doğru bilgiden sapması. Anlayışı olmayan bir ruhu çirkin ve doğru ölçütten yoksun bir ruh olarak kabul etmek zorundayız. Ruhta iki kötülük vardır. Biri, genellikle bozulma diye adlandırılır ve hiç kuşkusuz bir ruh hastalığıdır. Diğerine bilgisizlik denir; ama yalnızca ruhtan kaynaklanmışsa, onun bir kötülük olduğu kabul edilmek istenmez. Korkaklığı, taşkınlığı ve haksızlığı tümüyle hastalık diye görmeliyiz. Bilgisizliğin çok ve çeşitli görünüşlerine de çirkinlik demeli.
Bilgisizliğin her türü istenen bir şey değildir. Bilge olduğunu sanan kimse, tümüyle egemen olduğunu sandığı bir alandaki bir şeyi öğrenmekten kaçınır. Eğitimi kuşatan sanatın bölümü olarak uyarma sanatı, böyle bir mizaca karşı yalnızca çok az başarılı olur.
Ruhun kendisine sunulan bilgi hazinelerinden yararlanması için, öncelikle yapılması gereken şudur: Karşı koyan, karşısındakinin bildiğini sandığı şeyleri çürüterek onun kendi kendisinden utanmasını sağlamak; böylece öğrenmeye engel olan boş kuruntuları ondan uzaklaştırıp onu arındırmak ve o, gerçekte bildiği şeyleri bildiğine inanmalıdır. Bu en iyi ve en akıllı ruh durumudur. Tüm arınma işlerinde en önemli ve en başta yapılması gereken şeyin çürütme olduğunu kabul etmek zorundayız.
Sofistlerin sahip olduğu her şeyin bilgisinin bir tür sözde bilgi olduğu, gerçek bilgi olmadığı, aynı zamanda ortaya çıkıyor. Sofist bir şarlatandır, hokkabazdır bir kopyacıdır, büyücüler türünden biridir.
Resim yapan sanatın iki tarzı vardır. Kopya eden ve görüntü yapan.
Var olmayan var olan bir şey ile ilgi içine giremez. Daima var olan bir şey ile ilgi kurarız. Bir şeyi söylemeyen genellikle hiçliği söylemek zorundadır. Sofistlerin hepsi; gözleri kapalı ya da kör gibidir.
Görünürde apaçık olan şeyi bir denemeye tabi tutalım, yoksa gerçekten bu konudaki görüşümüz açık olmadığı halde, tümüyle apaçık bir görüşümüz varmış gibi hemencecik kolayca birbiriyle uzlaşmaz.
İnsandan söz ettiğimizde ona bir çeşitli yüklemler veriyoruz. Renk, biçim, büyüklük, küçüklük, kötülük ve erdem. Başka nesneler için de bu böyledir.
Sofist varolmayanın karanlığına sıvışır, orada oyalanmayı sever. Bu yerin karanlığıdır onu güç bilinir kılan. Hareket ile dinginlik ayrıdır. Hareket aynılıktan ve dinginlikten nasıl ayrı ise; ayrılıktan da ayrıdır.
Düşünce ile deyim aynı şeydir.
Sofist bilene değil öykünene girer.
Öykünme sanatı; görüntü oluşturan etkinliğin bölümü olarak resim yapan etkinlikten; genellikle meydana getirme sanatının tanrısal olmayan; insansal bölümünden ayrılmış, etkinlik olarak kendini ortaya koyar.
Sofistin bu soy ve kandan türemiş olduğunu söyleyen, her bakımdan tam gerçeği söylemiş olur.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir