Robotik Zincir

Please log in or register to like posts.

Camdan yapılı içi su dolu olan her bir kapsülün içinde yaşamına ara vermiş bekleyen insanların önlerinden geçen biz acemiler doktorların veya bilim insanlarının ne yaptığını tartışıyordu. Ne olduğunun bir anlamı yoktu yaptıkları işin anlamı olacaktı. Her acemi grubunda 7 kişi bulunuyordu. Bunun anlamı 7 çaylak demekti. Her acemi grubuna bir sayı verilirdi ve yakalarına beyaz renkte bir etiket yapıştırılmış olurdu. Devamında ise yapay bir savaş alanına gönderilerek herkese bir silah verilir ve herhangi farklı numarada olan acemi grup ile eşleşirlerdi. Onlar için yaratılan Dünyaya gönderilerek orada hayatlarına devam ederler ve savaş sonunda iki grubun kendi içinde 1 kişi kalacak şekilde ayarlanır ve bunlar dışındakilerin öleceği bir program sunulmuştu.
Yıllardır uğraşılan bu program insanlık için önemliydi. Bu program insanlara yetecek bir yaşam alanının kalmamasını engellemek ve zeki insanlar dışında bilime katkısı olmayanları eleyecekti. Sonuç olarak artık gruplar ayarlanmış ve her acemi grubu farklı ülkelerden araştırılarak getirilmişti.
Acemiler ilk olarak sıraya alınmış ve kendi grupları ile belli bir renk seçerek takımına ait simgeyi belirlemişlerdi. Sırada olan acemilerden kan alınıp onlara uygun metalik takılması amaçlı sağlık kontrollerinden geçiyorlardı. Sonuçlar çıkıp bileklikler alındıktan sonra ortak nokta denilen büyük salonda toplanıldı. Takımların tam olarak kaynaşması için boş bırakıldığı sanılan anda dev ve büyüleyici olan sahnedeki mikrofondan kesik ve kendini zorlayan sesler gelmeye başlamıştı.
Konuşmaya başlayan saçlarına ak düşmüş olan bilge bilim insanı oturduğu tekerlekli sandalyede nefesini düzenleyerek konuşmaya başladı.

-”Bugün bu salonda bulunan herkese teşekkür etmek isterim ayrıca biliniz ki bu size tek kibar davranışımın olduğu hatıranız olacaktır. Bundan sonrası size emirlerim gelecek. Ben tarafından değil burada insanlığın kurtuluşu adına canını ortaya koyan bilim insanları tarafından. Bizim fikirlerimiz sizler olacaksınız. Yaşadığımız bu kaos yani Dünya sonu olan bir varlık ve sonunu erkenden biz insanlar getiriyoruz.Biz bu koca evrenin içindeki minik yaşamın sonuyuz. Evren sonu ve mükemmel olmayan bir yerdir. Bu koca evrende sadece yaşayan canlılar biz olamayız ve ne yazık ki teknolojimiz gelişirken biz insanların nesli bunu araştırabilecek kadar zamanı kaldı mı bilmiyoruz. Çünkü bu koca ve ihtiyar Dünyamız bize sinyal veriyor. Biz insanlar bu Dünyaya fazlayız muhtemel ki eksilmemiz gerekecektir. Bizlere umut gençlerdir ve sizden beklentim verilecek emirlere tek tek uymanız ve takdir edersiniz ki bu bilim insanları gibi canınızı ortaya koymanızı isteriz. Sadece canınızı değil! Zekanızı da. Ciddi bir program içerisindesiniz. Robotik Zincir… İnsanlığın kurtuluşu…” Salonda alkış tufanları koparken acemiler ikiye bölünmüştü kendi içlerinde.
Daha bir kaç dakika önce anlaşabilen insanlar bu fikri acımasızca buluyordu. Yaşamlarının sonu geldiğini ve onu bir insanın alabileceğini düşünmediklerini söylüyordu. Gruplar kendi içlerinde şimdiden birbirlerine karşıtken nasıl olabilir de bir takım ruhu oluşturabilecekti. İşte o an o kalabalığın içindeki genç kız sahneye çıkma cesaretini bulduğunda salon büyük sessizliğe büründü. O sahne dokunulmazlığın işaretiydi. Oradan yılların bilim insanları geçmişti ama bir tane bile acemi oraya çıkmamıştı ve bu kız bir ilkti ama kendinden emin bir şekilde mikrofona doğru ilerledi ve
-”Sessizlik için birinin kuralları çiğnemesi mi gerekiyordu? O zaman sessiz kalmayın.” dedi. Ardından yayınlar kesildi. Gazeteciler salondan çıkarıldı ve iki koruma gelerek kızı sahneden aldılar. Işıklar açılıp kapandı ve sahne boş kaldı. İçerden bir kadın geldi. Saçları topuz yapılmış ve beyaz önlükler içerisinde mikrofona yaklaştı.
-”Acemiler yaka kartına bakılarak sorumlu doktorlar eşliğinde kabinlerinize götürülecek ve oradan Yapay Dünya Koduna gönderileceksiniz. Her birinize şans diliyor ve hayatta kalmanızı umut ediyorum.” konuşulan her bir cümle bizi ölüme sürüklüyor gibi hissettiriyordu. Sorumlu doktor denilen bir adam geldi. Gözleri laboratuvar gözlüğü sayesinde açıktaydı. Ben Acemi grubu 197 nolu siyah takımdaydım ve rakip takım 239 nolu mavi takımdı. Koridorların her yerinde tablolar ve eşleşmeler asılıydı. Kabinlere alındığımızda herkeste derin bir sessizlik vardı. Özel kıyafetleri giydiğimizde yaka kartına ihtiyaç kalmamış ve arkamızda yazılı olan 197 sayesinde nereye ait olduğumuzu gösteriyordu.Güvenlik amaçlı yapılan iğne başımı döndürürken ayakta durmak için kendimi zorladım. Daha bir kaç adım bile atamadan gözlerim kapandı ve bedenim yere yığıldı. Doktor olduğunu düşündüğüm ses yeşil alarm kapatın dedi sakince.

Gözlerimi açtığımda etrafta hiçbir şey yoktu. İleride askerler vardı ve takımımdan sadece o askerlerin arasındaki 197 yazan siyah beden vardı. Mermi sesi duvarların arasında yankılanırken ana binada olmadığımızı düşündüm. Çıkış yoktu. Yaşam yoktu. Her şey yalandı. Peki neden zeki olduğunu düşündükleri insanları öldürüyorlardı? DNA o kadar sağlık kontrolleri sonunda işlerine yarayacak beynimizin nasıl işlediğini anlayacak bir çok belge içerisinde sonuç elde etmişlerdi. Bana doğru gelen adamlara bağırarak uzaklaşmaya çalıştım.
-”Yalancı! Bizi kandırdınız ve bizi kopyaladınız!”

-”Bırak!” kolumu kavrayarak beni yerden kaldırmaya çalıştılar. Direndim. Sürüklemeye çalıştılar. Artık bitmişti. Robotik Zincir gerçek değildi. Önce öldürüyor sonra da kapsülün içine koyuyorlardı. Dünya için kendi yaşamları için bizi feda ediyorlardı. Bilimi kullanarak bizi deney haline getiriyor ve kopyalandıktan sonra son veriyorlardı. Oyun bitmişti. Savaş kendi savaşlarıydı. Acemi ise kandırılan masum insanlardı. Şimdi anlıyordum sahnedeki kızın korkusuzluğunu. Biliyordu ve zamanı kısa kesmişti. Ölüm gerçekti ve her şeyden şimdi daha yakındı.

Ekin Bektaş

Kimler Beğendi?

2 comments on “Robotik Zincir

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir