Şu Bizim Ayşe Teyze

Please log in or register to like posts.

İstanbul’da bir mahalle düşünün.

Kentsel dönüşümün uğramadığı, müstakil evlerin ve önlerinde bahçelerinin bulunduğu, sakinlerinin birbirlerini onyıllardan beri tanıdığı, bildiği bir mahalle.

Zihinde canlandırmak böylesine uzun binaların yahut site kültürünün geliştiği bir devirde biraz zor, farkındayım.

İşte ben tam da anlattığım gibi bir mahallede doğdum, çocuk oldum, büyüdüm.

Hemen benim gibi olan tüm çocuklarla evlerimizin önlerinde ki bahçelerde oyun oynayarak geçirdim çocukluk dönemimi.

Okul öncesi zamanlarımda evde olduğum hemen hiç bir zaman hatırlamıyorum diyebilirim. Tabii bizim oyun saatlerimiz akşam ezanına kadar hüküm sürerdi. Bu hemen tüm çocuklar için geçerli tek kuraldı.

Belki Ramazan gecelerinde tüm mahalle haklı sokakta ya da balkonlarda çay faslı yaparken kısa bir zaman dilimi izin verilirdi bu kuralın ihlaline.Biz çocuklar içinse bu esneklik deyim yerindeyse paha biçilemezdi.

Her ailenin birbirini uzun yıllardır tanıdığını söylemiştim ve bu tanışıklığın getirdiği güven duygusu ile herkesin evine rahatça girip çıkabilir hatta dışarıda oyun oynamaktan farkına bile varmadığımız açlığımızı giderebilirdik bu evlerde.

Art niyet, haset, kin, arkadan konuşmak yoktu.

Onun yerine yardıma ihtiyacı olan aileleri onlar daha derdini söylemeden o derde ilaç olmak arzusu tüm mahalleyi bir an da sarardı.

Gecenin kör bir saatinde birinin sağlık problemi olduğunda,arabası olan diğeri koşar onu hastaneye yetiştirirdi.

Şiddetli yağmurlar da evleri su basan ailenim yardımına koşulurdu.

Hatta annemin anlattığına göre 1999 depreminde tüm mahalle bir arada arama-kurtarma çalışması yapmış. Evlerinden tedariksiz bir şekilde çıkmak zorunda kalıp yanında hiç bir malzemesi olmayanlar için battaniyelerini, yiyeceklerini, sularını paylaşarak tam iki gün boyunca güvenli bir bölgede bir arada kalmışlar.

Büyük bir aileydik. Aramızda hiç bir çıkar meselesi bulunmazdı, diye tabir eder annem.

Bir de Ayşe Teyzemiz var. Mahallenin manevi muhtarı olarak tabir ediyorum. En yaşlı üyemiz ama bir görseniz hepimize taş çıkarır. Eski toprak, deyiminin vücut bulmuş hali. Sabahın erken saatlerinde balkonuna çıkar. Çocukların okula, erkeklerin işe gitmesinden itibaren asayişi kontrol eder. Hiç unutmam bir gün yakın arkadaşımla okulu asıp bütün günümüzü bir yerlerde gezerek geçirelim dedik. E tabi ilkokul öğrencisiyiz. Sabah evlerimizin önünde buluştuk, farklı bir yoldan gideceğiz daha 10 yaşlarında ki çocuklar için fazla cesuruz. Bizim Ayşe Teyze balkonundaymış tabii hemen fark etti bizim farklı bir yoldan gittiğimizi.“Çocuklar çok uykunuz var herhalde yanlış yola saptınız!”diye bağırmasın mı daha hayatın başlamadığı sessizlik kokan mahallede tabi bizim planlar anında suya düştü. Annelere yakalandık ve kuyruğumuzu sıkıştırdığımız gibi tıpış tıpış okula.

Şimdi gülümseyerek hatırlıyorum bu zamanları. Şunu eklemek gerekirse hala aynı mahallemiz. Sadece biz büyüdük bizim devrimiz kapandı. Kardeşlerimiz hüküm sürüyor.

Hemen her çocuk, çocukluğunda hep büyümenin hayalini kurmuştur. Tamamen dürüst olarak şunu söyleyebilirim. Ben hiç büyümeyi hayal etmedim. Hatta hep o evlerin önlerindeki ayakkabıların yerlerini değiştirip tüm mahalleyi curcunaya veren küçük haylaz kız çocuğu kalmak istedim.

Yavaş yavaş mahallemizde ki insanlar değişiyor yahut yaşamını yitiriyor. Ayşe Teyzemiz hala dimdik ayakta ama. Hatta geçen gün,uyuyakalmışım dersim varken. Evden alelacele çıktım, ayakkabılarımı giymeye çalışırken seslendi. “Kızım bugün geç çıktın. Bir sorun yok inşallah?”

Acelenin vermiş olduğu canhıraşlıkla cevap verdim ben de, “Yok Ayşe Teyze uyuyakalmışım sadece.”

Anlamlı bir gülümseme sundu bana, sonra da öyle bir cümle kurdu ki, okula varana kadar buruk bir gülümseme ile bu satırlar döküldü düşüncelerimden.

“Eee dün gece akşam ezanından sonra girdin eve ondandır.”

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir