Unutmak ve Affetmek

Please log in or register to like posts.
Bir gün kuş seslerini  duymadığında , gökyüzündeki mavilikleri görmeyi reddettiğinde, gülümsemeyi fuzuli olarak gördüğünde bil ki ölmüş değil, aksine yaşarken ölenler kategorisinde kanat çırpma seslerini duyuyor olup yardım elini beklemeksizin, hayatın bitmesini, hatta bittiğini tüm çıplaklığı ile görmüş olacaksın. Sanırım insan, tam bir kaosun içerisindeyim diyerek kendini tarif ederken, yaşamın diğer bir yüzü maziyi başka bir boyuta getirerek önüne yeniden anlamlandırma sürecine giriyor. Orada öylece oturup kalmıyor beyin ve kalp duyguların arasında gelip giderken kangren olmamaya ne kadar özen gösterse de başaramıyor.
Yeniden anlamlandırma sürecinin içerisinde, yaşadıkları ama yaşayamadıkları, çektiği acılar karşısında ödediği bedeller, kırgınlıkları ama en çok kızgınlıkları  kızgınlıklarının içerisinde barındırdığı, bir müddet boyunca sevginin korunmuş hali yerini öfke ve nefrete bırakırken  buluyor kendisini. İnsan, her şeye zamanla alışan, alıştıklarını bir süre sonra unutup sahiplenen her daim yanında bir çanta gibi taşıyan bir varlık haline dönüşüyor. Unutmuyor, unuturum ümidi ile yola çıktığında farklı yüzlere büründüğünde, farklı yüzlerin hissiyatlarını taşıdığında başkalaşıyor, dönüşüyor; ama kırılan bir yüreğin ceremesini yıllarca unuturum duygusu ile beraberinde götürüyor. Kimse hiçbir şeyi unutmuyor, acılar duygu değişimine uğruyor, farklı bir duygunun içerisinde apayrı bir modülün içerisinde çığlık atıyor resmen…
Unutan iyileşir, diyen “NIETZSCHE”  şurada bir eksiklik olduğunu hatırlatıyor halbuki… Unutmak, hafızanın gerisine yaşanması istenilmeyen duyguları, yaşanmışlıkları iterek orada pusu kuruyor, kişi alarm düğmesine bastığında ise hemen önüne seriliveriyor tüm duygular, tüm hissiyatlar, tüm yaşanmışlıklar… Unutmak ile Affetmek arasında kalan ince bir çizgide boğulmak ise an meselesi. Affetmek  unutmak değil. Affetmek; unutmanın ötesinde acı veren  hissiyatlar ile birlikte muhatabı ile birlikte bu zamana kadar yaşadıklarının aydınlık yüzüne ışık tutup orada kalmasını istemektir. Affetmek, zamanın birinde çok sevdiğin, saçının bir teline zarar gelmesine müsaade etmemek için çırpındığın; ancak birçok etken birleştiğinde çözüme ulaşacak problemlerin üzerine bir de problem eklendiğinde dağ gibi bir sürecin içerisine girip yıllarca orada kalıp sessiz kalmakla birlikte artık eskisi gibi olmamaktadır.
Affetmek,  “yaralarımı sahipleniyorum açtığın yarayı bağrıma basıyorum” demekle beraber kişinin önce kendisine yüklediği affetme duygusu ile doğru orantılı olarak hayatımızın her noktasına sirayet ediyor bir bakıma. Bilimsel olarak “affetme, kendini affetme duygusu” na bakıldığında, kişinin affetmesi sözel olarak gerçekleşmesi olması zorunlu olmamakla birlikte içsel olarak kendi üzerindeki ağırlığı yere bırakıp olumlu duygulara yöneltmesidir. Nefreti, öfkeyi, zehirli duyguları kendim için bırakıyorum diyebilmek “psikolojik sağlamlık” gerektiren öznel bir durumdur. Kin, nefret, öfke gibi duygular aşağı çekmekle kalmayıp kişinin vücuduna sinsi bir virüs gibi girip orada yaşamasına, mesken tutmasına  neden oluyor.
Bugün kendim için unutmayı değil, unutmak için çaba sarf etmeyi değil, içine girip yarayı açıp oradaki acıyı kazıya kazıya bir şeyleri affetmeyi tercih ediyorum. Tercih ediyorum; çünkü belirsiz bir yaşam içerisinde, daha ne kadar sevdiklerime sarılacağımı bilmezken, kaç defa nefes akıp verişlerimi  hesaplayamazken şimdi tercih etmenin çok daha makul bir durum olduğunu hatırlatıyorum kendime…
Yüreğim ağlarken, gülümsemeyi adet edinmiş bir beynim varken şimdi hafiflemeyi sonuna kadar hak ediyorum. Şimdi sıra sizde !

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir