23.04.2020
Merhaba içimdeki ses,
Korona virüsün hayatımıza girişinin 45. ve hiç şüphesiz en güzel günü. Bugün takvimlerden 23 Nisan. “23 Nisan, neşe doluyor insan!” sözleri geliyor hemen dilimin ucuna. Öyle bir gün ki sokağa çıkma yasağı var bugün. Hayatta kalmak için “Evde kal!” çağrısına uyuyoruz milletçe.
Pencereden şöyle bir göz attım dışarıya sadece köpekler ve kediler dolaşıyor sokakta. Ama apartmanlara bakıyorum şanlı bayrağımız pencerelerde asılmış, balkonlarda nazlı nazlı sallanıyor. Hatta bazı pencerelerde el ele tutuşan dünya çocukları şekli, 23 Nisan yazıları, küçük bayraklar, kağıttan rengarenk şekiller, balonlar gözüme çarptı. O evde küçük çocuk var, dedim kendi kendime. Böyle anlamlı ve önemli bir günün böylesine zor bir zamana denk gelmesi son derece üzücü. Çünkü dışarıda çocuk sesleri gelmiyordu, kuşlar gibi cıvıl cıvıl değildi caddeler. İlkokul yıllarım geldi birden aklıma. İlkokulda sahnelerde doyasıya yaşadığım ve hiçbir zaman hafızamdan silinmemekle birlikte her bahsi geçtiğinde o güzel günlere geri dönerim ama yerimi geriden gelenlere vermek zorundayım. Tek çare seyircilerin arasına karışmaktı. Artık seyircilerin arasında kalıcı olduğumu düşündüğümde bu sefer de kendimi pencerenin önünde buldum. Ve bu sefer sahne de yoktu.
Bayrağı iki gün öncesinden asmıştım çünkü balkona çıkınca evlerin camında asılı duran bayrakları gördükçe bugünlerin de geçip yeniden huzura kavuşacağımıza inancım artıyordu. O gün gelince her sosyal medyada karşıma adeta bir gelin gibi süslenen kız çocuklarını, kırmızılara bürünmüş erkek çocuklarını gördükçe, okudukları şeyleri duydukça göğsüm kabarıyor ve açıkçası biraz da kıskanıyordum. Çocuk oluveresim geliyordu bir an için.
Oruç tuttuğumuzda nasıl heyecanla iftarları bekliyorsak aynı heyecan ile saatin gece 9’u olmasını bekledik. Tüm Türkiye öyle anlaşmıştı çünkü. Saat tam 21.00 olduğunda herkes balkona çıkacak ve İstiklal Marşı’nı okuyacaktı. Gerçi bu heyecanlı bekleyişimiz önceleri sağlık çalışanlarına moral alkışı içindi. Şimdi ise başta minikler olmak üzere tüm dünya çocukları için bekliyorduk.
Balkonlara ve camlara çıkmaya başlamıştık. Tümsokak bayraklarla süslenmişti, bir de camlara çıkan minikler olunca insan ister istemez heyecanlanıyor. Hep bir ağızla, gür bir sesle okumuştuk milli marşımızı. İçimdeki ses “Oğuzhan,işte sana sahne!” diyordu. Bu anı hiç mi hiç unutmayacağım. Tüylerim diken diken olmuştu, gözlerim dolmuştu gururdan. Aynı duyguları mahalleli de yaşıyor olacak ki bir kez daha, daha gür bir sesle marşımızı tekrarladılar.
Adeta her şey yeniden başlıyordu, tek yürek olmuştuk yeniden ve yeniden. İçimde oluşan huzuru da alıp içeriye girdim.








Merhaba.Uyuyamadıgim ve biraz stresli olduğum bir günde saat sabah tama 7 de yazınızdı okudum ve tüm stresimi aldı yerini içimdeki çocuk mutluluğuyla doldurdu.Kaleminize sağlık.
16 yaşındaki yazarperest adayı…
Sevgi ve Saygımla…
Daha yeni görüyorum kusura bakmayın çok teşekkür ederim derdinizi bir nebze olsa da azalta bildimse.
Daha yeni dönüş yapabildim kusura bakmayın. Değerli yorumlarınız için çok teşekkür ederim.
Kaleminize sağlık