ACIYLA BÜYÜMEK

1

Açık olduğunu unuttuğum penceremden kapalı kalsaydı keşke dedirten bir sesle yarım bırakmak zorunda kaldım yazdığım mektubu. Sese kulak verince çayımın soğuduğunu da öyle fark ettim.
-eskiciiiii. Haydi, eskiciiiii geldiiii.
Sanki eskileri alıp yenileri verecekti eskici. Alır mıydı acılarımı acaba. Eskiyen hayallerimi. Sanmam
-eskici geldi hanıııııım. Eskiciiiiiiiiiii…
Öfke ile kalkmak istemedim. Yorgundum yorulmuştum artık bu hayattan. Sandalyemin gıcırdaması tamamen sırtımı yaslayınca durdu. Durdum düşündüm ve geçmişin bin bir koridorundan bir çıkmaza sokan o güne doğru itildim adeta. Süzüldüm hüzünlü bir şekilde o güne doğru.
İsmimin baş harfini son reveranslarıyla gökyüzüne çizen göçmen kuşların vedasını anımsıyorum önce. Hafiften bir rüzgâr uzun süredir kesmediğim saçlarımla alay edercesine kovalamamı ister gibi çocuksu bir edayla esiyordu. Deniz bir ressamın ustalık eseri gibi aynı anda kaç farklı renge sahip olabileceğini gururla göstermeye çalışıyordu. Dalgalar sokakta oyun oynayan çocuklar gibi bir o yana bir bu yana gidip geliyordu. Gülmediğimi hatırlıyorum. Gülemediğimi. Üşümüyordum ama ellerim cebimde gözlerim güneşin izin verdiği kadar ufuk çizgisindeydi. Deniz kenarında bu tablonun mahzun karakteri gibi bekliyordum babamı. Yıllardır denizlerde teknesiyle rızkını çıkarmaya çalışan tertemiz kalpli dürüst ve çalışkan babamı. Dönünce berbere götürüp ” kız kardeşinden farkın olsun biraz” dediği saçlarımı kesecektik. Her gittiğinde döndüğünü bilmek değil görmek istiyordum çocukça. İlk ben görmek istiyordum döndüğünü. Bilirdim onun teknesini. Sesinden bilirdim. Rüzgâr artmış dalgalar yükselmişti. Çocuksu gözlerime bu manzara çok acımasız gelmişti. Korkmuştum. Babamın ellerini aramıştı ellerim. Çünkü korkunca babam yanımda ise onun ellerine atardım kendimi. Babam da sarardı beni kollarıyla. Korumak ve şefkat nasılda yakışırdı babama. O koskoca babama. Ama denizde küçücük kalırdı babam. Hiç hoşuma gitmezdi bu. Gelmedi o gün babam.
Neden annem ağlıyordu? Neden başörtüsü takmıştı? Bu insanlar neden gelmişti? Neden bu kalabalık? Neden beni görünce daha çok ağlamaya başladı annem? Babam?
O gün yağmur sadece bizim eve yağıyordu sanki…
-Gel oğlum bak baban gidiyor artık bir daha gelmeyecek.
Anlamamıştım. Alışacağım gerçek acıtmamıştı hala.
-Berbere gidecektik biz ama. Nereye gidecek ki hem. Onun evi burası.
Dediğimi hatırlıyorum. Masumiyetim daha da ağlatmıştı hıçkırıklara boğmuştu annemi. Annem hep ağladı. O da gitti babamın yanına kısa bir süre sonra.
Kardeşim ve benim için çocukluk bitmişti artık.
-Abi nerde annem babam?
-Abi neden gelmiyor annem?
-Abi babamın işi çok mu daha?
-Abi neden ağlıyorsun?
-Abi ağlama tamam ben yanındayım.
Çabuk büyüdük kardeşimle. Gerçekler çocuksu değildi artık. Pamuk şeker veya salıncak eğlenceli değildi bize. Okula başlayacaktım o sene. Teyzem bakıyordu bize. İki çocuğu vardı zaten dört olmuştu.
Yıllar annesiz babasız çabuk geçmiyordu. Zamanın cenderesinde her günü beynimin acı merkezine kazıyarak adeta her anı vesikalık fotoğraf çektirerek geçti. Yavaş yavaş sindire sindire. Ya kardeşim. O masum zavallı Zeynep’im.
-Özledim annemi abi. Babamı da. Keşke gelseler artık.
-Gelecekler canım kardeşim gelecekler.
Ben avutulacak yaşta kardeşimi avutuyordum.
Büyüdük acılarımızla. Otuzumda ben, Zeynep’im yirmi sekizinde. Evlendi bir çocuğu oldu. Babamın adında bir oğlu. Hüseyin.

Sevgili Zeynep’ im;
Benim güzel kardeşim. Mutlu ol. İyi bir eş iyi bir anne ol. Ben evlenemedim biliyorsun. Ben de isterdim ama hastalığımla bir insanı da esir etmek istemedim….
Gerisini yazamadım. Yalnızlık titretti önce bam telimi sonra ellerimi. Amansız bir hastalığın merhametinde gözyaşlarımı saklayamadım kendimden.
Babamı vermeyen denizin kokusunu duydum. Annemi gördüm ağlarken. Kardeşimi duydum hıçkırıklarıyla ‘Anneeee’ diye ağlarken. Acılar tablolar halinde evimin koridorunda asılıydı sanki. o koridordan da geçerek uzaklaştım evimden…
Kapandı gözlerim sonra.
-Baba… Anne!!!

  • Tebrik ederim. Öyle güzel tasvirlemişsiniz ve öyle güzel benzetmeler yapmışsınız ki söyleyecek söz bulamıyorum. Biraz daha uzun olmallıydı belki. okurdum yani bir kaç sayfa daha olsa. Acılar büyütür insanları malesef. Yüreğinize sağlık kaleminize kuvvet.

    Yanıtla
Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.