Bazen… İşler bazen içinden çıkılamayacak bir hal aldığında tereddütle bekliyorum. Uzunca ve kaygılı. Keyifsizim yine. Neydi, ne olacak, nasıldı derken zihnimin kıskacına takıldım çaresiz. Milyonlarca mutlu ve mutsuz vaziyetin içinden en saplantılı olduklarım, boğazımı düğüm düğüm edenler arsızca ‘‘merhaba’’ demişti bana.
Bu dünyanın sırrı neydi? Her şeyden evvel çektiğim bunca sancının sonunda benim sırrım neydi? Yoldayım, herkesin kendi haritasını kendinin çizdiği lakin yine herkesin bitim noktasının aynı yere çıktığı bu bilinmez yolculukta ayağı anbean tökezleyenler mi daha şanslı, yolun sonuna son sürat koşanlar mı veyahut her menzilde usulca geldiği yönü dinleyenler ardından aynı kararlılıkla ufka bakanlar mı… Ben şimdi yoldayım ve araftayım… Bazen öylesine ihtiyaç duyuyorum ki koşulsuzca güvenmeye, sevmeye, elini tutup yalnızca gözlerimi kapamaya… Bazen kalbimi saklayamıyorum, işte o zaman anlatamıyorum, anlamıyorlar. Hangi lisan anlatır beni onlara, hangi eylem gösterir beni? Ben artık ben mi olayım yoksa kendimi bir kenara bırakıp bu çemberden mi kaçayım. Zihnimin kıskacına takıldım çaresiz…
İçim taşıyor. Bir yanda dumanı tüten kahvemin alışık olduğum o tatlı kokusu, diğer yanda şarkı usulca mırıldanıyor: ‘‘Talihim yok bahtım kara, böyle hayat batsın yere. Sine sine, vura vura ölen var mı benim gibi?’’. Bu da o bildik hüzün. Ve hatıralar, sözler, resimler, bakışlar, heyecanlar, düşünceler, bekleyişler… Hüzün beni yakıyor, her noktam uzunca müddet hissediyor bunu. Fakat asla öldürmüyor.
Ne olur gece ne olur gökyüzü ne olur kırgın yanım, bu sesleniş tam da yaralarımın üzerinden geliyor. Ey yalnızlığım, sen de şahit ol bana. Ne olur gün ağarsın, sular durulsun, yoluma bir demet ışık düşsün. Pusulamın yönü umut olsun, kim bilir belki o zaman her şey daha kolay olur…










öylesine yazılmış, zorlamadan, içten, hal böyle olunca duygulara tercüman olmuş..:)