Anne Frank’ın Hatıra Defteri

0

Anne Frank’ın Hatıra Defteri (Anne Frank/ Het Achterhuis)
Derleyen: Otto Frank ve Mirjam Pressler
Çev.: Hakan Kuyucu
Epsilon Yayınevi
Ekim 2019
359 Sayfa

Anne Frank’ın Hatıra Defteri adlı eser Epsilon Yayınevi’nden ‘Anne Frank’ın 90. Yaş Gününe’ münhasıran daha önce yayınlanmamış fotoğraflarla birlikte 2019 yılında yayımlanmıştır. Birbiri ardına gelen on altı baskının haklı gururunu yaşayan yayınevi çevirmen koltuğunu Hakan Kuyucu’ya bırakırken, kapak ve sayfa tasarımını ise Dilara Kavaklıoğlu’nun hünerli ellerine emanet etmiştir. Aynı zamanda Türk Edebiyatının önemli yazar ve eleştirmenlerinden Selim İleri’ye yazdırdığı önsöz sayesinde diğer yayınevlerini geride bırakmayı amaçlamış, bu sayede okurlarının beğenisini kazanmıştır.

Eserin ana karakteri olan Anne Frank’tan ve günlüklerinin ortaya çıkış hikâyesinden bahsedecek olursak; Anne Frank, Otto ve Edith Frank’ın kızları olarak 12 Haziran 1929 yılında Almanya’nın Frankfurt kentinde dünyaya gelir. Anne ve ailesi, Nazilerin 1933 yılında iktidara geçmesinin ardından, Almanya’dan Amsterdam’a taşınmak zorunda kalırlar. Bütün bu olumsuzlukların akabinde Alman yetkililer ve onların Hollandalı iş birlikçileri takvimler Temmuz 1942’yi gösterdiğinde Hollanda’da bulunan Yahudi aileleri evlerinden alıp Alman işgali altında bulunan Polonya’daki ölüm kamplarına götürürler. Artan bu baskıların ardından Frank ailesi 1942 yılında saklanma planları yapmaya başlar. Evin dışında yaşanan bütün bu olumsuzlukları kızlarına hissettirmemeye çalışan Otto Frank, Anne’e 13. yaş günü hediyesi olarak bir ajanda hediye eder.

İşte o karanlık günlerde hediye edilen bu ajanda Anne’in hayatında önemli bir dönüm noktası olur. Anne, adeta bir sırdaş gibi elinden düşürmediği bu ajandayı, 12 Haziran 1942’den 1 Ağustos 1944’e kadar tuttuğu bir günlük olarak kullanır.

Bu arada Yahudi Göçmenlik Merkez Ofisi tarafından eve gönderilen bir bildirinin ardından tedirgin olan Frank ailesi arkadaşlarının da yardımlarıyla 6 Temmuz  1942 tarihinde Otto Frank’ın çalışmış olduğu ofisin arkasındaki evde saklanırlar. Anne Frank  ‘’Dostum Kitty’’ diye hitap ettiği günlüğünde, saklandıkları bu evi “Arka Ev” olarak isimlendirir.

Eserin temelini oluşturan bu günlüklerde on üç yaşındaki bir kız çocuğunun kaleminden II. Dünya Savaşı yıllarını ve o yıllarda her şeye rağmen aileleriyle birlikte hayata tutunmaya çalışan bir grup insanın trajik hikâyesini okuyoruz. Kısıtlı imkânlarına rağmen kendileri için özel olan günleri ihmal etmediklerine, tüm aile bireylerinin doğum günlerini itinayla kutladıklarına, ne olursa olsun okumaktan ve öğrenmekten vazgeçmediklerine şahit oluyoruz. Hatta Anne’in kaleme aldığı bu satırlarda, Frank ailesine zor günlerinde desteklerini esirgemeyen dostlarının düzenli olarak onlara erzak yardımı yaparken yeni kitaplar getirmeyi de es geçmediklerini görüyoruz.

Arka Ev’deki tüm bireylerin yazılışına şahit oldukları ve okumak için can attıkları bu günlükleri okuma şansına ancak yıllar sonra baba Otto Frank erişir. O anki duygu ve şaşkınlığını ise “Günlüğünü okuyuncaya dek bu kadar derin düşünceye sahip olduğunu anlayamamıştım. Bu hem şoke olduğum hem de çoğu ebeveynin çocuklarını tanıma fırsatı bulamadığını düşündüğüm korkunç bir andı.” şeklindeki cümleleri ile ifade der.

Kuzey Almanya’daki Bergen-Belsen toplama kampında geçirdiği rahatsızlık nedeniyle Anne henüz 16 yaşındayken hayata gözlerini yumar. Ardında bıraktığı yüzlerce sayfalık günlüğü baba Otto Frank’ın kişisel çabalarına rağmen bir süre yayımlanamaz. Ve nihayet günlükler, Otto Frank’ın ölümünden sonra telif hakkını elde eden Basel’deki Anne Frank Vakfı tarafından yayımlanır. Bu vesile ile kısacık ömrü boyunca yazar olma hayalleri kuran Anne’in  günlüğü yıllar sonra pek çok dilde yayımlanır ve tüm dünyada binlerce ortaokul – lisenin müfredatına alınır.

Anne, II. Dünya Savaşı yıkıntılarının arasında adeta bir hazine misali insanlığa bıraktığı günlüğünde, şartlar ne olursa olsun ümit etmenin ne kadar değerli olduğunu “…Beklentilerimin bir bölümünden hala ümitli olmam bir mucize. Çünkü ümitlerim olası değil. Dünyanın gün geçtikçe yavaş yavaş bir çöle çevrildiğini görüyorum, gittikçe yaklaşan ve bir gün bizi de öldürecek olan gök gürültüsünün giderek yükselen sesini duymaktayım. Milyonlarca insanın acısını içimde taşıyorum. Buna karşın gökyüzüne baktığımda, her şeyin iyiye döneceğini, bu barbarlıkların biteceğini, dünya düzenine huzur ve barışın yeniden egemen olacağını düşünüyorum.’’ şeklindeki duygu dolu cümleleri ile anlatır.

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.