Aşk kapıdan girince, akıl bacadan kaçar, demiş atalarımız. Doğrudur. Aşk coşkun bir sevgi selidir. Tamamen akıldan uzak değildir, ama tepeden tırnağa duyguyla süslenmiş bir âlemdir aşk. Onun için ne akıl dinler aşk, ne mantık. ”Gönül ferman dinlemiyor” diye feryat eden aşığın çaresizliği de bu değil mi?
Aşıklar için ”delilerden bir grup” diyenler olmuş. Çünkü aşığın yaptığına akıl sır ermez. Sevgiliden gelecek bir tatlı sözü, iki satırlık bir mektubu bekler durur. Hele bir de ”kara tren gecikir, belki de hiç gelmezse”, bakın aşığın dayanılmaz acılarına.
Delilik, beyin fonksiyonlarının sadece bir kısmının iflas etmesi demektir. Bunlar daha çok düşünce, hafıza ve mantıkla ilgili olan kısımlardır. Ama, deliler akıl hastanesinde yatanlardan ibaret değildir. Tıpkı, ”İçeridekilerin hepsi deli değil, dışarıdakilerin de hepsi akıllı değil” sözünde olduğu gibi, hastanede olmayan nice insan vardır ki, Allah’ın verdiği akıl nimetini kullanmaz. Nitekim Peygambermiz (a.s.m.), ”Gençler delilerden bir bölümdür” demiştir. Çünkü gençler akıldan çok duygularıyla hareket ederler. Coşkun bir duygu seliyle kaplıdır benlikleri. Dillere destan aşkın erkek tarafını temsil eden Mecnun’un asıl ismi Kays’tır. Sevdası uğruna çöllere düştüğü için ”deli” anlamında ”Mecnun” denmiştir kendisine. Evet, ”Deme Mecnun’a deli, her insan bir nevi deli” diyen halkımızın bu gerçeği vurgulamak istemiştir.
Geleneksel bakış, anlayış ve gerçekliğin aksine, size aşkınızı duygularınızla değil, aklınızla yönetmenizi tavsiye ediyorum. Bunu yapmakla, asırlardır uygulanan ve alışageldiğimiz bir gerçekle savaştığımı biliyorum. Ama gerçekle savaşıyorum, ”doğru”yla değil. Yaşanılan bir gerçek var. Duygular aşkı ve aşığı esir alıyor. Ama bu doğru değil, yanlış. Çünkü aşkı ve aşığı yanlış yerlere, acı sonuçlara, hayal kırıklarına, ayrılıklara, hüsrana ve göz yaşına götürüyor. Bense gözyaşlarıyla ve aşk acılarıyla savaşıyorum. Yarım kalan sevdalara isyan ediyorum.
Ve uyarıyorum: Eğer aşıksanız ebedi, son derece mutluluk verici olmasını istiyorsanız, onu duygularınızla değil, aklınızla yönetin. Tamamen duygusuz olun demiyorum, bu zaten imkansız. Duygusuz aşk olmaz. Ama duygular yönetici değil, ”yönetilen” olsun. Aşka başlamak kolay, sürdürmek güçtür. Asıl önemlisi de onu başarıyla sürdürmek ve mutlulukla sonuçlandırmaktır. Duygularınızın esiri olup, aklı devre dışı bırakarak, ayrılıkla sonuçlanan bir aşkı mı istersiniz, yoksa aklınızın başarıyla yönettiği ve sonunda mutlu bir evlilikle taçlandırdığınız bir aşkı mı tercih edersiniz? Elbette ikincisini istersiniz. Hangi insan sevgilisine, hiç ayrılmamacasına kavuşmayı istemez? Sonsuza kadar birlikte olmak istemeyen insan var mıdır? Kesinlikle yoktur. Her insan, başladığı aşk maratonunu başarıyla tamamlamak, evlilik ipini göğüslemek, sevgilisiyle sonsuza dek mutlu bir beraberlik ister. Elbette bunu başarmak kolay değil. Bunu gerçekleştirebilmek için öncelikle kültürel bir alt yapı, tam bir sabır, azim ve kararlılık, özveri, bencillikten uzaklık, fedakarlık, samimiyet, insani ilişkilerde beceri, dini kültür, empati, hoşgörü, dua, sadakat, affedicilik, ayıp ve kusur görmeme, hatayı önce kendinde arama, tevazu, çalışkanlık, kendinden çok onu düşünme gibi erdemler lazım.
Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.