Elinde defterleri, sokakları hızlı adımlarla tek tek geçerken, içinde birdenbire ağlamak isteği uyandı. Evine geri dönmek, defterlerini tekrardan çekmecelere kitlemek, sonra da bu yazarlık konusunu sonsuza dek kapatmak istedi. Başı dönmeye başlamıştı ve kalbi daralmıştı. “Neden kendime böyle eziyet ediyorum, neden diğerleri gibi okulumu bitirip de öğretmen olarak yaşamımı idame ettiremiyorum” diyerek ağlamaya başladı. Öyle bir ağlamak ki, sıkıca tuttuğu defterlerin yaprakları ıslanmaya başlamış, yol gözünde buğulanmıştı. Yine de devam etti. İstemeyerek, bütün hevesi yok olarak ve hatta nefret ederek, adımlarını ileriye attı. Buluşma yerine geldiğinde çayını karıştıran adamı gördü. Biraz sonra ona ya devam et, ya da yok ol diyecek kişiyi iyice gözden geçirdi. Arkasında topladığı yağlı saçları ve gözlerinden okunan kibirli ruhuyla hiç ümit verici değildi. Defterlerini yan tarafa alarak masaya yaklaştı, elini uzatarak kendini tanıttı ve masaya yerleşti. Bir çay da kendisine istedi. Karşısındaki bu ufak tefek adam fazla önemli biri sayılmasa da, en azından iki kitabı çıkmış ve dergilerde deneme yazmış bir adamdı. Aslında kendisi için onunla tanışmak, fikirlerini almak, yazılarını okutmak büyük bir şans olsa da, hiç boyun eğmiyor, yer yer “gayet iyi bir kalemim var” diye içinden geçirerek adamı umursamayacak duruma geliyordu. Sohbet biraz kendisini anlatmakla biraz da adama teşekkür etmekle geçti. Sıra yazılarını okutmaya geldiğinde önce beyaz renkteki, az önce ıslanmış ince defterini verdi. İçinde ufak cümleleri ve bir iki kısa hikayesi vardı. Adam biraz göz attı, bazı sayfaları hiç okumadı. Yalnız ıslanmış yerleri fark etti, eliyle üstünden geçti. Geri uzattığında “umut verici” demekle yetindi. Çayından bir yudum aldıktan sonra karşısıdakinin şaşkınlığından istifade ederek elini büyük deftere uzattı ve hemen kapağını açtı. Okumaya başladı, satırların her birini itinayla süzüyor, bazen gülümsüyor bazen de karşısındakine ciddi bakışlar atıyordu. Yolda gelirken o defteri okutmaktan vazgeçmiş olan, içinde utanç verici sayılabilecek öyküler olduğunu düşündüğü bu defterin şimdi başkasının yüzünde aydınlandığını gören genç, kendinden geçmişçesine adamın elinden defteri kaptığı gibi kapattı ve elini üstüne koyarak masaya sabitledi. “Özür dilerim ama bunu okutmaktan vazgeçmiş bulunuyorum” dedi. Adam hiç istifini bozmadı, sanki hep bu anı beklemiş gibi, “biliyorum, çünkü en güzelleriydi” dedi. “Eğer bir şeyi saklamak istiyorsan, bir dahakine sürekli gözlerini üstünde gezdirme. Hırsıza yardım etmek için de bu kadar ısrarcı olma, yoksa çalan suçlu olmaz”. Utancın ve heyecanının yanında daha ağır basan bir duyguyla genç yazar o gün masayı terk etti. Umut vericiydi, ve demek en vasat bulduğu aslında en güzeliydi. Bir daha baktı kendisine, başka bir yerden baktı. Yazılarını da başka türlü, başka gözle okudu artık.










