Yorulmaktan, bunalmaktan hatta belki de sıkılmaktan da öte rutine karşı içinde ölmek duygusu belirir. Kendini tekrara düşmenin problemi bu. Öyle bir anda ölüm uyku gibi insana huzuru vaad eder.
Kim bilir ki yerin altının üstünden daha kötü olduğunu. Belki bir düşler alemi içerisinde, belki uyanmayı istemediğin rüyada bulursun kendini.
Ölmek denince bir ürperme hücrelerinde hissedilir. Kavramın zihinde yarattığı çağrışım, onun masumiyetine gölge düşürüyor. Kavram vaki olduğu kişiden öte, ona yakın olanlar üzerinde tesirini bırakır. İnsanın alıştığı insandan kopması bir trajedi doğurur da ondan.
Ah alışmak, insanın en zayıf yanı, mekana, iklime, en önemlisi insanın kendisine alışmak, bağımlılığın en ağır hali. Hep tekrarlayıp durduğum, insan alışkanlığının çocuğu sözü, beni her defasında doğruluyor.
Ölüm işte bu alışkanlığa vurulmuş en ağır darbe, bu yüzden zihinde yarattığı ürperme, kavramı korkunç kılıyor. Bu, yeniden yeni zemine alışmanın zor olduğunun yansıtması. Öteye olan yabanilik hemen de ortaya çıkar.
Ölmek düşüncesi yarattığı ürperti gibi, insana cesaret de verir. Kaybedecek neyim var ilkesiyle yakalanan cesaret, insanı yapamadığını yapmaya iter. Hem de hatıra gelmekle diri tutar insanı.
Ölmek düşüncesinin bir başka anlamı, insana haddini bilmesini sağlar. İnsan bazen ölmek isteyince neler de gelir aklına hiç bilemez. Farzet ki bu vaki oldu, ve de sana yeni bir imkan sağlandı. O zaman durma hayatı güzelleştirmeye devam et, düşüncesi, çoğu zaman ölmek istediğimde gelir.
Evet insan bazen ölmek isteyebilir. Amma ki hayat rutiniyle güzellikler sunmaya devam ediyor. Bırakalım da yol gidebildiği kadar gitsin. Anlamını bulduğu gün kader taşını gediğine koyar.









