‘‘Ben’’ Kurşunu

0

İnkılab-ı İlahi’nin insan üzerindeki en büyük temsilcisi Necip Fazıl Kısakürek, “O ve Ben” adlı otobiyografik çalışmasında hayatını 1904-1934, 1934-1943 ve 1944-1983 yılları olmak üzere üç bölüme ayırmaktadır. 1939 yılında yazılan Ben şiiri şairin ikinci dönem ürünlerindendir.1934 yılında ilahi tecelli kendisini Nakşibendi şeyhi Abdülhakim Arvasi ile yollarını birleştirir. Ve kendisinin de hitabıyla bugünden sonra artık ona dünya farklı pencereden bakmaya başlamaktadır. Ben şiiri de o yeni pencereden bize atılan bir gül tohumudur. Ben şiirini tahlil etmeden önce şunu bilmeliyiz ki Abdülhakim Arvasi çok mütevazi ve alçak gönüllüymüş ve ben dediği de işitilmemiştir.Şiirimizin tahliline gelince Kısakürek’in “Ben” adlı şiiri 14 hecelik 8 beyitten oluşmaktadır. 16 dizeden oluşan şiir aa, bb, cc şeklinde devam eden kafiye şemasına sahiptir. “Ben” şiirinde Necip Fazıl, şiirinin ses nakışını ben kelimesini oluşturan b,e,n sesleri üzerinden kurar. Başlık dâhil olmak üzere ben kelimesi şiirde 15 kez yinelenmiştir. Üstad’ın yeni hayatında bu kadar ben kelimesi kullandığı şiir yazması aslında kalbindeki kıyametin ne kadar büyük olduğunun göstergesidir. Şimdi şiiri beyit beyit kendi dürbünümüzle çözümlemeye çalışalım.
(Ben, kimsesiz seyyahı, meçhuller caddesinin; Ben, yankısından kaçan çocuk, kendi sesinin) Hayatının inkılaba döndüğü bu döneme gittiğimizde Üstat’ın dini mana da, edebiyatta, yaşayışta ne kadar yalnız olduğunu ilk mısrada bize haykırmaktadır. Artık eski yaşamından, yeni yaşamına ters düşen eski fikirlerinden kurtulmak istediğini ama bir türlü hafızasından silemediğini ve beyninde her gün bu iç çarpışmanın olduğunu bize yansıtmaktadır.
(Ben, sırtında taşıyan işlenmedik günahı; Allah’ın kör ebesi, cinlerin padişahı) İkinci beyitte artık bu yeni yaşamında geçmiş günahlarının yanında gelecek günahlarının da sorumluluğunu aldığını söyler. Bunun yanında insanın sorumluluk sürecinde yaptıklarıyla körebe misali Şeytanda olabileceğini ya da Süleyman gibi padişahlığa yüceltilebileceğini söylemektedir.
(Ben, usanmaz bekçisi, yolcu inmez hanların; Ben tükenmez ormanı, ısınmaz külhanların.) Artık şair yolculuğunda ne kadar kararlığını olduğunu kelimelerle haykırmaktadır. Bu yolda yardımcısı olmasa da zor çetin bu yolda ebedi olan cennet için savaşacağını söylemektedir.
(Ben, kutup yelkenlisi, buz tutmuş kayalarda; Öksüzün altın bahtı, yıldızdan mahyalarda.) Bu beytinde yeni fikirlerini, imanını, yaymak için döneminin uygun olmadığını ve insanların kalplerini buz tutmuş kayalara benzetmektedir. Öksüz demesiyle kendisinin bu yeni yaşamına geç kalışını, talihsizlik olduğunu kendi yüzüne vurmaktadır.
(Ben, başı ağır gelmiş, boşlukta düşen fikir; Benliğin dolabında, kör ve çilekeş beygir.) Eski-yeni fikirler her geçen gün beyninin oyun sahasında oyunu kazanmak için yarışır durumdadır. Yeni fikir oyunu kazanıp bir üst tur olan hayat sahasına çıktığında burada oyunu kaybeder. Bu kaybediş Üstat’ı her geçen gün benliği içinde savaştırır ve bu durumunu da gözü kapalı beygirin durumuna benzetmektedir.
(Ben, Allah diyenlerin boynunda vebal; Ben, bugünküne mazi, yarınkine istikbal.) Üstat dört beyitte kendi hal dünyasının resmini bize sunarken bunların sebebini susmayı seven Müslümanlara bağlamıştır. Çünkü ayette şöyle deniliyor “Mümin erkeklerle mümin kadınlar da birbirlerinin velileridir. Onlar iyiliği emreder, kötülükten alıkorlar, namazı dosdoğru kılarlar, zekâtı verirler, Allah ve Resulüne itaat ederler. İşte onlara Allah rahmet edecektir. Şüphesiz Allah azizdir, hikmet sahibidir.” (TEVBE SURESİ – 71. AYET). İkinci mısrada ise zelzeleli bu benliğinin kendi dönemine bir şey ifade etmeyeceğini ama bedeni toprak olduktan sonra gelecek nesile ışık tutacağını ön görmüştür.
(Ben, ben, ben; haritada deniz görmüş boğulmuş; Dokuz köyün sahibi, dokuz köyden kovulmuş.) Arvasi ile tanıştıktan sonra kendisini bir iman deryası içinde bulmuştur. Bu deryadan aldığı hakikatlari şiirleri ile hitaplarıyla anlatmaya başlamıştır ama gelin görün ki kendi deyimiyle dokuz köyden de kovulmuştur.
(Hep ben, ayna ve hayal; hep ben, pervane ve mum; Ölü ve Münker-Nekir; baş dönmesi, uçurum…) Üstat kendi halini anlatırken en son şu noktaya varmıştır. Şu fani dünya da ne olursa olsun onu terketmeyen benliği ve Rabbi. Durumunu aşkı için sevdiğinin ateşinde can veren pervaneye benzetmektedir. Son satırlarınıda insanın bedeninin gideceği en son yer olan kabirle bitirmektedir. Orayı dünya aldanışından uyanıldığı yer olarak tasvir ederek hesapın pek çetin olduğunu söylemektedir.
Kıymetli okurlarım şiirin tahllini yaparken en az 20 kere dinledim desem yalan olmaz. Her bir dinleyişte benliğim farklı alemlerde gezintiye çıkıntı. Gelin bizde Üstat gibi putlaştırdığımız benliğimizi dava edelim ve hesabı neyse çeksin… Vessalam…

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.