Merhaba…
Bu kelime dilinize Farsça’dan geçmiş sanırım. ‘Benden sana zarar gelmez.’ anlamındaymış. Özellikle bu kelimeyi seçtim. Benden size zarar gelmeyeceğini bilin istiyorum.
Dilinizi bilmiyorum. Söylediğim her şeyi beni kurtarıp ülkenize gelen gezgin kadın çevirecek. Ondan rica ettim; benden size zarar gelmeyeceğini belirtmek istedim o da bana bu kelimeyi önerdi. Ben de kabul ettim. Çünkü benim geldiğim yerde kelimelerin büyülü olduğuna inanılır.
Ben diğer yarım küreden geliyorum. İsmimi vermek istemiyorum çünkü korkuyorum. Çünkü türümüzden çok zarar gördüm. Sizden zarar görür müyüm? Bilemiyorum.
Şimdi size hikayemi anlatacağım. Yaşarken bitmeyecek sandığım karanlık günlerime götüreceğim sizi. Gelmemekte özgürsünüz elbette. Özgürlük benim kabilem için en kıymetli değerdir. Dolayısıyla benim için de öyle…
Kabilem pek çok savaş ve kıyım görmüş ben doğmadan önce. Belki size tuhaf gelecek ama değişen kabile reislerimizin kişiliğinde şekillenmiş yönetimimiz her seferinde. Dindar reis varken halkımız da dindar oluyormuş. Dinden uzaksa reisimizin ruhu halkımız da uzaklaşıyormuş dinden. Parayı seven reis döneminde çoğunluk cebini dolduruyor, reis katı ve sertse halkımız da o kadar sert oluyormuş.
Her neyse.
Umarım siz benim ne demek istediğimi anlamıyorsunuzdur. Daha doğrusu ne demek istediğimi anlamadığınızı umuyorum çünkü beni anlıyorsanız dediklerimi yaşamışsınız demektir.
Aslında komik geliyor bana, özgürlüğüne bu denli bağlı bir kavmin zihnini reislerine tutsak vermeleri.
Her neyse…
Günün birinde kabilemiz içinde bir büyücü çıktı. Kabileden o büyücüye inanlar çoğalmaya başladı. Benim gibi o büyücüye itimat etmeyenler de vardı ama büyücü çok saygındı. Kabilemin başına geçen reisler onunla görüşüyor, fikrini alıyordu.
Büyücünün gerçek yüzü ortaya çıkıyordu zaman zaman ama taraftarları ve reisler işlediği suçları örtbas ediyordu. Bazen büyücü ve tayfası hakkımızı yiyordu ama reise şikayetlerimiz nedense sonuç vermiyordu. Büyücü gerçekten herkesi büyülüyordu.
Derken bir gün reis ve büyücü kavga ettiler. Neden kavga ettiklerini asla öğrenemedik. Büyücü her yerde reisi aşağılıyor, reis ise insanların ondan yüz çevirmelerini istiyordu. Kabilemizde korkunç bir kutuplaşma söz konusuydu. Neşemizi çalmışlardı.
Benim kabilemde neşe de önemli bir değerdir. Zor günleri neşeyle atlatırdık ama bu kutuplaşma neşemizi berbat etmişti.
Benim gibi bir avuç insan, ne büyücüden yanaydı ne de reisten. Büyücü ve reisin tayfası bizi lanetlemeye başladı. Her iki kutba göre de biz haindik.
Bizim kabilemizin bir büyüsü vardır. Kullanılması asırlarca önce yasaklanmış bir büyü… Zihin bağlama büyüsü.
Fakat ilginç bir şekilde büyü bize tesir etmiyordu. Büyü tesir etmedikçe iki tarafın tayfasının da bize olan nefreti büyüyordu.
Benim kabilemde nefret sadece bir duygu değildir. Gözle görülür, elle tutulur ve bir zaman sonra nefesinizi kesebilir.
Ben ve arkadaşlarım bir dağın yamacında nefessizlikten ölmek üzereyken bizi gezgin kadın buldu. Masal bu ya; kurtardı bizi.
Bu mektubumu okuyanlara sesleniyorum. Her ruh her zihin ve her beden- bu dünyayı deneyimleme ekipmanımızdır bedenlerimiz- özeldir. Taraf olmadığımız için, üçüncü bir yol açmanın da mümkün olduğunu savunduğumuz için nefretle nefessiz kalmış insanlardan biri olarak diyorum ki; sizden farklı düşünen sizin düşmanınız değildir. Kabile toprağınızı, kabile bayrağınızı daima koruyun çünkü onlar varsa siz ve torunlarınız var olacaksınız. Mesele şu ki; sizin gibi düşünmeyen kimseyi nefretinizle boğmayın.
Benim kabilemde bir zamanlar farklılıklar zenginlikti. Siz de zengin olun. Yaşamınıza sevgi egemen olsun.
Mektubumu bitirirken size bir kez daha, merhaba, demek istiyorum.
Merhaba…









