‘Kelimeler’ bir yazıya başlamak için ne kadar uygun bir -kelime- değil mi? Yerle gök arasından geçmiş milyarlarcamızın bıraktığı , yine gelmiş geçmiş herkes için olabilecek en ortak anlamı barındırdığımız lügatlarımız. Ne kadar da bizim. Oysa bir kelime hayata dair duyduğumuz kaygıların her biri için, hayatımızın farklı zamanlarında yine yeniden farklı farklı anlamlar kazanmaz mı? Yine yeniden yüzlerce kez öğrenilip, unutulmaz mı?
Utanmak mesela..Allaşan ilk yanak, söylenen ilk “hayır ağlamıyorum” ya da ölmek istenilen ilk an. Yaşadığım coğrafyaya ait bir lügatta “Onursuz sayılacak veya gülünç olacak bir duruma düşmekten üzüntü duymak, mahcup olmak” diye geçiyor oysa ki.. Yaşadıkça zihnimde şekil değiştirip durdu utanmak. Büyüdükçe yine yeniden öğrenmekten başka çarem kalmadı. Utanmayla ilk tanışmam sekiz yaşında olmuştu. Zihnimde ona dair kazandığım ilk anlam bir tokatla dayatmıştı kendini. Annem dışında herhangi birinden yediğim ilk tokattı bu. Okul töreninde ayağımın önüne gelen topa gelişine vurduğum için; öğretmenime aitti. Yüzümdeki dördü belirgin biri kaybolmuş beş parmak izini saklamak; hissettiğim ilk utanç, yaşadığım ilk “aman kimse anlamasın”dı. Babam yüzüne ne oldu dediğinde, “öğretmenim tokat attı” cevabını beklemediğinden herhalde, diğerine de o geçirmişti bir tane. Gelişine üstelik. Bu annem ve öğretmenim ile beraber üçüncü olmuştu. Utanmıştım. Yediğim tırnaklarımdan, örüklerime kadar utanmıştım. Sekiz yaşında biri ne kadar utanabiliyorsa, o kadar çok utanmıştım. Böylelikle sekiz yaşındayken benim için utanmak;” Bir topa vurmak, bunun için neden pişman olduğunu anlamamak, o topla serviste eve gidene kadar yüzünü saklamak yahut -baba ben ne yaptım ki- diyememek” ti.
Utanmayla sonraları karşılaştığım oldu tabii. Çoğu bir yabancıdan yediğim tokatla eş değerdi. Bazı hisleriminse utanmayla alakalı olduğunu da çok sonradan öğrendim. Onun ile alakalı keşfettiğim ikinci net tanım ise ilkinden tam beş yıl sonra; saçımda yaşamaya karar vermiş birkaç böcekle beraber, sütyen takmaya başladığım ve annemden oturaklı kız olmanın ne demek olduğunu öğrendiğim yaşlarda oldu. “-Anne saçım kaşınıyor. +Temiz durulamıyorsun, ondandır. -Anne çok kaşınıyor. +Temiz durulamıyorsundur, kimyasallardan hep..” Kimyasallardan değil, saçımdan elime bulaşan siyah böceklerdenmiş. Annem yanılmış ama bu bir utanma tanımı olmamıştı. Utanmak yirmi dokuz yaşındaki bir kadın için, yanılmaktan çok uzaktı. Elimdeki ufaklıkların utancım olacaklarını o an bilmesem de, sonrasında bunu hiç unutmadım. Anneme göre pis arkadaşlarım vardı, pis yerlere gidiyordum ve ben pis’tim. O gece kafama plastik bir tasla vura vura utanmayı yeniden öğretti bana. Oturduğum sıradan utanmayı, arkadaşlarımdan utanmayı, kendimden utanmayı plastik bir tasla öğretti. Tek bir gecede üstelik. Bitliydim artık ben. On üç yaşında, ufacık varlıkların kaldıramadığım utancıyla yeni bir anlam öğrendim. Benim için utanmak artık; “Saçlarının kesilmesi, pis arkadaşlarının olması yahut plastik bir tasın altında ezilmek”ti.
Yıllar geçti çok şeyden utandım. Acımdan, gücümden, güçsüzlüğümden…En çok da kendimden. Yapmadıklarımdan utandım. Buna karşı keşke yapmasaydım dediklerimden de utandım. Kadın olduğum için utandım, çocuk olduğum için utandım. Hatalarım, kusurlarım hepsi utanmamı gerektiren şeylerdi. Ben hayata daha çok değdikçe utanmak benim için onlarca yeni anlam kazandı; bir adamı ilk öpüşüm, ilk terkedilişim, ilk yalanım…bacağıma yazdığım ilk kopya, dudaklarıma sürdüğüm ilk ruj. Bir süre sonra tüm bunlar bir yana, zamanla utanmak benden, bedenimden çıktı. Hayat öyle bir biçimde durdu ki kapımda; insanlığa ve tarihine dair duyduğum utanç koskoca bir kambur oldu sırtımda. Artık başkalarının yerine hissediyordum bu duyguyu. Bir başkasının yalanından utanmaya başladım. Bir başkasının acısından, acımasızığından, İçimi kemiren “hiçbir şey yapmamazlıktan” utanmaya başladım. Silahlardan, savaşlardan..Sevgi varken öfke biriktirenlerden; onlar yerine tüm güzel çocuklardan utandım. Düştü diye dayak yiyen çocuktan, annesi yerine utandım. Savaşın gölgesinde büyüyen çocukların kirpiklerinden ,silahlar yerine utandım. Ben bir çok insandan, bir çok kez utandım. En az kendim kadar. Benim için şu yazıyı yazdığım dakikalarda utanmanın bir biçimde yaşadığım onlarca anlamından en gerçek ve geçerli olanı; Ya da boş verin. Bir de siz benim yerime utanmayın. ‘Kelimeler’ bir yazıya başlamak için ne kadar uygunsa, bitirmek içinde en az o kadar uygun sanırım. “Kelimeler albayım, bazı anlamlara gelmiyor..”
Kenar’dan.. 4. sayı.









