Günler akıp geçerken benliğimizi unuttuk sanki.
Ne akan suyun ne doğan güneşin bir anlamı kaldı.
Oysa bizler eğlenceyi keyfi yaratırız ve insani çıkarlarımız uğruna hepsini bir çırpıda yoka sayarız.
Sanki artık vicdanımızın sesi kısıldı ve taştan bir silüet edasıyla monoton günlerimizin tadını çıkarıyoruz.
Günümüz güzel geçmediyse bir yığın küfür ve güzel geçtiyse de şanstan sanıyoruz.
Her şeyin bir anlamı olduğunu unutuyoruz yaratılışımızdan bir sanat eseri olduğumuzu unutuyoruz.
Kendilerimize ve çevremize dayattığımız kurallar,beklentiler ve sosyal farklılıklar ile ruhlarımıza ızdırap çektiriyoruz.
Oysa her sabah doğan güneşe şükredip, ellerimizi göğsümüzde birleştirip önce kendimizi iyiliklere inandırsak başka sabahlarda da buhranlık çeker miydik, başka yarınlarımızda üstüne sisler ve kara bulutlar çökmekte olan dünyamızı umutsuzluk içerisinde bırakır mıydık, sanmam Umut var oldukça bu dünya bir tuval ve bizler üstündeki fırça darbeleriyiz ve bütünümüz bir sanat.

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.