Bu Benim Hikayem

Please log in or register to like posts.

Güneş ışınlarının dünyaya aşkla geldiği bu yoksul dünyada büyüyorum. Gecenin gündüzle sarılış anlarını bugüne kadar hiç kaçırmadım. Daha doğrusu kaçıramadım demeliyim. Çünkü babamın ölümünden sonra bu yetim kardeşime bakabilmek için çalışmak zorundayım. Para bütün gücünü üzerimizde kullanıyor. Ben de isterdim sokaklarda delilercesine top oynamayı, güllerin açtığı kırlarda dolaşmayı. Ama benim önümü kesen ve dünyanın en namert şeyi olan; en güçsüz düşmanı güçlü kılan ve en kötüsü babamın ölümüne neden olan bir alet var. İsmini çekinerek belirttiğim “silah”…

Oysa babam, nedeni ve kim tarafından yapıldığı bilinmeyen ölümünden önce tüm sokağa oyuncak araba dağıtmıştı. Bir çocuk için ne demekti oyuncak araba?

Henüz sekiz yaşındaydım. Babam beni almak için okul çıkışına gelirdi. Elinde bir araba vardı. Sarı ve mavi renkliydi, yeni ve gıcır gıcır. Ancak uzaktan babama ve elindeki oyuncağa bakan bir tek ben değildim. Halil’de gözlerindeki mutlu gülümsemeyle bakıyordu. Ama ne onun bir oyuncağı ne de onu alacak bir babası vardı. Yalnızdı, tıpkı benim şuan olduğum gibi yapayalnız…

Elime aldığım kalem ve kağıtla okul müdürümüze bir mektup yazmıştım. Okulumuzda bir oyuncak sınıfı açılmalı diye. Aynı gün Müdür Bey odasına çağırdı bir hışımla. Neredeyse gururumu kıracak şekilde şu cümleleri sarfetti: “Senin istediklerin ancak özel okullarda olur. Burası devlet okulu, burada senin söylediklerin ancak hayal olur. Senin aklına bunu sokanlarda bu rüyanın bir parçası!” dedi. O gün anlamıştım yoksulluğun bu sem’a için ağır bir yük olduğunu…

Öyle bir devrim getirmeli ki bütün çocukların yüzünü aydınlatsın dedim babama. Babam da “ getireceğiz evlat, zamanı gelince öyle bir hareketleneceğiz ki ta Neptün gezegeninden duyulacak sesimiz.” demişti.
Aramızda geçen bu konuşmadan iki yıl sonra babamın “ tüm çocukları mutlu ederek” vefat etmesi aklıma ilk olarak bunu getirmişti. Büyük bir boşluk bizi bekliyordu artık. Yetim olarak geçireceğimiz bir boşluk…
Okul vaktime kadar ve okuldan sonra simit satıyorum. Babamın vefatından bugüne dek devam ediyor bu. Babamı kimin öldürdüğü ya da öldürttüğü sorulduğunda ise o katı zihniyetli ve insan halinden anlamayan müdür derim. Dedim de!

Ancak yaşımın küçük olmasından ve annemin beni durdurmasından dolayı fazla ileriye gidemedim. İstediğim tek şey ise “para değil adalet” konuşsun ve savunma yapma hakkına herkes sahip olsun.

Taş duvarlarla örülmüş bu zihniyetin önüne yapacağımız devrim, babamın kanını yerde bırakmayacaktır…

Ay belirmeye başladığında aydınlanır biz yoksulların dünyası. Çünkü zengin-yoksul kimse ayrılamaz, görünmez olur herkes gecenin karanlığında. Hep derim babam yıldız olsa da şu adaletsiz dünyaya kayarak da, düşerek de olsa geri gelse. Benim ve diğer çocukların mutluluğunu çalanlardan hesap sorsa. Ama gerçek bir hayal, sadece büyük bir hayal…

“Uzay, hayal değil yaşam olabilir.” diyordu, çöpten bulduğum bir kitap. O satırları okuduktan sonra da kelimelerin evrenselliğine ve gücüne inandım. Çünkü imkansız görünen her şeyi bize getirebilirdi. Bir ufo gelecek ve dünyadaki cahilliğe son verecek olsa dedim kendi kendime. Yalnızlığımı ve ümitsizliğimi anlattığım bu satırların sonuna geldim. Ben gittikten sonra gözlerimi devirdiğim uçak, kardeşim Fatih’e hediyemdir…

Dedi ve bu dünyadan uzaya doğru sonsuz yolculuğa çıktı.

Tarih: 23 Nisan 2002

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir