BU YAZI TESADÜFEN

1

Tesadüf… Sözlükte “rastlantı’’ diye de bir karşılığı var bu kelimenin. Bazıları da “Tesadüf diye bir şey yok arkadaşım! Kader denir ona kader!’’ derler. Oysaki en güzel karşılığı “tesadüf“tür bu ney düğü belirsiz karmaşanın. Tesadüfen doğarız mesela. Bu hiçbir zaman bizim seçimimiz olmamıştır. Babanın spermi annenin onca yumurtasından tesadüfen senin olacağın yumurtayla döllenmiştir. Ben de böyle bu durumdan dolayı gelivermiştim dünyaya. Henüz aklım ermiyordu o zamanlar. Biraz daha büyüyüp tesadüfen diğer insanlardan daha da kısa boylu olacağımın kesinliğine kavuştum. Aklım tam olarak ermese de tesadüfün bendeki ilk karşılığı buydu. Biraz daha büyüdüm. Benimle birlikte büyüyen çok şey vardı. Bedenim dışında, sorunlarım büyüyordu mesela. Ergenliğimin başlarıydı. Artık liseli bir genç kız olacaktım. Babamın “üniversitene karışmayacağım, ama lisede yanımda kalacaksın! Hayır kızım hayır istediğin okula gidemezsin!’’ dayatmalarının sonucunda tesadüfen bizim eve en yakın, en istemediğim o okulda liseye başlamıştım. Aklımın biraz daha erdiği ama bir karış havada olduğu zamanlardı. O hiç istemeyerek geldiğim okulda aksine her şey oldukça güzeldi. Okulda ilk haftamdı. Kantinden kendime yiyecek bir şeyler alacaktım. Kimseyi tanımadığım okulumda tam da bahçeye çıktığım anda, maç yapan üst sınıfları gördüm. Tam o sıra birisi topa kafa atacaktı. Adımlarımı yavaşlattım. O sıra bana doğru gelen topu gördüm. Kafama indiği an yer sallanıyordu. Bana doğru koşan birisi vardı belli belirsiz. “ iyi misin?’’ deyip yerden kaldırırken beni göz göze geldik. O topun tesadüfen kafama indiğine şükredip, tesadüfen aşık olduğum ilk çocuktu o. Tabi daha sonra daha da büyüdüm. Buna paralel sorunlarım da büyüyordu. Daha sonraki tesadüflerim bu kadar masumca ve basitçe değillerdi. Hayatımda ne yaşadıysam bu tesadüfen oldu. Olaylar somutluktan çıkıp soyutluğa doğru gidiyordu hayatımda. Hissetmeye başladım. Bu bazen acı bazen de mutluluk vericiydi. İlk sevgilim, İlk terk edilişim, arkadaşların attığı ilk kazıklar, ilk kulübe gidişim, yaptığım ilk makyajım, sürdüğüm ilk ojem, içtiğim ilk biram, ilk sigaram, saçlarımı ilk ense kökümde kestirişim, evimden ayrı uyuduğum ilk yatak, annemle ilk kavgam, babama ilk karşılık verişim… bütün bunlar tesadüfen oldu.. Daha da büyümüştüm. Yolda yanımdan bisikletle geçen bir gencin elinde bir kitap gördüm. Üzerinde “her şeyi anlıyorum ve bu beni öldürecek” yazılıydı. Gence dair aklımda kalan tek ve en çarpıcı şey buydu. Eve gidene kadar bu cümle beynimde dönüp durdu. Her şeyi anlamanın iyi bir şey mi kötü bir şey mi olduğunun muhasebesi başladı içimde. Bir gece boyunca merak ettim kitabı. Ertesi gün okul çıkışı bir kitapçıda aldım soluğu. Ve “her şeyi anlıyorum ve bu beni öldürecek” diyen bir yazar var ben o kitabı istiyorum dedim. Dostoyevski ile ilk tanışmam da bu tesadüfle oldu. Dostoyevski’den sonra çok şey değişti hayatımda. Onunla bir şeyleri daha çok anlamaya başladım. Kitapla ilk tesadüfümüz de böyleydi işte. Kitaplardan aldığım ilhamlarla tesadüfen yazmaya başladım. Aşktan, acıdan, mutluluktan beslenir oldum. Şimdi çok daha büyüğüm. Ben büyüdükçe daha çok anladım. Farkındalıklarım, sorumluluklarım, zorunluluklarım ve duygularımın hayatıma verdiği yönde tesadüflerim de arttı. Tesadüfen insanların kötülüğünü anladım… Tesadüfen anladım ki yeryüzünde savaş diye bir şey varmış.. Tesadüfen anladım ki nefes aldıkları coğrafyalarda insanlar istediği gibi konuşup istedikleri dilde anlayamıyorlarmış birbirlerini.. Tesadüfen anladım ki kardeşi kardeşe kırdırıp düzen bozmaya çalışıyorlarmış.. Tesadüfen anladım ki siyasi-politik kavgalar uğruna insanlığı tüketiyorlarmış. Tesadüfen anladım ki Nazım Hikmet’ler, Ahmet Kaya’lar sürgün edilirken özgürlüklerimiz uğruna, Deniz’ler, Yusuflar, Hüseyinler darağacına çıkartılıyorlarmış.. Tesadüfen anladım ki 20.yy da bir kadın hala rahat yürüyemiyormuş bir sokakta Tesadüfen anladım ki barışın kardeşliğin demokrasinin olmadığı toplumlar aydınlık günlere hiçbir zaman uyanamayacakmış. Bütün bu tesadüflerim, dünyaya gelişim, gitmek istemediğim ilkokulum, ilk aşkım, ilk biram ve ilk terk edilişim kadar masum değildi. Tesadüflerin en güzeli, o bisikletli gencin elindeki kitaptı. Dostoyevski haklıydı. “her şeyi anlıyorum ve bu beni öldürecek…

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.