Üniversitenin 3. Sınıfı 2. Dönemi her üniversite öğrencisi gibi bende bazı bunalımlar yaşamış ve bunu yeni yeni atlatmış durumdaydım.
Biraz sosyalleşmek ve manevi açıdan kendimi doyurmak için üniversitenin gönüllük kulübüne kayıt yaptırmıştım. Bu kulüp, yetiştirme yurtlarındaki çocuklara ders vermek için çalışmalar yapıyor. Kimsesiz yaşlı ve çocuklar için sosyal aktiviteler planlıyordu.
Yaklaşık bir ay sonra yetiştirme yurduna verilmiş 4-7 yaş arası çocukları sinemaya götürecektik. Yetiştirme yurduna gittiğimizde çocukların tabirleriyle “anneler” henüz hazır olmadıkları için bizde biraz çocuklarla sohbet edip onların mutluluğunu görmek istiyorduk.
Hafif tombul kısa ve kıvırcık saçlı 4-5 yaşlarında bir erkek çocuk ilişti gözlerime. Sessizce oturuyor. Pek arkadaşlarıyla ve bizlerle ilgilenmiyor. Kim bilir neler yaşadı diye içimden geçiriyordum. Geçirmez olaydım.
Biraz yüzünü güldürmek için yanına yaklaştım. Oyunlar aracılığıyla onunla iletişim kurmaya çalışıyordum. Çocuk işte hemen açılmaya başladı. Sevimliliği beni daha da bağlıyordu ona.
Bir süre sonra çocuğun anlattıkları beni kimseyle konuşmaz hale sokacak beni suskun hale getirecekti.
– Abi sana bir şey sorabilir miyim?
– Elbette her şeyi sorabilirsin. Neyi merak ediyorsan sor tabii ki.
– Benim neden çok fazla babam var?
Bu soruyu ilk başta anlamlandıramadım. Sanki yıllar geçmiş gibiydi düşüncelere dalıyordum. Çocukların özel hayatlarına fazla girmek istemiyordum. Bunun nedeni hassas bir bünyem olması ve küçücük çocukları tekrar tekrar o anlara götürmemek.
Ancak bir sefer içine düşmüştüm ve çıkacak bir kapı bulamıyor düşüncelerimin içinde kayboluyordum. Aksi gibi çocuk da bir cevap bekliyordu abisinden.
– Nasıl yani çok baba? Amca dede dayı falan mı?
– Abi, arkadaşlarımın hep bir tane babası varmış ama benim daha fazla var.
Allah’ım bu çocuğun şu yaşta yaşadıklarını sanırım ben bir ömür yaşayamam. Ben artık konuyu başka yerlere çekmeye çalıştıkça çocuk daha da beni konunun içine çekmeye çalışıyordu.
Sanki yıllarca içinde tutmuş artık birine söyleyip rahatlamak istiyor gibiydi.
– Abi.
– Efendim. Bir şey mi oldu ?
“Ne olur anlatma, ne olur yaşadıklarını söyleme bana. Yoksa gene içimi karalar kaplayacak.”
Abi annem eve ne zaman birini getirecek olsa beni bir yere kapatır, sesimi çıkarmamamı söyler. Kim gelecek anne deyince babamın geleceğini söyler. Bende sesimi çıkarmam ama arada gizlice odaya bakarım. Gelenlerin hepsi farklı adamlardı. Benim niye bu kadar çok babam var abi?
Allah’ım ne olur zaman dursun, bir şey olsun ve bana bunun açıklamasını yaptırmak zorunda bırakma. Nasıl cevap verirdim böyle soruya. Ne desem çocuk da daha da büyük düşüncelere ve sorunlara yol açacakmışım gibi geliyordu.
Neyse ki “anneler” geldi ve artık çıkabileceğimizi söylediler. Ancak çocuğu o halde bırakamazdım. Bana çok benziyordu kendimi görüyordum onda. Cevap vermez isem sanki ebediyete kadar susacak gibiydi.
“Bak bazı şeyler büyüyünce anlaşılır. Sen şimdi küçüksün. Gidelim sinemaya filmi izleyelim. Sonra pamuk şeker alırım sana hem. Benim gibi büyüyünce kendi sorularına kendi cevabını verebilirsin. Şimdilik bunları düşünme ve arkadaşlarınla oyna tamam mı?”
“Tamam abi.”
Dediklerimin ne kadarını, ne şekilde anladı bilemedim. Umarım daha fazla düşünmemiştir bunları. O günden sonra bu yaş grubuyla hiçbir etkinliğe katılamadım. Çocuğun durumunu da ne yaptığını da soramadım. Korktum sanırım…










