Artık küçük bir dünyam var.
Evimin içindeki odalardan yalnızca birinde yaşıyorum. Bu şekilde daha güvende hissettiğimden değil, tabii; daha fazlasını görmek istemediğimden belki, henüz bilmiyorum.
Kitaplarım var; en son birlikte düzenlemiş, sevdiklerimizi saklayıp pek sevmediklerimizi ayırmıştık özenle. Sen çok sıkılmıştın, biliyorum. Yine de bana belli etmemek adına elinden geleni yapmıştın tüm samimiyetinle. Mutlu olmuş, minnettar kalmıştım.
Gittiğin ve benim sana “hoşça kal” diyip, doyasıya öpemeğim o günden beri pek normal değilim, artık kabul ediyorum. Kocaman anlamlar yüklediğim hiçbir şey kalmadı hayatımda. İnsanlar ve geri kalan tüm canlılar günü geldiğinde giderler; gidecekler, biliyorum.
Bir ân önce uyanmak, yanında olmak istiyorum.
Seni seviyorum ve senin de beni tüm samimiyetinle sevdiğini biliyorum.
Yine de, sen giderken cennet kokulu teninden koklaya koklaya öpememenin acısını hâlâ yaşıyorum; beni en çok aradığın ânda yanında olamayışımın acısını kalbimde taşıdığım gibi.
Oldukça ağır fakat bir o kadar ‘benim’ olan bir yük. Zaman zaman sendeliyorum.
Artık küçük bir dünyam var.
Sen yanımda yoksun.
Geleceğim.









