Fark Et

0

“Biri girer hayatına. O biri. Bir gün. Çıkar gider. Aniden. Girer ve gider.”   İnsan gariptir. Fark edilmek ister. “Ben buradayım!” diye bağırır içten içe. Bazı kulaklar duyar o sesi. Duyanlardan bazıları, hatta çoğu, “Banane” diyerek iplemez bile. Bazıları durur, dinler. Fark eder. Ve fark edince değer verir. İnsan açgözlüdür. Kendisine verilen değeri hiçbir zaman yetişemez bünyesine. O daha fazlasına layıktır, her zaman. Buna inandırır bütün hücrelerini en derine kadar.   Ve bir gün, bir kişi gelir. İhtiyaç duyduğu bütün değeri, kaybetme korkusu ile karışık bir biçimde, sunar kendisine. “Hah oldu!” der. Bu sefer olmuştur. Hak ettiği ilgiyi, tam da ilgiyi göstermesi gereken kişide bulmuştu. Daha öncekiler de böyle olmuştu ama olsundu. O mutluydu.   Yavaş yavaş vazgeçmeye başlar insan kendinden. O ilgi koparıp kalbini, ruhunu söküp giderken. Fark edemez. “Beni fark et!” diye bağıran benliği, kendisini bile fark edemez olmuştur. Karşıdakini o kadar fark etmiş, o kadar kanıksamıştır ki, kendisini hiç olarak görür. Koca bir sıfır. Ve sonra, aniden biter her şey. Gelen, gider. Gideceği yere ulaşmaya çalışırken aradaki bir durak gibi uğrayıp geçer. Belki deler de geçer. Belki kırıp geçer. Belki döküp geçer. Ama geçer. Biri girer hayatına. O biri. Bir gün. Çıkar gider. Aniden. Yaşananlar hiç yaşanmamış, söylenenler hiç söylenmemiş gibi. Girer, geçer ve gider. Sonra hiç beklenmedik bir anda. Başka birisi gelir. Yeniden yeşerir umutlar.