GEÇİCİYİZ, MİSAFİRİZ

2

Akıp giden zamanın içinden geçiyoruz. Her gün biraz daha gün alıyoruz ömrümüzden. Hep unuttuğumuz mutlak sona doğru sürüklenirken nefeslerimizi tutuyor, görmemiz gerekenleri görmüyor, yaşamamız gereken küçük mutlulukları yok sayıyoruz.

Misafiri olduğumuz dünyanın sonsuz olduğu sanısına kapılıyoruz durmaksızın.

Neyin kıymetli olduğuna kafa yormuyoruz bile. Gün ne getirirse kabul ediyoruz. Durmuyoruz, anlamıyoruz, anlamlandırmıyoruz. Donuk bakıyor, duymak istediklerimizi duyuyor, yediklerimizin tadını almıyor, kokuları tıkalı burunlarımıza çekmiyor, ellerimizi asla tam kullanıp bir şeye gerçekten dokunmuyoruz.

Ne kadar yaşıyoruz? Yaşamak için daha ne ve neyi bekliyoruz?

Başka başka hayatlara bakıp iç geçirirken, kendi hayatlarımızda neleri kaçırıyoruz?

Genel geçer ve öyle olduğunu sandığımız tanımlarla yetiniyoruz. Hepimiz fakiriz! Tanım fakiriyiz, hissetme fakiriyiz, anlamlandırma fakiriyiz.

Yolculuğun belki sonundayız belki ortasında. Bunu bile bilemezken zamanı israfta çok cömertiz.

Kavgalarımız var değil mi, savaştığımız cephelerimiz, çarpıştığımız meydanlar…

Hepimizin bir koşturmacası var. Ne hoş…

Peki tüm bunların içinde durup tadını çıkarmaya değer bir şey yok mu?

Olmaması mı öğretiliyor bize? Çılgın tüketimlerle zenginleştirme görevine atandığımız  sistemlerin emirleri bu yönde. Hep daha fazlası olsun. Daha fazlasına sahip ol, en iyisine, en, en, en…

Asla hayatından, olduklarından ve sahip olduklarından mutlu olma. Sen en iyisine, daha iyisine, daha pahalısına layıksın.

Her şeyi küçümse. Hayatını, evini, arabanı, çocuğunu, kendini… Çünkü sen çok daha iyilerine layıksın.

Karamsar ol mesela… Umutlu olursan durursun ve çarkı yavaşlatırsın. Bunu yapma. Sen karamsar ol , sana maddiyatla maddi eşyalar, mekanlar satalım ki, mutluluğu satın al.

Çark dönsün…

Hep daha fazlasını iste, daha pahalısını iste.

Dünyadan gelip geçtiğini unut. Ölüm denilen şey başkalarının başına geliyor sadece.

Sen kalıcısın. Bunun için çılgınca hırsa kapılabilir, başarıya giden her yolu mubah görebilir ve kendini daima en iyisine layık bulabilirsin. Tüm bunları yaparken mutsuz olmayı unutma sakın. Çünkü mutluluk bir seviye yukarıda. Bu oyun sonsuza dek sürecek ve sen en iyisine ulaştığında mutlu olacaksın.

Zaman akıp gidiyor. Her gün yaşamlarımızdan bir günü daha alıp bitiriyoruz. Gözümüzü, kulağımızı ne zaman çevireceğiz kendimize, ailemize, sevdiklerimize ve hayatlarımıza?

Ne zaman sadece misafir olduğumuzu idrak edecek ve öyle bakacağız hayata?

Geçiciyiz, misafiriz…

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.