Güneş’e Karşı Duranlar

0

Burada siyah; küçük bir sınıfa, bir karış toprağa, acemsiz topluma, hayat boyu bir kadere ve aklı başında insanların çıldırmalarına sıfat olmuştur belki de.
Siyah, en güzel renkti…
Hiçbir şekilde kendini belli etmeyen; ne sağ, ne sol, ne orta ve ne keyifsiz bir yüz. Yönü belli olmayan, binlerce çeşit bitkiyi üzerinde barındıran, milyonlarca ölüyü bağrında saklayan, tüm olgunluğuyla acıları gammazlıktan sıyıran…
Sadece bir renk…
SİYAH

Bir siyah kadar olamadık ya!
Ama biz… Hepimiz, siyahı ve getirdiği karanlığı hor gördük. İçimizdeki kötülüğü ona yükledik. Kötülük addetik ona ve sonra karanlık gerçekten kötüleşip üstümüze çöktüğünde ve altında debelendiğimizde pişman olduk, yalvardık. Ancak gene unuttuk ki iş işten geçmişti… Ne de olsa hiçbir şey kötü olarak yaratılmazdı. Biz insanlar, her şeye içimizdeki kötülüğü yükleyip kötüleştirdik; sadece siyaha ve karanlığa yapmakla da yetinmedik. Biz bunu şeytana da yaptık. En ufak günahımız için dahi ‘’Şeytana uyduk.’’ dedik. İlk günden beri onu suçladık. Hâlbuki gerçek kötü bizlerdik. Bizim içimizde yatan irademizi ve zincirlerini sımsıkı tutamadık onu özgür bıraktık. Tavus kuşunun kuyruğunda takılı kaldı gözlerimiz, ayaklarına inemedik. Bir başka şeye yükledik bütün yükümüzü. Biliyorduk, ruhumuz bu gerçeği kaldıramazdı. Savaşmadık içimizdeki kirlerle.
İtaat ettiremedik onu. Hatalı biziz… Doğduğumuz günden beri suçlu biziz…
Suçlu, kusurlarımızı örten karanlık değil, şeytan hiç değildi. Ama insandık.
Suçsuz olan her şeyi suçlayabilirdik. Yaratılan en üstün varlıktık ne de olsa. Herkese her şeyi yapabilecek biri varsa bizim hakkımız vardı buna (?)
O güç belki de vardı, kullanabildik mi, şu an neyiz peki?
Yaratılan en acımasız varlığız. En büyük katilleriz. Her şeyi mahvettik. Doğayı mahvettik, ve doğa bize bir tokat indirdiğinde başkalarının suratlarına layık gördüğümüz tükürükler ağzımızdan apar topar kaçtılar. Vurduğunda Tanrıdan yardım istedik. Ne yüzle istedik onu biz mahvetmişken. Tanrıdan yardım gelmeyince onu da kötü ilan ettik. Peki, biz neyi kötü ilan etmedik?
Sadece kendimizi, her şeye neden olan bizleri, iyilik meleği olarak düşündük.
Aciz, güçsüz ve korkak olduk… Ama doğru ya yine de kötü olan karanlık, kötü olan şeytan. Bunu dediğimiz hâlde gece gökyüzünde parlayan yıldızları izlemeyi seviyoruz. Peki, karanlığı sevmezken neden getirdiklerini seviyoruz? Çünkü bencil ve aç gözlüyüz. İşimize geleni kabullenip seviyoruz. Ama unutuyoruz. Sen unutuyorsun. Ben de unutuyorum. Neyi unutuyoruz? Karanlık olmadan aydınlığın olmadığını unutuyoruz. Biz de mesela bu yazıyı hatırlamak için yazıyoruz. Bu muazzam döngüyü unutuyoruz. İçimizdeki umudu, sevgiyi, nefreti, aşkı ve intikamı var eden şeyleri unutuyoruz. Soralım kendimize; ya karanlık hiç olmasaydı… O zaman umut etmemiz gerekecek miydi, ya hep mutlu olsaydık, o ruhumuzu sızlatan hüznü hiç tatmasaydık şu an ki biz olacak mıydık… Ya sen, bunu okuyan kişi. Sen, sen olmayı başarabilecek miydin? Belki de her şey bir noktada farkına varıp kabullenebilmekle alakalı ve belki de asıl soru şu:
-Sormaya ve cevabı kabullenmeye cesaretimiz var mı?

Dilek Eylem TAŞDEMİR / Berk Can ÖZTOP

 

 

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.