Bir an göz göze gelmişlerdi. Genç kız merak etmişti aralarına yeni katılan gencin kim olduğunu. Biri atılıp tanıttı, ismini, okulunu, bundan sonra onlarla beraber çalışacağını. Genç kız hayırlı olsun deyip işine devam etti, zaten yoğundu yeni gelen genç ile ilgilenecek vakti yoktu. Genç kız etrafındakiler tarafından güzel diye nitelendirilen, akıllı, çalışkan ve becerikli biriydi. Herkes onu çok seviyor, ve çalıştığı bölgedeki hemen herkes onu tanıyordu. Aradan geçen zaman aralarına yeni katılan arkadaşın genç kıza aşık olmasına sebep oldu, öyle ki kız ile konuşamıyordu artık. Çünkü yanakları kıpkırmızı oluyor, istemsizce başını öne eğiyordu kız konuşunca. Genç kız akıllıydı fakat ona aşık olan genci anlayamayacak kadar da meşguldü. Genç çok çirkindi. Mükemmel bir ahlakı, iyi bir kariyeri ve güçlü bir imanı vardı ne yazık ki sureti göze hitap etmiyordu. Klasik aşk işte, çirkin güzele vurulmuştu. Güzel, insanların onu uyarması ile çirkinin ona aşık olduğunu geç de olsa anlamış ama umursamamıştı. Nefisine uyup tüm güzel özelliklerini görmezden gelerek çirkinin nasıl böyle bir hadde sahip olabileceğini düşünüyordu. Zamanla güzel ve çirkin birçok etkinlikte bir arada bulunmuş ve iyice birbirlerini tanımışlardı. Çirkin çok çaba sarf etmişti. Elinden geldiğince güzele çeşitli mesajlar vererek sevdiğini hissettirmişti. Güzel ise kimi zaman bu mesajlardan hoşnut olmuş, kimi zaman ise kim oluyor da benim hayatıma bu kadar müdahale edebiliyor diye söyleniyordu. Söyleniyor söylenmesine ancak epey alışmıştır etrafında dönüp duran, saf duygularla onu seven çirkine. Güzel artık hep onu düşünmeye başlamıştı. Gün geçtikçe çirkinin ahlakını, efendiliğini, dürüstlüğünü ve ona ait olan bir çok güzel şeyleri görüp suretinin çirkinliğini unutmuştu. O kadar çok bağlanmıştı ki çirkine her anında onu düşünür, yürürken bile onun eşi olmayı hayal eder duruma gelmişti. Giyimini, konuşmasını, davranışlarını hep onun eşi olsam böyle olur, ona layık olmalıyım diye düşünerek yapmaya başlamıştı. Evlilikten çok korkan biri olmasına rağmen aklına geldikçe evinin her köşesini hayal etmiştir. Çirkin üniversitenin sonuna yaklaşan, güzel ise henüz üniversite hayatına yeni başlamış olan biriydi. O kadar çok kişi seviyordu ki güzeli, evine gelenler olsun, kendisine iletenler olsun birçok kişi bir şekilde güzele ulaşıp onu sevdiğini belirtiyordu. Bir gün evine onunla evlenmek istediği için gelen birini güzelin anneside çok beğenmişti, damat adayı akıllı, ahlaklı ve hemen her yönden uygun bir eşti. Çirkin olmasa güzel mantık ile haraket ederek onunla evlenebilirdi. Ama nasıl evlensin, ya çirkin ne olacaktı? Onun sevgisi herşeyden vazgeçmeye değerdi. Öyle sevmişti ki güzel sadece çirkin olsa onun için herşey tamamdı. Çirkin bu arada bazen güzele yazıyor bazen ise ondan uzak duruyordu. Güzelin aklı karışmasına rağmen öylesine seviyordu ki onu kendisini beklediğine dair güveni tamdı. Bir gün güzel bir şarkı dinledi, şarkı acıklı bir şarkıydı ve birbirine kavuşamayan sevgililerden bahsediyordu. Birden duraksadı aklına çirkin gelmişti kalbi yerinden fırlayacak gibi oldu. Gözleri dolmuştu güzelin bir an önce çirkine ulaşmak istedi, ama ulaşamazdı. Çünkü güzel gururluydu, her zaman yazmaz, ona çok cevap vermezdi. Gururundan öte İslam’a da bağlı bir genç kızdı. Sevmenin bir zararı olmadığını düşünüyor ama harama bakmaktan korkuyordu. Belki de çirkinin yazıdıklarına düzgün bir şekilde cevap verememesi bu yüzdendi. Şarkıyı dinleyip korkmasından tam bir gün geçmişti ki güzel çirkinin evlendiğini öğrendi. Evet söz değil, nişan değil evlilikti. Güzel inanamamıştı. Kendisi ile evlilik hayalleri kurduğu çirkinin birden evlenmesine akıl sır erdirememişti. Güzel ağladı, çok ağladı. Odasına kapanmış bir şekilde diğer odada oturan babası duymasın diye içine içine ağladı. Hayretler içindeydi güzel, nasıl olur da çirkin birden evlenebilirdi. O kadar çok yanıyordu ki yüreği sesi çıkmadan gözyaşları süzülüyordu yanaklarından. Derin bir yara misali acı hissediyordu sol yanında. Artık herşey bitmişti güzel için. O hayallerini kurduğu evlilik birden kayıp gitmişti ellerinden. Herşeyi çirkine göre hayal etmişti güzel. Bir başkasını sevmek bir kenara dursun, çirkini düşünmeden nasıl yaşayacaktı güzel onun derdindeydi. Bir gün geçti, iki gün geçti, üç gün… Güzel alıştı yanan yüreğinin acısına. Haftalarca ağladı. Sonra ağlamayı da bıraktı, çünkü çirkin artık başkasının eşiydi ve güzele başkasının yâri için ağlamak yakışmazdı. Güzel çok pişmandı, zamanında nefsine kapılıp güzelliğinden ötürü çirkine müsade etmediği için çok pişmandı. Çirkinin onun için çırpındığı her an onu kendinden uzak tuttuğu için çok pişmandı. Onu sevmeye başladıktan sonra belli etmediği için çok pişmandı güzel. Geç kalmanın bedelini çok ağır bir şekilde ödemişti. Artık ne yapsa boş. Bomboş hayaller kalmıştı güzele. Gece yastığına başını koyup düşüncelere daldığı vakit düşüneceği kimsesi gitmişti. Herkesten bıkıp hayata yenik düşeceği vakit sarılacağı sevinci gitmişti. Ancak güzelin pişmanlığının, üzgünlüğünün, ne güzele ne de onu çok seven çirkine bir faydası vardı artık. Bundan sonra kimseyi sevememekten korkuyordu güzel. Çünkü öyle çok sevmişti ki çirkini, kimi severse sevsin onun boşluğunu doldurmayacağını biliyordu. Sonra nasip dedi ve sustu güzel. Çok şey öğrenmişti çirkinin aşkından. Bir güzelin bir çirkine nasıl da aşık olabileceğini, çirkinin suretinin gönlünün güzelliğine etki etmediğini, esas sevilmesi gerekenin sureti değil, gönlü güzel olan olduğunu çok büyük acılarla öğrenmişti. Aşk’ın maddeden ibaret olmadığını, sevgilinin bir gün görünüşüne aşık olmaktansa her gün gördükçe güzel huylarına aşık olmanın çok daha fazla değerli olduğunu, evlilik denen şeyin bir gün güzellikler gidince de devam edebilmesi için aranması gerekenin kalp güzelliği olduğunu görmüştü. Bu sevgi çok şey öğretmişti güzele. En sevdiğinden vazgeçebilmeyi bile bu sevgiden öğrenmişti. Çok değişmişti güzel, artık seveceği insanın nasıl biri olması gerektiğini çok iyi biliyordu. Birdaha sevememekten korkan güzel, çirkinin mutlu olması için dua ediyor, kendisi için de hayırlı bir sevgi diliyordu. Bir dileği daha vardı, o da seven ve sevilenlerin kendi hikayesinden ders alıp geç kalmamalarıydı.










