Dur
Durup dinle,dinle ve düşün,nefes al.
Hayatın her evresinde farklı bir düşüncede farklı bir kimliğiyle tanışabiliyor insan.Her şeye heves eden bir yapıya sahibiz. Aynı benlik içinde iyi ve kötüyü birlikte barındırıyoruz. Hayal ve gerçeklik perdemiz yan yana. Kader denilen bir gerçek var ortada. Madem yaşayacağımız hayat belli yani yapılacak tercih belli niye yaşıyoruz diye düşünülebilir. Ancak x olayını hayallere kapılıp yaşamakla gerçeklere bağlanıp yaşamak sizi farklı sonuçlara götürecektir.Bir nesnenin kapasitesini zorlarsanız kırılacağı aşikar, bunu bile bile yine de zorlayıp sonuca, bildiğimiz o sona, doğru ilerlemiyor muyuz? Sonunu bildiğimiz halde tercihi yapanın biz olduğunu vurgulamak isteği mi bu yaşanan?
Ama kader diyor ki senin tercihin değil işte. Sen ne kadar tüm taşları doğruya oynasan da, tüm tercihlerini doğru yapsan da sona ulaştıracak olan benim diyor. İşte insan tam bu noktada acziyeti tadıp dibe vuruyor. Önce olmayanın olmayışı siniyor üstüne. Derinden derine tercihlerinin sonuçları ile yüzleşiyor. Ben olgusunu ne kadar büyüttüğünün, acizliğinin bilinci ile geceden sabaha düşünmeye başlayınca anlıyor. İşte bu kadar insanoğlu. Kendi yaptığı seçimlerin, zamanında doğru olduğuyla övünüp yaptığı seçimlerin, sorumluluğundan bazen yanlışlığından yakınıp onlarla yüzleşemeyecek kadar.
- Oysa en sonunda duyguları kadar duygusuz kalacak, hayal ettiği ölçüde gerçeklerle yüzleşecek, büyüklendikçe ne kadar küçük olduğunu anlayacak ve bu anlam gece karanlığında gözlerindeki uykuyu hiç edecek. Varken aslında ne kadar yok olduğunu anlayacak. Ve nihayet yaşamın anlamının ancak ölüm varken mümkün olduğunu kavrayacak..









