Şehrimin her bir caddesini arşınlamak arzusu yakıyor yüreğimi. Her bir kaldırım taşını adımlamak, her sokağın o kendine has yemek, deterjan ve hane kokularını içime çekmek istiyorum.
Şimdi sana gelmek istiyorum. Seni gördüğüm anda kollarımı açmak iki yana ve ruhundan kucaklamak istiyorum seni. Bakışlarımız çarpışsın, gözlerimiz kilitlensin istiyorum birbirimize. Gördüklerimiz gözlerimizin ötesine geçsin, hayat ışıklarımız birbirine karışsın istiyorum.
Ellerimi tutma. Ben senin koluna gireyim. usul usul adımlayalım kokulu sokakları. Dallara konan kuşları seyredelim, köşe başında miyavlayan kediyi besleyelim.
Kestane alalım sokak satıcısından. Kabuklarını ayırırken kestanelerin, ben daha çok ayıklayacağım sana, yarışına girelim.
Sahile inen yokuşlardan birinde koşturalım. Kahvehanede oturan emekli amcalar tuhaf tuhaf baksın bize. Pencere kenarını mesken edinmiş bir teyzenin ‘cık cık’ları tınlasın kulaklarımızda. Birbirimize bakıp şen bir kahkaha çınlatalım.
Dalga sesleri sesimiz olsun. Susalım denize karşı. Sadece denizi dinleyelim. Özenle seçelim cümlelerini. Hayata, aşka, umuda ve sevgiye dair ne varsa anlattığı… Sukunetle dinleyelim, coşkuyla anlayalım.
Gün veda ederken şehre, sokak lambalarının altında yürüyelim. Biraz yaramazlık yapalım. İsimlerimizi bir lambanın gövdesine kazıyalım.
Çok konuşalım, çok susalım…
Çok yaşayalım.
Eğer olur da birimiz hüzünlenirse, diğerimiz yer açsın omzunda onun hüznüne. Akarsa iki damla yaşı toprağa, karışıp gitti, desin. Artık ben varım yanında.
Geçmişi sıfırlayıp, geleceği umutlandırıp, bugünü kutlayalım.
Sonra geniş bir çimenliğe uzanıp, o gün kadar güzel olacağına inandığımız rüyalarımıza dalalım.
Ne dersin henüz tanışmadığım…
Saatlerimizi ayarlayalım mı?









