İki çocuktan İnsanlık Dersleri: Uçurtma Avcısı

Please log in or register to like posts.

Merhabalar,
methini bir süredir duyduğum bir kitapla çıkageldim karşınıza: Uçurtma Avcısı.
Hayatım boyunca o kadar çok kitap okudum ki sayısını unuttum bile. Ancak beni etkileyen kitap sayısı iki elin parmaklarını geçmez; bu eseri de ruhuma işleyen kitaplar arasına dahil ettim, gitti.
Kitap, insanı her anlamda çarpıyor; dilinin yalınlığı, kelime seçimlerinin ( çevirmenin gücü) yerindeliği, kurgunun titizliği, kahredici sahnelerin olabilecek en vurucu şekilde betimlenmesi, her şeyiyle kaliteli bir eser.
Yazar o kadar başarılı bir eser çıkarmış ki ortaya, size sadece yazdığı satırları okurken gözyaşı dökmek kalıyor.
Romanın içeriğine gelecek olursak, bir dünya düşünün; var olduğunu bildiğimiz ama görmek, duymak, tanık olmak istemediğimiz bir dünya…
Arkadaş olmalarının mümkün olmadığı bir dünyada arkadaştan öte olabilen iki Afganlı çocuğun birbirinin hayatlarına sarmaşık gibi dolanan öyküsüne tanık oluyorsunuz bu dünyada. Öykü, Afgan toplumunun karanlıkta kalmış kısımlarını gün ışığına çıkarıyor; Hazaraların (Moğol kökenli ırkların) vatandaştan sayılmadığı, “eşek”lerle bir tutulduğu bir toplumu resmediyor Yazar. Kitabın kurgu olduğunu unutmadan gerçekliğe bir not düşmek gerekirse; Afganistan’ın güneydoğusunda yaşayan “Peştunlar”, ırkçılığa kadar varan milliyetçiliklerine aşırı bağlılık gösteren bir ırk. Kitapta saf kan bir “Peştun” olan Emir, doğuştan “Ağa” lakabını kapıyor. Onun aynı süt anneden birlikte beslendiği, onunla aynı yaşlardaki hizmetkarın oğlu Hasan ise bir Hazara olduğu için sadece Hasan. Emir Ağa’nın kahvaltısını hazırlayan, ayakkabılarını cilalayan, Ağa’nın yarışmada kazandığı mavi uçurtmasını yakalayan Hasan…
Böylece kaderleri doğmadan çizilmiş iki saf çocuğun toplumun normlarına göre şekillenen hayatları, romanın eksenini oluşturuyor.
Sakın bu cümlelerimden sonra bu kitabın dostluk temasını işleyen biraz acıklı ama sevimli çocuk romanlarından olduğunu sanmayın. Gözyaşı garantili bir roman: içinde Taliban, tecavüz, savaş, mülteci, zorbalık kelimelerinin geçtiği psikolojik bir roman. İyi okumalar diliyorum.

“Senin bu kadar mutlu olmana, ancak senden bir şey almaya hazırlandıkları zaman izin verirler.”

“Çocuklar boyama kitabı değildir. Onları en sevdiğin renklere boyayamazsın.”

Tek bir günah vardır. Oda hırsızlıktır… Yalan söylediğin zaman, birinin gerçeğe ulaşma hakkını çalmış olursun.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir