Selam Dostlar..
Nice zamandır yoktum..Ama yazılan şeyleri yakinen takip ettim uzaktan sessizce..
Güzel bir harman yeri aslında burası..Güzel şiirler..Güzel denemeler..
Ben başından beri burada bir serüven oluşturmaya çalışıyorum.Herkesin hayatını aslında uğrak yerleriyle birlikte belirlemeye ve ona göre istikamet çizmeye çalışıyorum kendimce..Evvelden ‘farkındalık’ yaratmak lazım..Neyin farkındalığı bu sorarsanız cevap tek kelime.. ‘Kendimizin’ farkındalığı..
Dışarıdan çok içeriyle..Kaportadan çok daha detaylara.. Yani genelden baya baya özele.. Hatta kendi içimizde bir yolculuğa.. Belki kimimiz için çok uzun sürecek..Kimimiz için ise bir hayli kısa…Ama bu yolculuk aslında ‘ilk soru ve ilk cevap’ ile başlıyor..
İnsan kendi hikayesini hangi meseleden ve hangi zamandan alırsa alsın gideceği başlangıç noktası bu soru…
Soru..Sual..
Cevap..Yanıt..
Cümleyi 4 şekilde de tanımladığınızda ne soru/sual ağırlığından bir şey kaybediyor..
Ne de cevap/yanıt mühim oluşundan bir şey kaybediyor..
Yer..Mekandan münezzeh bir yer..Ama bir meclis olduğu aşikar..
Zaman..Zamansızlığın kapladığı bir an..Ama aslında ‘ilk soru’nun tam zamanı..
Biz daha biz değilken..
Yani..
Ete/kemiğe bürünmüş halimizden zerre yok ortada..
Soru tam muhattapına gelmiş aslında.. Ete-kemiğe sorulacak soru değil demek ki..Soru ‘CAN’a sorulmuş..
-“Elestü Bi Rabbiküm?” (BEN SİZİN RABBİNİZ MİYİM?)
-Kalu Bela..(EVET..SEN BİZİM RABBİMİZSİSN..)
İşte dostlar..
Hepimizin hikayesi böyle başladı..
Bir soru/bir yanıt ile..
Acizane bir tavsiye…
Verilen sözlerinizi unutmayın!!
Rabbe verdiğiniz bu cevabı da..
Bu arada Cuma’mız bize Yar olsun…
Allah’a Emanet..










