İlticâmız kime/neye?

İnsana ait mutlakiyet ve aidiyet sorunu; ardı arkası kesilmeyen ahlâk çözülmelerine, kültür kodlarının değiştirilmesiyle aczini inkâr eden ‘bireyci anlayışa’, uhrevi derinliğin kaybına ve anlam yoksunluğuna; benliğin kutsallaştırılması ve ruhun terk’i ile doyumsuz açlık vebasına sebebiyet vermektedir.

Gönlün aynası olan hâl dilinden, bedenin tanrılaştığı ben diline geçişin ismi addedeceğimiz ‘Postmodernizm’; -gayesi üzerine- insana fıtrî olanı ve yaradılıştan gelen yüksek hasletlerini terk ettirerek, tüm bunların menbaı olan ‘Tevhid İnancını’ kökten kurutmayı dava edinmiştir.

Savaşımız nefisle. İçimizdeki hainin büyümesine göz yummak, -ferdî hareketten çıkmış olup- ictimai hayatı mahfederek toplumları ateş çukuruna sürüklemektedir…

Üstad der ki:” Eğer arzularımızla taleplerimizi kesin biçimde sınırlamayı, çıkarlarımızı ahlâkî ölçütlere tâbi kılmayı öğrenmezsek, insan doğasının en kötü yanları dişlerini gösterirken, bizler, yani insanlık, paramparça olup gideceğiz.”

‘Geç olmadan’ … içimize olan göçü başlatıp varlık sebebimizi sorgulayabilmek, diğer bir deyişle kaybettiğimiz ruhun keşfine yeniden tanıklık edebilmek ümidiyle

Vesselam

https://youtu.be/KgAAwiAPDVs 🎼

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.