Kadınlar kadınlarımız…
Öldürülmedi mi? namus denilen kavramlar için.
Oysa; bacakların arasında aradığınız namus kavramı, sadece kadınlar için değildi..
Namus kavramı, insana yüklenebilecek bir kavramdı.
Bir kadının bedeni, ondan başka herkesin bedeni olmuştu.. Namus kavramı uğruna.
Namus kavramınızı, sığdırdığınız bacak aralarına, dekoltelere, peki soruyorum size.
Öldürdüğünüz kadınları nasıl sığdırabilecek-siniz olmayan vicdanınıza…
Kadın; anadır, yardır, dosttur, arkadaştır, yücedir.
Bunca yüce anlamlar yüklenebilen kadınlarımız, ölmek için mi vardı?
Bazen sizi tatmin edecek bir obje, bazen kullanıp atabileceğiniz bir bez parçası, olarak gördüğünüz ve o kıt beyninizde defalarca birlikte olduğunuz kadınları, neden namus kavramınız uğruna öldürdünüz?
Sözlerime yaşadığım coğrafyadan bahsederek devam etmek istiyorum.
Kadın olmak ve doğuda kadın olmak…
Zordur doğuda kadın olmak..
Adını bile bilmediğiniz biri ile kardeşisiniz uğruna berdel ile evlenmektir..
Hiç görmediğiniz birinin koynunda umutlarınızın yok oluşudur..
Sevmek yasaktır doğuda,özlemek yasak…
Çünkü; Kadınsın sen!
Bazı sorular cevapsız oldukları için mi vardı?
Bilemiyorum, soruyorum ama..
Nasıl olur da kadını namusum diye yaşatan da ,öldürende aynı kişiler olabiliyordu..
Kokan ağzı ile yatağına giren, hiç sevmediğinden birinden çocuklar getirmekti dünyaya..
Sevgisiz, sevdasız, eksik çocuklar..
Bir erkek olarak hep utandım.
Çünkü bunu yaparlardandım ve bu çarkın içinde bende vardım.
Bu çarkın içinde, ses çıkarmayan herkes vardı oysa..
Yazdıklarım ile insanlarımı kötülemiyorum, öz eleştirimi veriyorum belkide.
Kötülemiyorum ama soruyorum.
Sahi bir kültür, bir töre nasıl olur da sevdanın önüne geçebilirdi..
Oysa sevda maddeden çok ruhani değil miydi?
Ruhu bile olmayanlar, nasıl olur da alırdı kadınların ruhlarını namus kavramı uğruna…
Yaşayan ölüler derlerdi bu kadınlara bizim oralarda ve yas tutulmazdı yaşayan ölülere.
Yazdıklarım deniz de bir damladır belki de, fakat her damla bir gün birleşmez mi deniz ile?
Sözün özü güneşten önce doğan kadınlarımız, güneş batmadan önce öldürüldüler…
Sahi neydi bu namus kavramı?
Para ile alınıp satılan bir şey mi?
Ne olduğunu bende anlayamamıştım ama, ölümler vardı biliyordum.
Ölümler…
Kanlı çarşaf görünce gururlanan, erkek çocuk olunca gurur ile yürüyen insanların olduğu coğrafyada kız çocuklarının ölümünü görürken, küçük yaşlardaydım.
Ortamda köpeği ölmüş bir çoban sessizliği vardı..
Kocaman erkekler, saçları yeni örülecek kıvama gelmiş bir kız çocuğunu öldürüyordu..
Kokuyordu coğrafyam, en kötüsünden..
Ölen kara kaşlı çocuğa, bir toka vermek isterdim.
-Bak bu toka senin örüklerinin kelepçesidir.
sarıl örüklerine kaptırma..
İnandığım tüm doğrular adına söz vermiştim.
Yazacaktım erken ve ergen ölen bu çocukları yazacaktım, yaşatacaktım birilerinin yüreğinde..
Ve sonra..
Her gece karartırken içimi, dış görünüşümü düzelttim.
Şimdi içimdeki karanlıkları yazıyorum, yollarınıza aydınlık olsun diye..
Ne yapmalıydı peki bunu yapanlara..
İsterdim ki kelimelerime asmak.
70’lik bir erkeği 17’lik bir kız çocuğuna dokunurken boynundaki muska ile boğmak gerek.
Sıratı bu köprüde kuracaksın mesela..
Yakmaya başlayacaksın sakallarından..
Ben sözümü tuttum yazdım.
Berivan, Ayşe, Zeynep, Buse ve niceleri..
Yazdım ve yazacağım güneş gözlü kız çocukları, güneş her doğduğunda sizi hatırlarım….










Bir yazım hatasıdır; Kokan ağzı ile yatağına giren, hiç sevmediğinden birinden çocuklar getirmekti dünyaya.. değil de. Kokan ağzı ile yatağına giren, hiç sevmediği birinden çocuklar getirmekti dünyaya olacak. Saygılarım ile umutlu kalın..